rüya günlükleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rüya günlükleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2015 Çarşamba

dönme dolap

oğlumla birlikte bir lunaparktayız. ben dönme dolaba binmek istiyorum. bu değişik bir dönme dolap yüksek bir kulenin hemen yanında ve dönme dolaba binebilmek için önce kuleye merdivenle çıkıyor ve kulenin tepesinden dönme dolaba biniyorsun. kuleye çıkıyorum. çıktığımda ne kadar yüksek olduğunu görüp bırak dönme dolaba binmeyi ayağa bile kalkamayacak kadar yüksekten korkup aşağı inmeye karar veriyorum. rahatlıkla çıktığım merdivenlerden korkarak aşağı iniyorum. yüksekten korkan biri değilim normalde ama rüyamda o dönme dolaptan ve yüksekten ödüm kopuyor. sonra oğlumla lunaparkta gezmeye devam ediyoruz. yorumu çok manidar.

Rüyada lunapark görmek, gerçekle kısmen ilgili olarak tabir edilir diyebiliriz çünkü bu rüya evin en küçük bireyi ile tabir edilir. Rüyasında lunapark gören rüya sahibi, evde yaşça herkesten en alt sırada olan kişiden hayır görecek demektir. Bu küçük beyefendi ya da hanım efendi ailesini çok sevindirecek başarılar elde edecek demektir. Örneğin okul birinciliği alabilir, sınavda alacağı puanla ilk sıralara yerleşebilir diye tabir edilebilir. Aynı zamanda yaşıtları arasında terbiyesi ve akıllığı sayesinde parmakla gösterilecek demektir.

Rüyada dönme dolap görmek, duygusal hayatta yaşanılan karışıklıkların kişiyi yorduğuna ve mantıklı kararlar almakta zorlandığını işaret eder. Dönme dolap görmek aynı zamanda herkesin düşüncesinden ve önerisinden etkilenildiğini, bir türlü kendi kararını veremeyen rüya sahibinin giderek hayatının kontrolünü kaybettiğini de alamet eder. Derinleşemeyen düşüncelerin, her konuyu yüzeysel algılamanın ve değerlendirmenin de tabiri olan rüya, aslında şanslı bir dönemde olunduğunu, sadece içinde bulunulan koşullardan uzaklaşarak daha duru bir görüş açısına sahip olunması gerektiğini bildirir.
 
Rüyada yüksekten korkmak, hırslarınız nedeniyle hak ettiğiniz başarıya ulaşmak için çok çaba sarf ettiğinizi ancak çabalarınızın bir süre daha sonuçsuz kalacağına delalet eder. Rüyada yüksekten bakıp korkmak, sahip olmak istediğiniz mevki ve makama çok yaklaştığınıza fakat yaşadığınız korkular ve cesaretsizliğiniz nedeni ile karşınıza engel çıkacağına işaret eder. Rüyada çıktığınız yüksekten korkup inmeniz ise, henüz işinizde yükselmeye hazır olmadığınıza, yükselseniz bile görevinizi layıkıyla yapamayacağınıza yorulmaktadır.

14 Nisan 2013 Pazar

kalem

hangi normal insan rüyasında kendini kalemler arasında kendinden geçmiş görür. rüyamda tek başıma bir kırtasiyedeyim. aldıklarımı koyacak bir sepet ya da poşet olmadığı için aldıklarımı elimde taşıyorum, bir süre sonra aldıklarım avucuma sığmıyor ve sürekli düşürüp duruyorum. rengarenk çok güzel kalemler, değişik silgiler arasında mutluydum, ama bir taraftan da elimden düşen kalemleri sürekli toplama telaşında. sonunda bir poşet buldum ve elimdekileri içine koydum da rahata erdim.

12 Nisan 2013 Cuma

rüya

üç gün önce rüyamda kocaman bir sütlü simit yiyordum. bir sonraki gün de habersiz bir misafirim gelmiş annem ev yaş pastalarından yapıyor ben de yanına kısır da yapalım tamam olur diyordum. dün ise bir kapının önünden geçerken içeri giren 20'li yaşlarda genç kızları görüp ben de arkalarından girdim. meğer orası bir yoga salonuymuş. yoga salonu ama ev. yoga yapılacak alan boş değil ortada kocaman bir masa var. hareketleri tam olarak yapabilmemiz için ara sıra masayı yerinden oynatmamız gerekiyor. hareketler bittiğinde boyun ağrımın geçtiğini farkediyorum. sonrasında katıldığım seansın parasını ödemek için hareketleri gösteren kadının yanına gittiğimde parayı alıyor ve bana üç tane uçan güvercinden oluşan altın rengi bir kolye veriyor. artık sen de buranın bir üyesisin, derslerimize katılan herkese bu kolyeyi hediye ediyoruz diyor. ağrım sızım kalmadan, garip bir huzurla mavi boyalı evin çiçekli kapısından dışarı çıkıyorum. sabah uyandığımda hiç ağrım sızım yoktu. sonra duşa girdim, hazırlandım ve işe geldim. duştan sonra boynumdan başıma doğru bir ağrı saplandı ve şiddeti giderek arttı. artık ilaç içmek istemediğim için geçer diye bekledim, geçmeyince aklımageldi. bir arkadaşın çin'den gelen viks benzeri bir kremi var, ağrılara iyi geliyor. hemen onun yanına gittim ve boynuma, şakaklarıma kokulu kremden sürdüm, ağrım biraz azaldı, iyi geldi. tümgün kokulu kokulu gezerim artık. kendime bursa'da bir yoga kursumu bulsam?ihsaniye taraflarında bildiğiniz bir yer var mı?

