hayat bazen üstüne üstüne geliyor insanın. sabrım mı sınanıyor acaba diye düşünüyor insan. işle ilgili olarak hiç sevmediğim saçma sapan bir sürecin içindeyim. mükemmelliyetçi zihniyetim başladığım işlerin olması gereken şekilde sonuçlanmayacağı kaygısıyla beynimi yiyip duruyor. bugün bakarsan aslında yoğun çalıştım. ama elle tutulur hiç bir sonuca ulaşmadığı için görünürde yaptığım hiç bir şey yok.
haftaya okullar açılıyor. okulların açılıyor olmasından mı nedir benim hassas oğlumun gözünde arpacık gibi bir kızarıklık oluşmuş. bugün evdekilere çayla pansuman yapmalarını söyledim. eğer azalmamışsa yarın doktora götüreceğim. geçen yılki okul kıyafetlerini denedik hiç biri olmuyor. büyümüş benim bıdık sevinsem mi yoksa tekrar kıyafet masrafına üzülsem mi bilemedim. okul kıyafetleri de almaya mecbur olduğu için çok pahalı satılıyor. her yıl okullar açılacağı dönem piyasada artan kırtasiye malzemeleri yüzünden ayrı bir mutlulukla dolardı yüreğim, bu yıl işyerindeki bu değişiklikler nedeniyle heyecan falan yok.
bugün iş çıkışı arkadaşla lemana gideceğiz. birer bira içip efkarlanalım. sonra eve giderim. ne işe ne eve sığamıyorum. ara sıra daldığım hayal alemi de olmasa hiç nefes alamayacağım. kulağımda deep purple-smoke on the water biraz gezdim geldim de nefes daralmam biraz düzeldi. öf ya allah herkese dirlik düzenlik versin, belirsizlikten korusun. öyle saçma sapan, boktan püsürükten ki yaşananlar tüm insanlardan nefret ediyorum bazen.
gıcık olduklarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gıcık olduklarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Eylül 2012 Çarşamba
15 Haziran 2012 Cuma
sabır, sabır, ya sabır!!!

hımmmm sakin olmalıyım, derin derin nefes alıp vermeliyim, hımmmm....
yoksa ahyaaaak diyerek dalacağım koca beyin beyninin ortasına elimdeki baltayla.
bu erkek milletine ne oluyor da kızın anne babası ziyareti gelince birden frankeştayna dönüşüyorlar.
pazar günü izmir'den annem geldi. oğluşun tatilinde birlikte vakit geçirmek istemiş. annem geldiğinden beri sevgili eşim yine bir triplerde,olmadık şeylerden bana gücü yettiğince bağırıyor, tüm akşam face'te takılıyor, ibrahim tatlıses'ten yıkılmışım ben falan paylaşıyor. kendi kendine takılıyor işte. hani utanmasa çay falan koyunca şekerini neden karıştırmadın diye çemkirecek.
az önce evi aradım, bugün gün içinde eve uğramış, kendi ailesiyle olan çocukluk fotoğraflarını büyütüp, çerçeveletip salona asmış. zaten anne babasını her gün görüyor, aynı binada oturuyoruz. yılın her günü bir aradayız. her akşam birlikte yemek yiyoruz , ailesini özleme gibi bir zamanı hiç olmadı ve 10 yıldır evliyiz. niye durup dururken fotoğraf asma ihtiyacı duydu meraktayım.
psikolojik olarak sorunları var, var ama ben anlamıyorum. havsalam almıyor diye bir laf derdi babaannem işte ondan.
en iyisi alttan alıp hır gür çıkarmamak. istediği kavga gürültü çıksın, huzursuzluk olsun, sen annenler gelince değişiyorsun, şımarıyorsun desin. onu yapabilmek için sınırlarımı sonuna kadar zorluyor. evet evet canımdan bezdiğim anlarda hayalimde baltalı ilahı yardıma çağırıp, kafasına baltasını indirdiğini hayal edeyim.oooo, bunu düşündüğüm çok iyi oldu. karikatür insan!
ben de sabır sabır çekerek, sınırlarımı mümkün olan en esnek hale getirmeliyim. hadi kızım kara kitap uyma deli kocana, gül geç, alttan al. akıllı olllll!!!
hadi hep beraber sabır, sabır, ya sabııııır! belki de akıllanır.