3 Ocak 2013 Perşembe

incir

yanımda annem ve oğlum var. sokak aralarında yürürken okul bahçesi gibi bir yere geliyoruz, bahçede erkek çocukları top oynuyor, çocuk konuşmaları, gülüşmeleri içinde yürürken annem birden ortadan kayboluyor. onu ararken bir de bakıyorum bir incir ağacının en tepesinde. değişik bir incir ağacı. incir ağacı gibi yatay geniş değil, sanki bir kavak ağacı gibi ince uzun. üzerinde yaprağından çok incir var. kocaman, sapsarı incirler. en tepesinden en alt dalına kadar incir dolu. biz de incir yemeye başlıyoruz. çok çok tatlı değil, tam bol bol yemelik incirler. sonra az önce oynarken gördüğümüz çocuklar da geliyor ve annem onlara da incir vermeye başlıyor. çocuklardan biri de ağaca çıkmak istiyor, ama ağaç o kadar ince ki o da çıkmaya çalışınca öne doğru eğiliyor ve çocuk çıkmaktan vazgeçiyor. bizler alt dallardaki incirleri yiyoruz ve incir ağacındaki tüm incirler bitiyor. tüm çocuklar ve ben keyif içinde, zevkle yiyoruz incirleri. rüyamda incire doyuyorum. dün gece sıkıntılı yatmıştım, ağlayarak uyudum. çocuk gülüşleri, ağacın tepesindeki annem, tombul, tertemiz, leziz incirler biraz keyfimi yerine getirdi.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

ben uyanığım da galiba uykuda olan çok



bu aralar çok sık rüya görür oldum. geceleri uyur uyanıklık arası bir süreç yaşadığım için olsa gerek. sıcaklar beni bitirdi, bir de üstüne sabah işe gidecekleri düşünmeden sahura kadar balkonlarda çay içip okey oynayan mahalleli ile tam onlar yattıktan ve sokaklar çay kaşığı şıkırtısı, okey taşı gürültüsü ve çocuk ağlamasından arınmışken sahneye çıkan; makam yoksunu, kafama tokmakla vurur gibi davul çalan, ancak ne hikmetse para toplamaya geldiğinde makamlıca davul çalıp, maniler okuyan riyakar ve bu ülkedeki pek çok kişi gibi işinin hakkını vermeyen, aldığı parayı haketmeyen ramazan davulcusu eklenince benim uyku yalan oluyor.



aradada görülen ama sabah az bir kısmı hatırlanan hummalı rüyalar. geçen gece rüyamda masadaki kakaolu kurabiyelerin mis kokusunu içime çekip çekip tam yemeye karar verip bir tanesini ağzıma attım, o güzel yumuşacık kurabiye ağzımda dağılıp, tüm rahiyasını ağzıma bırakırken birden bir kadın kahkahasıyla uyandım.burnumda hala o güzel koku, damağımda o baştan çıkaran tat varken dudaklarımda bir gülümseme belirmişti ki davulcu tokmağını kafama kafam indirip beni tekrar gerçek dünyayla buluşturdu. kendisinden o kadar bezdim ki bir gece balkondan çıkıp kardeşim ya şu davulu adam gibi çal ya da yapma bu işi diye bağırmak geçiyor içimden. bu fikrimi evdekilere de söyledim şakayla karışık. dün akşam yemek hazırlarken kayınpederim usulca yanaşıp "aman kızım sakın davulcuya falan birşey deme,bak malatya'da olanlara." dedi. işte bu ülke bu hale geldi.


kimse düşüncelerini özgürce söyleyemez, eğer onlardan değilsen, onlar gibi düşünmüyorsan konuşma, eleştirme hakkın yok. eleştirirsen evin taşlanır, yakılır. yanlışlıkları görüp,dile getirmezsek nasıl düzelecek? "salla başı, al maaşı" gibi özlü sözleriyle ünlü canııım ülkem nasıl kalkınacak? kabahatin çoğu senin be canım kardeşim der, sürçü lisan ettiysem affola deyip sahneden ayrılırım. nasılsa hepimizden ülkede oynanan gölge oyununun kahramanı olmamız isteniyor.

15 Aralık 2011 Perşembe

bak ne olmuş



benim üniversiteyi kazandığım dönemdeki dokuz eylül üniversitesinin tınaztepe'deki kampüsü gibi ıssız bir yerde bir başına bir binada eğitime göndermişler n. ile beni. ders bitiminde eve gitmek için çıkıyoruz binadan,otobüse binmek için geçmemiz gereken yola dört katlı bir bina yüksekliğinde inşaat kumu dökmüşler.geçiş yolumuz tamamen tıkalı.sadece kenarda bir insanın geçebileceği genişlikte bir yol açmışlar,ordan da karşı yönden sürekli olarak garip tipli erkekler geliyor.bir süre sıranın bize gelmesini bekliyoruz,ama sıra bir türlü bize gelmiyor.en sonunda dalıyoruz adeta ters yöne girmiş araçlar gibi.sürtüne sürtüne,itişe kakışa ilerliyoruz.kumu geçip açığa geldiğimizde çantamı açıp içinebaktığımda bütün paramın çalınmış olduğunu görüyorum.parayı önemsemiyorum.cüzdanım ve diğer şeyler çantamda.o sıkıntılı durumdan kurtulmuş olmanın mutluluğuyla belediye otobüsüne biniyoruz. aslında izmir'deyiz. geçerken varyant'ın arka sokakları olduğunu düşündüğüm bir yerde üzerinde pera palas yazan aynı istiklal caddesindeki gibi oymalı süsler bulunan çok katlı tarihi bir bina görüyorum. o binayı gördükten sonra birden akşamın alacakaranlığı çöküyor.içime yerleştirdiği sıkıntıyla birlikte.

n.nin evindeyiz. yatakta oğlu oyun oynuyor.onu evine bırakıp çıkıyorum. yol boyunca yürüyorum.yol kenarlarında öbek öbek koyu renkli, kötü kokulu küller var. bir kadın her kül öbeğinde durup bir parça külü iki parmağı arasına alıp kokluyor.dikkatle ne yaptığını izliyorum. birden durup bana dönüyor ve "kükürt kokuyor, tıpkı yakılmış insan bedenleri gibi" diyor. irkilip hızla ordan uzaklaşıyorum.



eski bir çarşıdayım.küçük dükkanlar var. nal yapan,keçe yapan, çan yapan dükkanlar. çarşı osmanlı döneminden kalmış gibi. kendi kendime kemeraltı'nda ne değişik sokaklar varmış burayı ilk defa görüyorum diyorum. her dükkanın önünde kocaman köpekler var.köpekler beni izliyor, hiçbiri havlamıyor.