19 Mart 2012 Pazartesi
işimden nefret edenler buraya

gelip de bu koltuğa oturdummu midem bulanmaya başlıyor. ensemden gözlerime ve tüm kafa bölgeme bir ağrı musallat oluyor. işler gözümde büyüyor büyüyor büyüyor. masamdaki kağıtların üzerine kusmak ve işimle ilgili olarak içimde büyüyen ifrazatı dışarı boşaltmak istiyorum. yaklaşık 15 gündür başım ağrıyor, ama sadece haftaiçi. sabah baş ağrısıyla kalkıyorum, akşam eve gidene kadar başım ağrıyor. hani işte kötü giden bir şey de yok, iş sadece kendisi üzerime yük gibi geliyor.
internetten yaşam koçluğu ya da diyet uzmanlığı gibi eğitimler bakıyorum. hani bu tarz bir şey yapsam daha mutlu olacağım sanki. kağıtlar, sayılar beni mutlu etmiyor. bunalıyorum. tembel desem tembel değilim, işten kaçmak da değil benimkisi. hani keyif almadığımdan bunalmam. şimdi insan düşünüyor, herkes işini çok mu seviyor diye. yok işte, bu benimki öyle bir şey değil. artık bardak taşmak üzere. baraj artık doluluk oranını çok aştı ve sınırlarını zorlayıp baş ağrısı yapıyor. üç gündür hiç bir şey yapmıyorum. bu üç günün işi de birikti. ne yapıyorsun dediklerinde bas bas paraları leyla'ya bi daha mı gelicez dünyaya diyip, öffff sıkıldım diyesim var.
bugün hava güzel, sabah yatak odama doğan güneş bile işimin gözüme güzel gözükmesini sağlamadı. yoğunluktan falan değil bunalmam, bu farklı bir şey. önümdeki işlere baktıkça kalbim mengeneyle sıkılıyor. sıkıp sıkıp suyumu çıkarıyorum.
21 Eylül 2011 Çarşamba
bulantı, bunaltı

bak şimde ben var ya iki gündür o kadar sinirliyim ki salon kadını çizgimden - o nasıl bir çizgiyse artık- çıkıp ağız dolusu küfür etmek istiyorum. bilgi haznemdeki küfür sayısı çok sınırlı olmasına karşın - çünkü ne babam ne de koca bey pek küfür etmez- bildiğim bütün küfürleri savurup bir kum torbasını gücümün son zerresi tükenene kadar tekmelemek ve yumruklamak istiyorum.
oğlum okula başladı ya ve ben pazartesi günü işe geri dönmek zorunda olduğum ki oğluşu eşimin ailesine bırakıp geldim ya bak neler oldu.
pazartesi okulun ilk günü sabah beslenmesini hazırladım.bozulmasın diye dolaba koyması için kayınpederime verdim ve giderken çantasına koymasını söyledim.tören 12.30'da siz o saatte gelin ben de öğle tatili olduğu için geleceğim dedim. öğle tatili geldi ve aladım taksiye gittim okula.koca beyin işi olduğu için gelemedi- bu günlerde de çok meşgul kendisi-. okula gittim ki benim bıdık okul bahçesinde süzülüyor. akıllı dedesi çocuğu 11.30'da okula getirmiş, çocuk tam iki saat oralarda beklemekten sıkıldı. yorgun ve süzgün sınıfa girdik. dedesi beslenmesini de evde unutmuş, para verdim.neyseki kantine ulaşmayı başarmış. akşam dedesi servisi ayarlamak için gitti. yaklaşık beş kez sabah kaçta almaya geleceklerini mutlaa sor dedim.o da sormuş 12.45 demişler.saat 1'de okul başlıyor. akşam da birkaç kez sorup teyit ettim. dün saat 11.45 de telefonum çaldı.servis şöförü arayan. bekliyoruz sizin oğlan hazır değil mi? meğer 11.45 demişler. evi aradım, kayınpederim evde yok. koca beyin işi var diye dükkana gitmiş.tabi bizim çocuk servise binemedi.dedesi taksiyle götürsün dedim. ama nasıl öfkelendim anlatamam. ben çocuğun ilk günleri stresli geçmesin, gergin hissetmesin, kendini güvende hissetsin diye herşeyi düzenli yapmaya çalıştıkça insanların aymazlığı yüzünden terslikler arka arkaya geldi. çok kızdım ve akşam iş çıkışı eve gitmedim.çünkü ne kayınpederimi ne de kayınvalidemi görmek istemiyorum. akşam eve gitseydim kırıcı olabilirdim. ben de korupark'a gittim. saçma sapan alışveriş yaptım. sonra bir yere oturdum bir kadeh kırmızı şarap söyledim, köz patlıcanlı bonfileli pizza söyledim, düşündüm hiçbir şeyi çözemedim. bir kadeh daha şarap içtim. saat 9 gibi eve gittiğimde koca bey ve oğluş hala kayınvalidemlerdeydi. merhaba deyip eve çıktım. ardımdan koca bey geldi, bana surat yaptı. surat yapacak kişi benim ama... neyse...
güzel ve heyecanlı yaşamam gereken bir dönemin daha ailecek içine ettiler. ama ben yine de iyiyim. çok mu tepki veriyorum diye düşünüyorum, yine kendimi suçluyorum. söyleyin allah aşkına çok mu tepki veriyorum?
22 Nisan 2011 Cuma
içimdeki kuşlar
kendimi kötü hissetmem normal değil mi?
cumartesi günü vapura binip karşıyaka'ya giderken denizi, martıları izledim. elimde mis kokulu kırmızı karanfiller.nihan'a demiştim, yakama kırmızı karanfil takarım, tanırsın beni. ama kokulu karanfil bulabileceğimi düşünmemiştim.şanslı günümdeydim galiba, ama endişeliydim de.hem tanıdığım hem de tanımadığım biriyle ya konuşacak birşey bulamazsam, ya beni sevmezse, ya hayalinde canlandırdığı kız değilsem ve hayal kırıklığına uğrarsa endişeleriyle doluyken ben, vapur karşıyaka'ya geldi. biraz erken gelince iş bankası kültür yayınlarında kitaplara şöyle bir bakayım dedim ve kardeşimle içeri daldık. ben kitaplara dalmış bakarken kapı açıldı ve evet nihan'dı gelen. tahmin etmiş orada olabileceğimi. öyle sıcak ve içten sarıldı ki şaşakaldım. uzun zamandır kimseye bu kadar içten sarılmamıştım. pek dokunan, sarılan biri değilim ben, küçükken pek sarılanım olmadığı için belki.ailem uzaktan severler, dokunmak bir alışkanlık değildir onlarda.ben bu sevmediğim alışkanlığımı oğlumla aşmaya çalışıyorum, her gün ona defalarca sarılıp öperek, ama hala arkadaşlarıma pek sarılamam. sıkı sıkı sarıldık nihan'la. yanılmamışım, hani çizip durduğu sarı uzun saçlı kızlar var ya onlara benziyor. karşıyaka vapur iskelesinden bostanlı'ya kadar yürüdük sohbet ederek. sonra çok güzel bir kafeye oturduk, şimdi ismini hatırlamadığım. kafede içtiğim kahve de yeşil çay da pek güzeldi, yanına nihan'ın güzel sohbeti eşlik ettiği için. zaman su gibi aktı geçti.sabah bulutlu olan hava maviye döndü ve güneş gülümseyen yüzünü gösterdi. keşke dedim daha çok vaktim olsaydı, sohbet bu kadar çabuk bitmeseydi. saat dört gibi ayrıldık nihan'la. kardeşimle ben doğru konak'a nuri iyem'in 100 farklı özel kolleksiyondan alınmış resimlerinin sergisi vardı.onu gezdik kardeşimle. son günüymüş serginin.evet dedim bugün şanslı günmdeyim gerçekten. sonra kemeraltı, fincanda pişmiş kahve, fal derken akşam 9'da döndük eve. babam pasta almış erken doğum günü kutlaması yaptık. pazar günü de izmir kitap fuarına gittim.gerçi oğluş sıkıldığı için pek gezemedik ama aytül akal ve mavisel yener imzalı bir şiir kitabı oldu oğlumun.dolu dolu yaşanan bu hafta sonundan sonra bursa'ya dönüş.