bir kırtasiyedeyim. hani okul kenarlarında olan ıvır zıvır herşeyi satan tipte bir dükkan.önce 10 tane çokomel alıyorum.sonra beyaz kağıt almaya karar veriyorum ve 4 adet kağıt istiyorum. adam kağıt topundan 4 adet kağıdı veriyor.kağıtların hepsinde yazılar var veya çizgiler.boş kağıt istediğimi söyleyip kağıtları geri veriyorum.adam uzun süre arıyor,ama bütün kağıt topunun içinde bir tane bile temiz beyaz bir kağıt bulamıyor. kızıp çokomelleri de bırakıp çıkıyorum dükkandan.

rüyalarda mekanlar, rüyanın kahramanları ne kadar çabuk değişiyor. dün gece tüm bu yazdıklarımı arka arkaya gördüm. rüyadayken ardarda olmaları mantıklı gibiydi. yani ben az önce başka bir yerdeydim şimdi niye burdayım diye düşünmüyor insan. sabah olduğundaysa düşününce saçma geliyor. bazen kafamı bir soru kurcalıyor. ya aslında bizim uyanık olduğumuzu sandığımız zaman aslında rüyadaysak. yani rüyalarımız gerçek, bizim gerçek sandığımız yansımalarsa.



dün gece garip, iç sıkıcı rüyalar gördüm. sebebi belki de yatmadan önce çok ağlamış olmam olabilir. ya da yeterince ağlayıp içimin tortularını temizlememiş olmam da olabilir.

ben kendime küçük mutluluk alanları yaratmaya çalışırken oyun alanımı bozmaya çalışanlara rağmen inadına mutluyum. ben dün koroda bu şarkıyı öğrendim. tek başıma asla söyleyemem,ama koroda söylüyorum. bir de bloga video eklemeyi öğrensem süper olacak.

19 Ekim 2011 Çarşamba

çok ağladım

dün gece çok ağladım. uykudan ağlayarak uyanmak, tüm gününün berbat geçmesi için yeterli bir sebep. rüyamda bir aile dostumuz evime geliyor ve babamın öldüğünü söylüyor. içim nasıl acıyor, nasıl bir sızı hissediyorum anlatamam. sabah uyandığımda bu can acıtıcı rüyanın akşam yaşadığım endişeden kaynaklandığını düşünüyordum. dün akşam eşim eve geç geldi, ne gecikeceğini haber verdi ne de telefonlarıma cevap verdi. aklımdan yüzlerce kötü senaryo geçti, açıkçası kendim için değil de oğlumun babasına birşey olacağı için endişelendim. galiba rüyamda da bu sıkıntıyı kendime uyguladım. babam emekli polis benim.çalışırken de hep endişe içinde olurdum. bir kez izmir’de çalıştığı karakol bombalanmıştı. ben üniversitedeyken iki yıl diyarbakır’da çalıştı. o zaman da kulağımız hep haberlerde olurdu. bugün sabah haberleri okuyunca içimdeki sızı daha bir derinleşti, rüyamdaki sızıdan daha beteri geldi yüreğime oturdu. pırıl pırıl parlayan güneş bile kederimi silemez. hükümetin milli yas ilan etmesi gerek.dün 5, bugün 25, yarın kaç kişi? anlamadığım bir savaş bu, evet artık kabul etsin hükümet, bu bir savaş ve savaş zeka gücüyle kazanılır, hayt huytla,asarım keserimle değil. hoş astığınızı da görmedik ya zaten.

18 Ağustos 2011 Perşembe

saç



rüyamda saçlarım uzunmuş ve o uzun saçlar rüzgarda uçuşup ağzıma doldu, neredeyse boğuluyordum, kendi öksürüğümden uyandım. rüyada görülenler ne kadar gerçekçi oluyor. kendi saçlarım beni boğup öldürecekti neredeyse.



hatırlamışken yazayım dedim.



bugünlerde hep uykum var, izinden geldim, ama hala yorgunum.ruhum dinlenmedi ki. sıkıntı, boğuntu, herkesin derdi var.dert dinlemekten yoruldum. yonca tokbaş gibi alıp oğlumu tekneyle denize açılsam herşeyden herkesten 1 haftalığına soyutlansam belki dinlenirim,ama öyle bir şansım da yok.

rüyamda kendi saçımdan boğuluyordum be! aklıma izlediğim bir sherlock holmes filmi geldi.orda ayak fetişi bir seri katil genç kızları kaçırıp ipek çoraplarını ağızlarına tıkarak onları boğup öldürüyordu. ben de kendi saçımdan ölecektim neredeyse.

günler birbiri ardına sıralanıp gidiyor, sabah kalk işe gel, çalış, akşam eve git yemek ye, tv izle,yat uyu.biraz bıdıkla sohbet, oyun.

hayat atıştırmalık ıvır zıvırlar gibi, beslemeden atıştırılıp geçiliyor. ben de rüyamda bari saçlarımı yiyeyim dedim herhale, ondan da boğuluyordum.

28 Nisan 2011 Perşembe

sabaha karşı



e. ile sabah yürüyüşüne çıkmışız, halbuki biz genelde akşam iş çıkışı evimize giderken yürüyoruz. yine o tarz bir yürüyüş tempomuz var.yürüdüğümüz yer yeşillikler içinde bir alan. birden gözümüz gökyüzüne kayıyor. gündüz vakti iki muhteşem ve kocaman baykuş kocaman kanatlarını açmış uçuyorlar, sırtlarında da yolcu olarak yavru baykuşları var. arkadaşım birden çok mutlu oluyor ve parendeler atmaya başlıyor, sonra kendini hemen yanıbaşımızdaki çimenlik yardan aşağıya bırakıp yuvarlanmaya başlıyor. keyifle başladığı bu yuvarlanmada duramadığını farkendince birden panik oluyorum ve aşağıya doğru bir adım atıyorum. çimenlerin arası ıslak ve çamurlu, ayağım kayıyor, arkadaşım yuvarlanmaya devam ediyor ve birden bir erkek onu yakalayıp kolayca yukarı çıkarıyor. ikimizin de elinden tutup bizi düzlük yola çıkarıyor. arkadaşımla eve gidip işe gitmek için hazırlanmak üzere ayrılıyoruz.



ormanlık bir alanın kenarında müstakil bir evim var. dış demir kapının açık olduğunu görüyorum. aklımdan içeri tilki falan girer niye bu kapıyı açık bırakmışlar ki diye geçiriyorum. yukarı çıktığımda oğluşuma bakıyorum.annemle sarılmışlar, uykunun en tatlı yerindeler. sonra kendi odama gidiyorum. üzerimi değiştirirken ortalıkta uçuşan övez tarzı minik böcekleri yüzümden kovalıyorum, kulağıma kurbağa sesi geliyor kafamı kaldırıyorum, duvarla tavanın kesiştiği noktada minik yeşil bir kurbağa var. allah allah bu kurbağa da nerden gelmiş diye şaşırken yerle duvarın birleştiği yerden birden kırmızı bir yılan süzülüyor içeri. çığlıklar atarak anneme sesleniyorum.annem geliyor elimize sert bir terlik alıyoruz. yılan bir bukalemun gibi süründüğü cismin rendini alıyor. bize saldırmıyor, ama biz ısrarla onu öldürmek istiyoruz. terlikle kafasını ezmeye çalışıyoruz. yılan öldü ve ben uyandım. yine işe geç kaldım.

25 Nisan 2011 Pazartesi

öfke



sabah beşte uyandığımda hala öfke doluydum. hani eteğimdeki tüm taşları dökmüş, deli gibi çemkirmiştim kocama, kayınpederime, görümceme yine de sakinleşememiştim. söylediklerim, içimde tutup, söylemek isteyip söyleyemediklerimdi. öfkeyle konuşmuştum rüyamda,uyandığımda vücudumdaki adrenalin üst seviyelerdeydi ki tekrar uykuya dalamadım. su içmek için kalktığımda eşimi bilgisayarın başında buldum. saate baktım, saat 5’ti. hiç yatmamış. biraz kanıma karışmış hınç biraz da sabaha kadar oturan eşime duyduğum acıma duygusuyla uykum iyice kaçtı. yatakta bir sağa bir sola döndüm, uykulu bedenim uyumak istese de zihnim tekrar uykuya dalamadı.bedenim ve zihnim arasındaki bu çekişmeden yorgun düşen bedenim ne zaman uyuyakaldı bilmiyorum, ama tekrar uyandığımda işe geç kalmıştım. şu saat oldu hala üzerimdeki bu gerginliği atabilmiş değilim.

hava hala kapalı ve yağmurlu, havadaki negatif iyonlar mı beni bu kadar negatif kılan bilemiyorum. güneşe, çiçeğe hasret bir ilkbahar geçiriyorum. sanki hava düzelince hayatımdaki kara bulutlar da dağılacak da inadına hava düzelmiyor gibi. yaşadığım mahalleden, evden kurtuluş ümidim hiç kalmadı gibi. evin kapısından girerken daha sanki boğazıma bir el yapışıyor nefesimi daraltan. cumartesi, pazar bol bol gezdim.tek başıma arkadaşlarıma ev oturmasına gittim.cumartesi sabah psikoloğumla görüştüm. rahatlamam, sakinleşmem gerekirken daha öfkeli döndüm eve. sanki açık görüşten dönen mahkum gibi oluyor dönüşüm.dönüşüme tek sebepse bir yer cücesi. 32 yaşında karmakarışık bir hayatın ortasındayım. bu yaşımda herşeyin rayına oturmuş olması gerekmiyor muydu?iyi bir mahallede sıcak ve düzenli bir yuva hayal ediyorum.mümkünse eşimin de benim de ailemden uzakta olsun.eşimin ailesinin bu kadar içine dahil olmak hiç hoşuma gitmiyor.herkes yerinde sağolsun, ama uzak olsun istiyorum. allah’ım lütfen eşim antalya’da bir iş bulsun. gerçi ufak bir işyeri açıyor, bu iş bulma ümidini de yitirdim tamamen.



durumum hiç iyi değil. dün evden kendimi dışarı atıp bulvar boyunca yürürken kendimi “senin psikolojinin düzelme şansı yok kızım, at kendini şu arabanın önüne, kurtul içindeki bu saçma sapan acıdan” diye düşünürken buldum. iyi olacak diyip duruyorum kendime sürekli, ama iyi olması için çaba harcayan kimse yok.ben de dahil herkes günü kurtarmakla meşgul.peki yarın? nedir bu içimdeki yarın korkusu. sürekli şikayet edip duruyorum, ama güvenli ortamımı bırakıp risk almaya cesaret de edemiyorum. sihir var mı gerçekten? iyi bir kız olursam ormanda şirinleri görebilir miyim? ormana da gidemem, çünkü hala bahar gelmedi bu kente.leylaklar açmadı, at kestaneleri çiçeğe durmadı.

29 Mart 2011 Salı

uyuma, bahar geldi!


birden bir uyku bastırdı.gözlerimi açamıyorum.sorunlardan kaçış yöntemlerimden biridir uyku.uyuyup uyanacağım ve herşey düzelmiş olacak beklentisi. tabi ki hiçbir şey beklediğim gibi olmaz. şu an üzerimdeki uyku hali böyle bir kaçış planının parçası mı yoksa baharın ve saatlerin ileri alınmasının getirdiği yorgunluktan mı? şimdi şöyle bol köpüklü mis kokulu bir türk kahvesi içsem uykuyu bertaraf edebilir miyim? sabah güzel düşüncelerle iyi hissederek kalkmak istiyorum.akşam yatarken sabah iyi uyanacağım diye telkinlerde bulunuyorum kendime. tüm gece çeşit çeşit rüya görüyorum, kimini hatırladığım kimini beni uyandırdığı an hatırlayıp bunu unutmamalıyım diye kendime telkinde bulunup sabah uyandığımda unuttuğum. iki gün once bembeyaz gelinlikler içindeydim mesela, çok güzel bir gelin olmuştum. birkaç gün once ise yıllar once vefat eden anneannemle körpecik yemyeşil ıspanakları nasıl pişireceğim konusunda konuşuyordum. rüyalarımı iyiye yorayım iyi şeyler olsun istiyorum. mart ayı da bitiyor. eşim hala bir iş bulamadı. bense bazen çok iyi, enerjik ve mutluyum. bir saat sonraysa tüm enerjim çekilmiş, huysuz, bıkkın, gıcık biri oluyorum. mineler ve sarı çiçekler açtı, erik ağaçları bembeyaz, ortalık karınca ve kertenkele kaynıyor. doğayı gördükçe içim kıpır kıpır. peki ya ben? yine karamsar bir yazı oldu.