darmadağın bir ev, morali bozuk ve halen iş bulamamış bir koca. eşimin iş başvuruları meğer eski patronunun olumsuz referansı yüzünden olumsuz sonuçlanıyormuş.meğer eşim yönetilmesi zor bir adammış ve onu yıllarca idare etmişler.hayır ben bu referansa inanan adamı da anlamıyorum. hangi firma işine yaramayan adamı 12 yıl idare eder. insanlar ne iğrenç.
izmir'de hava bulutlu da olsa yaşadığım pırıl pırıl iki günden sonra döndüğüm çöplüğümde kendimi çikolata şelalesinin altına gömme isteği duymam normal değil mi?
Etiketler:
beğendiklerim,
gıcık olduklarım,
günlük
17 Mart 2011 Perşembe
sipariş
kötü kocanın tanımı
kitabın tanıtım yazısına bakar mısınız?
hey allah'ım sen akıl fikir ver yarabbim!
oip'cim be, senden rica edeceğim bir örnek koca (namaz kılan,sakalını kesmeyen, müzik dinlemeyen falan işte) bir de evlerden ırak bir koca (traş olan, müzik dinleyen, hatta bir de dans eden falan) çizebilir misin? sipariş verdim yani.
gülelim bari ağlanacak halimize.
kitabın tanıtım yazısına bakar mısınız?
hey allah'ım sen akıl fikir ver yarabbim!
oip'cim be, senden rica edeceğim bir örnek koca (namaz kılan,sakalını kesmeyen, müzik dinlemeyen falan işte) bir de evlerden ırak bir koca (traş olan, müzik dinleyen, hatta bir de dans eden falan) çizebilir misin? sipariş verdim yani.
gülelim bari ağlanacak halimize.
16 Mart 2011 Çarşamba
arz-ı hal

keyfim yok bugünlerde hiç.
eşimin görüştüğü firmalardan hep olumsuz yanıt geliyor.
japonya'daki depreme ilişkin haberleri izleyemiyorum.
yok türkiye'de olsaymış şu olurmuş bu olurmuş.ne salak bir medyamız var. kardeşim deprem japonya'da oldu. bir sürü insan öldü, çocuklar yapayalnız kaldı, insanlar evsiz kaldı. onlar için üzülüyorum. kilometrelerce uzağımdaki bu acı çığlıkları yüreğimde yankılanıyor.
içimde bir sıkıntı, hafta içi spora falan gidiyorum, biraz geçer gibi oluyor yürek sıkışmam. tam göğsümün ortasında bir işkence aleti, kaburgalarımı sıkıyor.ayaklarım eve gitmek istemiyor.
eşim başka bir alem, oğlum başka bir alem.oğlumla her akşam yatma saatinde tartışıyoruz ve ağlıyor. eşim de bana kızıyor.zaten 2 saat görüyormuşum çocuğu onda da sevgi gösterecekmişim,hep azarlıyormuşum çocuğu. akşamları 1-2 saat kendime zaman ayırıp spora gidiyorum ya temel sorun o aslında. ben ne yapacağım bu çocukla. akşamları saat 10’da hadi dişlerimizi fırçalayıp yatalım demeye başlıyorum saat 11 gibi artık çileden çıkmış bir şekilde bağırıyorum. miskin, televizyon, internet bağımlısı bir çocuk oldu.nerde hata yapıyorum anlamıyorum ki.benim eşim işe girer girmez taşınmam lazım.biraz dedesigilden (türkçe'de böyle bir kelime var mı bilmiyorum) uzaklaşması ve her istediğini yapamayacağını anlaması lazım bu çocuğun.
kendimi kapana kısılmış fare gibi hissediyorum. dursam canım acıyor, kımıldadıkça kanamam artıyor.
Etiketler:
gıcık olduklarım,
günlük,
mavi bıdık
1 Mart 2011 Salı
meğersem çocukmuşum


Her iki yana koydum ya bloguma dokunma yazılarını sanki blogum kapanmayacak.