oysa tam bugün oğlumu cumartesi günü kütüphaneye götüreyim, acaba bursa’da bir çocuk kütüphanesi var mı diye düşünürken nilüfer belediyesi tarafından tarihi demirci camii’nin restore edilerek bir çocuk kütüphanesine dönüştürüldüğünü ve perşembe günü açılışının olduğunu bildiren bir mail aldım ve çok sevindim. hayatımda ilk kütüphanemi ortaokul yıllarında görmüş olan ben; hep üzülürüm o kütüphanelerin eski, köhne hallerine ve kitapları çok sevmeme rağmen kütüphaneleri pek sevmem. çünkü gittiklerim arasında hayalimdeki kütüphaneye henüz rastlamadım. pek ciddi, sevimsiz ve yetersiz kütüphanelerimiz var maalesef. neyse ki bir çocuk kütüphanesi buldum, cumartesi günü istikametimiz belli oldu.

gözlerim giderek ağırlaşıyor, hani işte değil de evde olsam oturduğum yerde uyuyacağım. içimdeki oyunbozan akşam platese gitme eve git zaten onca çabaya rağmen çok az kilo vermişsin boşver gitsin, eve git ye pudingi sonra da uyu diyor. yooo duymuyorum seni kırmızı karınca. platesime gidip derin derin nefes alıp verip işkencemi çekeceğim. çünkü biliyorum ki sonrasında kendimi iyi hissedeceğim.

not: once yazıp sonra fotoğraf seçtiğim için yukardaki çocuk kütüphanesi fotosunu buldum netten. nasıl güzel bir kütüphane, bayıldım. o zürafanın üstüne yayılıp kitap okumak istedi canım, sonrada belki 10 dk şekerleme yaparım.

21 Ocak 2011 Cuma

şimşekleri severim

Küçük bir kasabaya taşınmışız. Eşimin işi içi taşınmışız, ama o sonra o işten de ayrılmış. Ev sahibimizin de aynı binada yaşadığı bahçeli, üç katlı bir binaya taşınmışız. Ben güleryüzlü tonton ev sahibiyle sohbet ederken diğer kiracı kadın geliyor. Üç çocuklu, güleryüzlü çok tatlı bir kadın. İki kız çocuğu, 10-12 yaşlarında; en küçük çocuk da oğlan, benim oğlumla yaşıt. Çocuklar birden kaynaşıveriyorlar ve bahçede oynamaya başlıyorlar. Ben aklımdan bahçenin dış kapısı olsa bıdığı rahatça aşağıya gönderebilirim diye geçirirken ev sahibi “amcan da buraya kapı siparişi vermeye gitti, ne güzel çocuklar bahçede güvenle oynayacaklar” diyor. Sonra eve çıkıyorum, evin içinde benim olmayan, ama çok beğendiğim eşyalar var. Fırın, ocak ve bulaşık makinası mutfakta zaten varmış, “kendi eşyalarınızı kurmanıza gerek yok” diyor tonton ev sahibi, sonra oturma odasına geçiyorum, gözlerime inanamıyorum bir duvar boydan boya kütüphane, üstelik de içi kitaplarla dolu, benim kitaplarımı da boşlatıp yerleştirmişler. Odanın diğer duvarı boydan boya cam, dışarıdan deniz görünüyor. Hava bulutlu, ama ılık. Ev sahibi “deniz kenarına gideceğiz hadi siz de gelin” diyor. Oğluşu da alıp deniz kenarına atılmış masalarda sohbet eden insanların yanına gidiyoruz. Gökyüzü rengarenk, gri, mor, kırmızı, beyaz, siyah, ama deniz berrak.Sonra birden bire şimşekler çakmaya başlıyor, hayranlıkla izliyoruz,ilerde biryerlerde havai fişek gösterisi başlıyor, bir kutlama var sanki. Şimşekler ve havai fişekler içiçe geçiyor. İçimi yoğun bir huzur ve mutluluk kaplıyor.


22 Aralık 2010 Çarşamba

derinlerdeki


Önce elektrikli süpürgeyle her yeri süpürdüm, sonra yerleri sildim, evdeki tüm aynaları sildim, lavabo ve tuvaletleri temizledim. Yorgunluktan bitmiş halde biraz dinleneyim diye oturmaya yeltendim ki balkonları yıkadın mı diye sordu annem. Hayır, çok yoruldum onu da sen yapıver diyecek oldum, hemen söylenmeye başladı. Bir işi yapacaksan tam yap ya da hiç yapma, balkonları yıkamadıktan sonra temizlik mi olur. Sen ne biçim iş yapıyorsun, şimdi baksam yerleri de hiç iyi süpürmemişsindir… Ben de anneme cevap verdim, rüyamda bayağı bir tartıştık. Uyandığımda hala çok öfkeliydim.


Dün gece gerçekten de temizlik yaptım. Temizlikten sonra da evi üzerlikle tütsüledim. 21 Aralık gecesi, ay dolunayken temizlik yapmak iyi olur diye düşündüm. İş günü akşam saatinde temizlik yapmak da beni yordu. Bu yorgunluğun üstüne bir de rüyamda şiddetli bir çatışma görünce bugün bir hayli yorgun hissediyorum, hem bedenen hem ruhen.


Eleştirel ve hiç bir şeyi beğenmeyen bir annenin mükemmel olmak zorunda hisseden ve eğer çok iyi olmayacaksa, en iyiyi yapamayacaksan hiç yapma düşüncesi kafasında yankılanıp durduğu için pek çok şeyi yapmaktan korkan ve hiç denemeyen kızı. Ne ironi…

8 Aralık 2010 Çarşamba

hemen yap!


döne döne uyumak iyi birşey değil aslında.çünkü her dönüşünüzde uyanıyorsunuz. ne demek istediğimi hamileler çok iyi anlar. e benim göbek de hamile bir bayandan aşağı kalır değil. o yüzden dönmek bazen işkence olabiliyor. hele ki değişklik olsun diye eşimle yatakta yerimizi değiştirdikten sonra gece uykuları dönüp durmakla geçiyor. dün gece rüyamda yere düşmüşüm bacağımın üzerinde bir ağırlık, bacağımı çekmeye çalışıyorum çekemiyorum. yoğun uğraş harcamama rağmen bir türlü bacağımı kurtarıp kalkamadım yerden, sonra bir uyandım ki dönmeye çalışıyorum, ama dönemiyorum çünkü sağ bacağımın üzerine eşim bacağını atmış ve ben bacağımı kurtarıp sol tarafa dönemiyorum.neyse zor da olsa kurtardım bacağımı da uyumaya devam ettim.


bugün bir arkadaşım halimi hatırımı sordu.o da eşinden, eşinin ilgisizliğinden yana dertli. yazışırken aşağıdakileri yazdım ona, buraya da ekleyeyim de güne not olarak kalsın.