Bu ülkede sanki bir gün gerçekten düşünce özgürlüğü olacak.
Sanki sesini çıkarmayan, suskun, korkuyla sindirilmemiş insanlar olmayacak.
Le- derken devamını dinlemeden ağzına vurulup söylemek istediklerin ağzına tıkılmayacak.
Kitaplar yakılmayacak, dergiler yasaklanmayacak, bloglar kapatılmayacak.
Mart ayı demiştim, bahar demiştim, yeniden doğuş demiştim, umut demiştim...
17 Şubat 2011 Perşembe
aman doktor
Bugün kadın hastalıkları uzmanına gittim. 2 aydır adet görmediğim için bir takım testler istemişti. Onun sonuçlarına göre reçete yazacaktı. Hemen tanıyı koydu sağolsun.Polikistik Over Sendromu. Diana 35 ve Glokofaj yazdı. Glokofaj istemem dedim,çünkü etken maddesi olan metformin bana çok fazla yan etki yapıyor.Yarattığı mide bulantısı hayatımı zehir ediyor,üstelik yan etkisi de geçmiyor.Daha önce kullandım biliyorum, istemem dedim.O da Avendia isimli bir ilaç yazdı.Gittim eczaneye, eczacı dedi, Avendia 1,5 yıl önce piyasadan kaldırıldı.Onun yerine Rosvel diye bir ilaç verdi, kurumum da ödemiyormuş 25 TL bayıldım ilaca.İşyerime gelince açtım ilacın prospektüsünü okudum,bir dünya yan etkisi var. Sonra internetten araştırdım.İlaç kalp yetmezliğine neden olduğu için Avrupa'da kullanılmıyormuş.
Sinir oldum, doktoru aradım, ulaşamadım.Bana geri dönsün diye mesaj bıraktım,arayan soran yok.
Şerefli çalışan, işindeki gelişmeleri iyi takip eden, bilgili, insan hayatına değer veren doktor arıyorum.
Bursa'da bir kadın hastalıkları uzmanı ve bir endokrinoloji uzmanı aranıyor. Bir kaç isim aldım gerçi, ama kime güveneceğimi bilemiyorum. Muayene ücretleri de 200-300 TL .Bu kadar parayı bayılıp bir de saçma sapan ilaçlarla daha beter hasta olmak var.
Sinir oldum, doktoru aradım, ulaşamadım.Bana geri dönsün diye mesaj bıraktım,arayan soran yok.
Şerefli çalışan, işindeki gelişmeleri iyi takip eden, bilgili, insan hayatına değer veren doktor arıyorum.
Bursa'da bir kadın hastalıkları uzmanı ve bir endokrinoloji uzmanı aranıyor. Bir kaç isim aldım gerçi, ama kime güveneceğimi bilemiyorum. Muayene ücretleri de 200-300 TL .Bu kadar parayı bayılıp bir de saçma sapan ilaçlarla daha beter hasta olmak var.
6 Ocak 2011 Perşembe
kendime acıma seansı-yazdım bitti

Aynadaki aksimden nefret ediyorum. Dün akşam öylesine sinirli, öylesine gergindim ki kendimi aynada görmeye dayanamadım. Öfkemi içimi atıp bastırmak ya da oğluma, eşime bağırıp durmak yerine yorulana kadar yastığımı yumrukladım, sonra da hüngür hüngür ağladım. Ağlarken uyumuşum. Elimde iki kitap biri Kredi Derecelendirmesi ve Finans diğeri İnsan Ruhuna Yöneliş okumak istediğim ve ilgimi çeken İnsan Ruhuna Yöneliş, okumam gerekense Kredi Derecelendirmesi ve Finans kitabı. Rüyamda yine psikoloğumu gördüm, gideyim de biraz dinlesin beni. Sabah kalktığımda kendime sordum bugün neyi seçiyorsun mutlu olmayı mı yoksa tüm gün somurtup kendine acımayı mı? İçimdeki ses mutlu olmayı dedi. O yüzden şimdi buraya yazıp zehirimi akıtıyorum, sonra gülümsüyorum. Mutluyum aynaya bakmadığım sürece. Yaklaşık 10 gün once saçlarımı kestirdim, kuaför o kadar iğrenç kesti ki diplerinin açıklığı tamamen ortaya çıktı, dün akşam makası elime alıp aralardan yol yol kesesim geldi. Zaten tuttuğunda eline pek saç gelmiyor o kadar kısa yani. Bir ara tamamen kazıtayım da kurtulayım diye geçirdim içimden. Doktorlar herhangi bir hormonal sorun bulamazken niye ben giderek kelleşiyorum. Nil Gün’ün Geçmişin Gölgeleri kitabında saç dökülmesi sorunu yaşayan bir kadınla ilgili şöyle bir yorumu var. Kadın kendini kadın olarak hissetmek istemediği ve kadınlığından utandığı için kadınlığın simgesi olan saçları dökülüyor. Benim de saçlarım üniversite döneminde dökülmeye başladı, ama oğlumun doğumundan sonra çok arttı. Bugünlerde yastığın üzerinde yine çok sayıda saç var.