"en kötüsü,nasılsa anlamayacak diye konuşmamak.şimdi yazacaklarımı kendimden biliyorum da ahkam kesiyorum.küçük bir örnek,pazartesi akşamı CV’le ilgili gayet detaylı bir açıklama yapıyorum,hayır öyle değil diye benimle iddialaşıyor.defalarca gayet sakin açıklamama rağmen anlamamakta direniyor. sonra ben anlatmaktan yorulup sinirleniyorum.özel hayatla ilgili de aynı şeyi yaşıyoruz.ben nasılsa anlamayacak diyip içimden konuşuyorum.sonra o iç konuşmalar bir süre sonra bende söylenmeye dönüşüyor,o söylenmeler öfkeye,sonunda da her yaptığı gözüne batan,iğreti bir adama dönüşüyor gözümde.hani nefes alıp verişine,yemek yiyişine,evin içindeki dolaşmasına bile sinir oluyorum.çünkü ufacık şeyleri bile zamanında konuşamadığınız için birikip devleşiyor.iletişimsizlik en önemli problemimiz.bazen karşımdaki duvara anlatsam anlayacak gibi geliyor,ama o beni hiç anlamıyor.hatta bir ara yok bende bir sorun var,ben kendimi ifade edemiyorum diye düşünüyordum.psikoloğum ben leb demeden leblebiyi anlıyor.tamam onun işi bu,ama ben de kendimi iyi ifade ediyor olmalıyım ki adam beni anlıyor diye düşünüyorum.yani sorun galiba kocalarımızın kafasındaki önyargıları aşamamamız.ben suç tamamen onlarda demiyorum,ama dışarıdan bakan işin ehli bir göz hatalarımızı görüp söylerse belki onu dinlerler,çünkü bize karşı tamamen kapalılar ve anlamamakta direniyorlar. daha dün akşam boşanmaya karar verip,sabah vazgeçtim.ben akşam orda bir çaba çift kişilik yorgana çarşaf geçirmeye çalışıyorum,sesleniyorum duymuyor.bir baktım gece 11’de yemek yiyor.sonra da bağırınca, bağırıp durma diye bana bağırıyor. ben mi çok şey bekliyorum bilmiyorum.tek bildiğim yoğun bir iletişim problemimiz olduğu.ev işleriyle ilgili ben artık birlikte yaparızı dile bile getirmiyorum.çünkü yapmıyor.önümde iki seçenek var ya ev işi ya çocuğumla, kendimle geçireceğim vakit.ben uzun zamandır ikinciyi seçiyorum.hatta dün akşam yorganları çok zor buldum.çünkü kadın kaldırmıştı,hangi hurcun içine koyduğunu bilmediğimden hepsini indirdim.yani ben de evi otel olarak kullanıyorum.bir de yemek-bulaşık derdi olmasa tam olacak. kocası ev işlerinde yardımcı olan,çocukla ilgilenen kadınların da başka dertleri vardır diyerek kendimi avutuyorum.kimsenin evliliği mükemmel değil,sadece bazıları öyleymiş gibi davranıyor."


evet dün akşam yine sıkıntılı bir akşamdı,ama öfleyip püflemedim bu sabah.tamam dün akşam bir kaç çikolatalı kurabiye yemiş olabilirim, ama kendime verdiğim zararın hepsi bu. dün akşamdan beri beynimde dönen düşünce:bazı şeyleri zamanında yapmayıp sürekli ertelediğimiz için şimdi sıkılıyoruz.


eşim iki gündür kariyer.net'ten özgeçmiş oluşturmaya çalışıyor,bense onun bilgisayarı bu kadar zor algılamasına ve bir cv'yi iki gündür hazırlayamamasına,yazarken kurduğu düşük cümlelere ve yaptığı tapaj hatalarına şaşıp kalıyorum. anladım ki her çalışanın mutlaka hazır bir cv'si olmalı.şu iş bir bitsin ben de kendime bir cv yazacağım.bir de ingilizce cv yazalım dedik,ama ben de ingilizce'yi çok unutmuşum.bir türlü kelimeleri toparlayıp cümle kuramadım.kızdım kendime.ruhsal gelişimim için uğraşıp dururken işle ilgili konularda kendime yatırım yapmadığım için kızdım.geçen haftalarda ben işimden ayrılmaya karar verip sonra 15 yılımı doldurunca emekli olabilme ihtimalini duyup 5 yıl daha sabretme kararı almıştım.ama dün öğrendim ki emekliliğe hak kazanabilmek için toplam 20 yıl çalışmam gerekiyormuş. o yüzden 1-2 yıl içerisinde kendimle ilgili gerekli yatırımları yapıp burdan ayrılmam gerek.çünkü artık gelişimime hiç bir katkı sağlamayan bir işte üç kuruş paraya sırf firma sağlam ve iş güvencesi var diye çalışmak istemiyorum. koca bey bir işe girer girmez hemen kendim üzerinde çalışmaya başlamalıyım.ilk olarak da kilo vermeliyim.çünkü biliyorum dünya ye kürküm ye dünyası ve dış görünüş maalesef çok önemli. bir de ingilizce meselesi çok canımı sıktı, bir cv bile yazamadım. iyice unutmuşum.