Mavi yazma tez solar aney, ciğerimi dağlama çalıyor şu anda. Ağlama yar diyor. Ağlıyorum kendime, kendi güzellik algıma. Beynim saç ya da kilo önemli değil, sen güzel bir kadınsın derken yüreğim aynadaki aksimden tiksiniyor. Tartılmaya korkar oldum, kısacık saçlarım ve aydede gibi tostoparlak yüzümle yeni yılda çekilen fotoğraflarda 50 yaşın üzeri yaşamdan yılmış klasik ev kadınları görünümüm var. Neredeyse üniforma gibi üzerimdeki kıyafetler kirlenene kadar aynı şeyleri giyiyorum. Hiç makyaj yapmıyorum, oje sürmüyorum.Sabahları nemlendiricimi bile sürmeye üşenir oldum. Ciddi ciddi peruk almayı düşünüyorum. Dün dünya kadar abur cubur yedim. Sözde dikkat edecektim, ama moralimi bozacak en ufak olayda kendimi bir gofret paketini açarken ya da kuruyemiş yerken buluyorum. Eşim hala bir iş bulamadı, ailesininin baskısı nedeniyle sıkıntı içinde, 6 yaşındaki oğlum nedeni ruhsal sıkıntı olan gül hastalığı olmuş. Dün akşam evde küçük çaplı bir öfke patlaması yaşadım. Herkesin benim ilgime ihtiyacı var, bense… Öf ya yazmayacağım artık.Bugün akşam kuaföre gidip kaşlarımı aldırayım bari.
23 Kasım 2010 Salı
jelibonya
bir mesai gününün daha son saatlerine yaklaşırken kendimi jelibon reklamına söylenirken buldum iyi mi?
jelibonya'yı kurtarmalıyız diyerek gelen iki güzel kız ve bir yakışıklıdan oluşan kurtarma ekibi.
jelibonya'nın tehlike altında olduğunu ise kuruyan bir ağaçtan anlıyorlar.süper güçleri olan çocuklar bunlar.isimlerini hatırlayamasam da biri dokunarak ağacı eski yeşil haline çeviriyor,diğeri ağacın yapraklarını yiyen tırtılı hipnotize ederek "bir daha bu ağacın yapraklarını yemeyeceksiiiin-eko varmış gibi hayal edin- diyor oğlan çocuğunun ise ne yaptığını anlayabilmiş değilim.her neyse işte ben bu tırtılı hipnotize eden kıza gıcığım,bu reklamı yapan arkadaşı da kınıyorum.tırtıl ağacın yapraklarını yemesin de ölsün mü?tırtıl nesli yok olursa o tırtılla beslenen diğer hayvanlarda mı ölsün.eko sistemdeki döngüyü sen niye bozuyorsun kardeşim.o tırtıl o ağacın yaprağını yemek için yaratılmış sana ne oluyor.neymiş jelibonyayı kurtaracakmış.hay kafana jelibon yağasıca...
jelibonya'yı kurtarmalıyız diyerek gelen iki güzel kız ve bir yakışıklıdan oluşan kurtarma ekibi.
jelibonya'nın tehlike altında olduğunu ise kuruyan bir ağaçtan anlıyorlar.süper güçleri olan çocuklar bunlar.isimlerini hatırlayamasam da biri dokunarak ağacı eski yeşil haline çeviriyor,diğeri ağacın yapraklarını yiyen tırtılı hipnotize ederek "bir daha bu ağacın yapraklarını yemeyeceksiiiin-eko varmış gibi hayal edin- diyor oğlan çocuğunun ise ne yaptığını anlayabilmiş değilim.her neyse işte ben bu tırtılı hipnotize eden kıza gıcığım,bu reklamı yapan arkadaşı da kınıyorum.tırtıl ağacın yapraklarını yemesin de ölsün mü?tırtıl nesli yok olursa o tırtılla beslenen diğer hayvanlarda mı ölsün.eko sistemdeki döngüyü sen niye bozuyorsun kardeşim.o tırtıl o ağacın yaprağını yemek için yaratılmış sana ne oluyor.neymiş jelibonyayı kurtaracakmış.hay kafana jelibon yağasıca...
28 Ekim 2010 Perşembe
kara bulutlar sizi sevmiyorum
eğer hayatınızda biri yoksa, yoktur işte. peki hayatınızda biri görünürde var,ama aslında yoksa?
şöyle ki:
yağmurlu bir sabaha uyandık.tüm gece hiç durmadan zaman zaman hızını artırarak yağmur yağdı.yine bir çok yeri su basmıştır eminim.sanki gece gibi, içeride ışık yakmadan çalışmak mümkün değil. sabah gayet masumane ve ilgiye ihityaç duyar halde, ne çok yağmur yağdı yakında yosun bağlayacağım dedim. koca kütüğü sağolsun hemen lafımı ağzıma tıktı.izmir’de yağmur yokmuymuş, hep şikayet ediyormuşum falan. salak kazma, ne olur sanki evet ya ne çok yağdı diyip sabah geyiği çevirsen. bayılıyor lafı ağzıma tıkmaya. ben de artık onunla hiiiiç sohbet etmeyeceğim.konuşmama kararı aldım.neydi o eşkiya filmindeki kadının adı,keje miydi?hah onun gibi susma protestosu yapıyorum.sabah sabah sinirimi bozdu . düşündüklerimi adama söylemeye korkar oldum, lafımı yine ağzıma tıkacak diye.
şimdi, burda anlattığım adam-kendisi benim eşim olur- hayatımın bir parçası mıdır yoksa dış kapının mandalı olarak mı bu sahnede rol almaktadır?
şöyle ki:
yağmurlu bir sabaha uyandık.tüm gece hiç durmadan zaman zaman hızını artırarak yağmur yağdı.yine bir çok yeri su basmıştır eminim.sanki gece gibi, içeride ışık yakmadan çalışmak mümkün değil. sabah gayet masumane ve ilgiye ihityaç duyar halde, ne çok yağmur yağdı yakında yosun bağlayacağım dedim. koca kütüğü sağolsun hemen lafımı ağzıma tıktı.izmir’de yağmur yokmuymuş, hep şikayet ediyormuşum falan. salak kazma, ne olur sanki evet ya ne çok yağdı diyip sabah geyiği çevirsen. bayılıyor lafı ağzıma tıkmaya. ben de artık onunla hiiiiç sohbet etmeyeceğim.konuşmama kararı aldım.neydi o eşkiya filmindeki kadının adı,keje miydi?hah onun gibi susma protestosu yapıyorum.sabah sabah sinirimi bozdu . düşündüklerimi adama söylemeye korkar oldum, lafımı yine ağzıma tıkacak diye.
şimdi, burda anlattığım adam-kendisi benim eşim olur- hayatımın bir parçası mıdır yoksa dış kapının mandalı olarak mı bu sahnede rol almaktadır?
8 Ekim 2010 Cuma
bugün cuma, bugün beni ilk defa yağmurun altında bıraktılar.