30 Kasım 2010 Salı

kısmet


bugün sabah çalan alarmı hiç duymamışım.saat sekizde eşim kaldırdı.sanki gözlerimin üzerinde yüz kiloluk iki insan oturuyor gibiydi,yüzüm gözüm şişmiş sanki.neyse ki bugün temizlikçi gelecek diyerek evin dağınıklığını görmezden gelip çıktım evden,siyah pantalon ve siyah bluzumu giyerek.bugünlerde hep siyah giyiyorum,hatta geçen gün siyah bir gömlek aldım.aslında ben renkli şeyleri severim.esmer olduğum için siyahın beni daha da kapattığını düşünürüm.işe geldim,başağrısıyla.lodos 4 gündür canıma okuyor.sürekli başım ağrıyor.sabahtan bilgisayarımın masaüstünü derledim topladım.her yer ne kadar dağınık.toplanacak ne kadar çok yer var.ev,iş yerindeki masa,buzdolabı,erzak dolabı,giyisi dolabı,oyuncak dolabı,bilgisayarın masaüstü.sürekli bir toplama halinda olmam lazım. neyse ki masaüstümü toparlamayı başardım ve masaüstü resmi olarak yukardaki resmi seçtim. belki keyfim yerine gelir diye öğle tatilinde de d&r’a gidip kendime hediye olarak bir ece ajandası aldım.içimdeki sıkıntı geçmedi bir türlü.akşam eve gidince biraz da detay temizlik yapar ve eve üzerlikle tütsülerim diye aklımdan geçirirken cep telefonum çaldı.



eşimin firmasından istifasını istemişler.tazminatını alarak işten ayrılıyor.yarın itibariyle 10 yıldır çalıştığı firmasından ayrılıyor.artık arabamız yok, eve giren tek düzenli gelir benim maaşım.umarım herşey iyi olur.artık sezgilerime çok güveniyorum.sezgilerimi doğru yorumlamayı da bir öğrenirsem iyi olacak.dün gece rüyamda dik bir uçurumdan aşağı çok rahat inip sonrasında çok güzel ve hızlı bir şekilde bisiklet kullanıyordum.aklımdan da bisikleti bu kadar iyi kullanabildiğime göre artık araba da kullanabilirim diye geçiriyordum. bugün rüyamı yazarım diyordum,kısmet başka şeyler yazmakmış.

13 Eylül 2010 Pazartesi

ortaya karışık


psikoloğumun muayenehanesindeyim, bir kadın bir erkek aynı anda iki kişi daha var.onlarla görüşmüş,görüşmenin sonunda 15 dakikalık üçlü bir görüşme yapıyor.sonra başka bir kadın daha geliyor ve durmadan konuşmamıza müdahale ediyor.görüşmeleri tamamlanmış kadın ve erkek kalkıp gidiyorlar.benim anlatacaklarım var o yüzden ısrarla kalıyorum.psikloğum geveze kadına bir türlü müdahale etmiyor.sonra biraz daha yaşlıca bir kadın daha geliyor.ben konuşmak istedikçe kelimeleri ağzıma tıkıyorlar.o kadar sinirleniyorum ki öfeyle kalkıyorum ve psikoloğum bu kadar ince biriyken sizing gibi inceliğin I’sindeki noktadan haberi olmayan akrabaları olduğuna inanamıyorum diyerek içim öfke dolu çıkıyorum odadan. dün sabah böyle bir rüya ve korkunç bir bel ağrısıyla başladım güne. gerçi uzun zamandır belimde bacağıma vuran korkunç bir ağrı var,ama dün had safadaydı. tüm gün belim ağrıyor diye ortalıkta dolandım,gece de bel ağrısından uyuyamadım.madem uyuyamıyorum bari kitap okuyayım dedim ve açlık oyunları serisinin üçüncü kitabı alaycı kuş’a başladım. gece ikide hala kitap okuyordum.sonra belimi kanepeye yaslayarak oturma odasında uyumaya çalıştım.yarı uyur yarı uyanık kah delice yağan yağmuru,kah saatin tik taklarını kah da buzdolabının sesini dinleyerek sabahı ettim. sabah duş alıp hazırlandım,benim bıdık da uyandı onu da giydirip dedesine bırakmak için hazırladım.küçük bey ayakkabısını giyerken sinirlendi ve benim ayakkabılarıma tekme attı.kendi ayakkabısını da benim ayakkabımı da parçalamak istiyormuş.gözlerinin içine baktım ben de başka bir şey yapmak istiyorum dedim.sustu ve merdivenlerden inmeye başladı, durdu “ne istiyorsun” dedi, ben de söylemeyeceğim dedim elindeki çantayı tüm gücüyle sırtıma indirdi.zaten uykusuzum,canım yanıyor nevrim döndü birden ben de elimi kaldırdım,ama vurmadım dedesi kapıdaymış,bir daha dedim bir büyüğüne vur seni çok kötü cezalandıracağım.ağlayarak bıraktım çıktım evden.bugünlerde çok huysuz ve gıcık bir çocuk oldu.herşeye mızmızlanıyor.bayramda annem,babam,kardeşim ve eşi bizdeydi.onların yanında da bana yapmadığını bırakmadı.insanları evden kovdu.neden böyle yapıyorsun dedim.sonunda baklayı ağzından çıkardı.ben misafir gelince onunla ilgilenmiyormuşum,oyun oynamıyormuşum. Öylesine huysuz ve mızmız ki bu durumu çok canımı sıkıyor.annemlerin yanında geldi bana pat diye vurdu ben de ona tokat attım o bana tekrar vurdu ben de tekrar tokat attım.sonra babası hemen arka çıktı.oğlum annene niye vuruyorsun demek yerine bana çocukla çocuk oluyorsun diye bağrındı.annemlerin yanında yine ufak çaplı tartıştık. tabi herkes bozuldu,babam surat astı.tatilden döndüğümüzden beri her gün bıdıkla mutlaka kavga ediyoruz.son derece aksi,huysuz,mızmız bir çocuk oldu.bir de artık her akşam çekirdek yiyor.artık kendisi çekirdek yiyebiliyor ve sakızdan balon yapabiliyor.bir kasılışı var görmelisin.bugünlerde yine kendimi çok gergin ve mutsuz hissediyorum.cumartesi günü bıdık erken uyuyunca evdeki filmlerden izleyelim dedik ve konusunu bilmeden aldığım ferzan özpetek’in mükemmel bir gün filmini izlemeye başladık.filmi izlerken ikimiz de şok olduk.güzel bir aile filmi beklerken yüreğimize oturan bir sonla bitti film.ikimiz de öylece kalakaldık.eşim bana nerden buluyorsun böyle filmleri şimdi nasıl uyuyacağız dedi.ben hemen eğlenceli bir film izleyelim dedim ve bir adam sandler filmi olan gerçek masalları izledik.seviyorum bu adamın filmlerini.kafa dağıtmak ve eğlenmek için super ve hep mutlu sonla bitiyor. hayatta her kötü olayda keşke masallardaki gibi mutlu sonla bitse.


bir sure şu resimdeki kız modunda takılsam.yine depresyondamıyım ne!zaten havada bulutlu.

30 Temmuz 2010 Cuma

uyku uyku bütün istediğim buydu

çarşamba günü bir müşteri ziyaretine gittim.hani genelde patronun masasının arka duvarında atatürk resmi olur, bu firmada turgut özal’ın halıdan dokunmuş bir portresi vardı.garibime gitti doğrusu.sonra düşündüm, adamın atası onu yoktan var eden, zenginleşmesini sağlayan turgut özal. bu ülke üzerinde özgürce yaşamasını sağlayan kişi neden atası olsun. bu durumdan çok etkilenmiş olacağım ki aynı günün gecesi rüyamda turgut özal’I gördüm.detayları çok hatırlamıyorum,ama bir odaya giriyorum bir bakıyorum sandalyenin üzerinde o kocaman gözlükleriyle turgut özal.

iki gündür sabah uyanamadığımdan işe geç kalmamak için taksiyle geliyorum. verdiğim parayla kendime başka şeyler alabilirdim ya da güzel bir yemek yiyebilirdim.çok acıyorum taksiye verdiğim paraya.tabi uyuya kalınca çeşit çeşit de rüya görüyorum. dün geceki rüyalarımdan birinde iş yerindeyim, ama kimsecikler yok müdürün odasına iki kişi misafir geliyor.çaycı falan ortalıkta olmadığı için benden kahve yapmamı rica ediyorlar.tabi ki diyip nasıl içersiniz diye soruyorum.bir sade,bir orta, bir şekerli kahve istiyorlar.tühünüz diyerek mutfağın yolunu tutuyorum.ağır misafirler olsa gerek ki elim ayağıma dolaşıyor.bir türlü doğru düzgün bir fincan bulamıyorum.fincanların ya tabakları farklı ya kulpları kırık, tamam ya bu fincanlar olsun diyorum bir türlü kahveyi yapamıyorum.rüyamda uzun bir sure fincandı kahveydi derken debeleniyorum.sonra içeri gidip, fincanları bulamadım,kahve de yapamadım diye ağlıyorum.adamlar halime acıyıp fincan aramaya geliyorlar mutfağa.

ikinci rüyamda da garip bir tatil köyüne tatile gitmişiz.bavullarımızı taşıyan bir kız bizi deniz kenarından odaya götürüyor.deniz nasıl berrak,nasıl mavi,muhteşem bir kumsal var.sonra tatil köyünün arka tarafından bahçelik yerinden oğluşla eşimin yanına gidiyorum.tatil köyünün bir kısmı hayvanat bahçesi gibi.sonra bir bakıyorum fil gibi uzun hortumu olan, ama vücudu çita gibi inc eve çevik filin blumia hali gibi bir hayvan benim oğluşu hortumuyla dövmeye çalışıyor.eşim de ben de müdahale edemiyoruz.filimsi yaratık ve benim oğluş alt alta üst üste dövüşüyorlar ve benim naïf kendinden küçük çocuklardan bile dayak yiyen ve sesi çıkmayan oğlum en sonunda filimsi yaratığı tutup fırlatıyor, dövüşün galibi oluyor. annesi de bir uyanıyor saat 8.30 olmuş ve işe geç kalmış.

tatil vaktim gelmiş değil mi?

6 Temmuz 2010 Salı

kayıp aranıyor

hani hepimizin zayıf gösterdiğine inandığımız ve rahat ettiğimiz bir siyah pantalonumuz vardır ya işte benim o pantalonum kayıp.dolabımda bulamıyorum.sanki şeytan aldı götürdü,satamadan da getirse.dün işe saçma sapan bir kıyafetle gelince içime oturmuş olacak ki gece rüyamda siyah pantalonumu gördüm.şöyle ki;

evde söylenip duruyorum.siyah pantalonumu ve bir elbisemi bir türlü bulamıyorum,kayıp diye.eşimde bana kızıyor,evin içinde nasıl kaybolacak diye.sonra tv'de bir haber bir bakıyorum benim pantalonla elbise bir bombalama olayına karışmış.teröristler benim yıkayıp balkona astığım güzelim siyah pantalonumu alıp bomba yapımında kullanmış.

offf ya pantalonum nerdesiiiiin?insan evin içinde nasıl eşyasını kaybeder anlamıyorum ki?_

20 Mayıs 2010 Perşembe

denizde fırtına

içinden deniz geçen küçük bir sahil kasabasının belediye başkanının evinde bir düğüne gitmek için oğlumla beraber hazırlanıyoruz.evin sahibi bayanın bir kız bir erkek oğlumun yaşlarında iki çocuğu var.bir koşuşturmaca hazırlanıyoruz.bende her zamanki gibi bir geç kalmışlık duygusu.hazırlanırken bir taraftan da pencereden dışarı bakıyorum.deniz şehrin içine doğru girmiş,ev hemen denizin kenarında.dışarıda fırtına var,ama gökyüzü ve deniz masmavi.dalgalar kıyıyı dövüyor.çok büyük ve şiddetli dalgalar.evin kocaman pencereleri var.denizi izliyorum uzun bir süre,sonra düğün aklıma geliyor ve bir telaş hazırlanmaya devam ediyorum.

7 Nisan 2010 Çarşamba

ada rüyası

dün rüyamda imralı adasına kaymakam olmuşum.ben kendi kendime şaşıyorum.ya ben ne zaman kpss'ye girdim, hem endüstri mühendisleri kaymakam olabiliyor mu,ayrıca imralı adasından yaşayan insanlar var mı?gibi bir sürü şaşkınlık ve elimde atama yazısı,içimdeyse garip bir mutluluk.