Modern ofislerin en çarpıcı özelliğini, ne bilgisayarlarda, ne otomasyon sistemlerinde ne de küreselleşmenin nimetlerinde bulabilirsiniz. Herkesin inandığı o düşüncede yatar modern ofislerin en çarpıcı özelliği:İş bizi mutlu etmek zorundadır. İnsanlar bir arada yaşamaya başladığından beri kurulan tüm toplumlarda iş hayatın merkezine oturmuştu; ancak ilk defa bizim toplumumuzda işin cezadan ya da bir kefaretten farklı birşey olabileceği dile getirildi. Bizim toplumumuz sağlıklı bir insanın maddi açıdan ihtiyacı olmasa da çalışmak istemesi gerektiği düşüncesini beyinlere yerleştirdi. Görmek ve Fark Etmek-Alain de Botton
ahan da bu cuma gününün son iş saatlerinde yazıyorum, maddi açıdan ihtiyacım olmasa bir dakika bu işi yapmam. eski roma'da sadece köleler çalıştığı için sanat, felsefe, tıp o kadar gelişmiş.çünkü insanlar temel ihtiyaçlarını karşıladığı için ruhsal ihtiyaçlarını doyurmaya çalışmış. peki ya ben, haftanın 5 günü en az 8 saat anlamsız bir işte çalıştığım için ne oğluma, ne kitaplarıma, ne yazmaya, ne aşka ne oturup doğayı izlemeye doğru düzgün zaman ayıramıyorum.
iş beni mutlu etmiyor kardeşim,nokta
23 Ağustos 2010 Pazartesi
geldim, dönücem.
ben tatilden döndüm.gördüklerim:
masamda bekleyen ve çok acil olan bir dünya iş.
hem tatil dönüşü hem de pazartesi insana bu yapılmaz ki canıııım!
masamda bekleyen ve çok acil olan bir dünya iş.
hem tatil dönüşü hem de pazartesi insana bu yapılmaz ki canıııım!
27 Temmuz 2010 Salı
gıcığım
metroda, otobüste, arabada kitap okuyabilen şanslı insanlar gıcığım size!
eşim iş gezisinde olduğu ve günümün yaklaşık 2 saati toplu taşıma araçlarında geçtiği halde okuduğum ilk paragrafla birlikte dönen başım ve bulanan lüzumsuz midem size de gıcığım!
güneş! bütün gün ortalığı kavurup evimi sauna kıvamına soktuğun için koltuklarıma oturamadığım ve bu yüzden uzun zamandır kitap okuyamadığım için sana da gıcığım.
lütfen artık havalar serinlesin...
hayır ev sauna gibi. kova kova terliyorum. kiloların bir gramı gitmiyor.demek ki saunanın zayıflatıcı etkisi yok.
öff.sıcaktan uyuyamıyorum.bir dondurma mı yesem?
eşim iş gezisinde olduğu ve günümün yaklaşık 2 saati toplu taşıma araçlarında geçtiği halde okuduğum ilk paragrafla birlikte dönen başım ve bulanan lüzumsuz midem size de gıcığım!
güneş! bütün gün ortalığı kavurup evimi sauna kıvamına soktuğun için koltuklarıma oturamadığım ve bu yüzden uzun zamandır kitap okuyamadığım için sana da gıcığım.
lütfen artık havalar serinlesin...
hayır ev sauna gibi. kova kova terliyorum. kiloların bir gramı gitmiyor.demek ki saunanın zayıflatıcı etkisi yok.
öff.sıcaktan uyuyamıyorum.bir dondurma mı yesem?
6 Temmuz 2010 Salı
yorumsal mevzular
siyah pantalondan sonra şimdi de yorumum kayboldu.onaylanacak bir yorumum vardı,üzerine tıkladım kayboldu :((
kim ne yazmıştı acaba? yazdığınız yoruma cevap almak güzel oluyor,karşılıklı sohbet eder gibi biliyorum ama ben bana gelen yorumlara cevap yazamıyorum,çünkü işyerinde kendi blogumun yorum kısmı da inaktif,ama siz bana yazın oldu mu :)
kim ne yazdıysa tekrar yazabilir mi?lütfeeeen...
kim ne yazmıştı acaba? yazdığınız yoruma cevap almak güzel oluyor,karşılıklı sohbet eder gibi biliyorum ama ben bana gelen yorumlara cevap yazamıyorum,çünkü işyerinde kendi blogumun yorum kısmı da inaktif,ama siz bana yazın oldu mu :)
kim ne yazdıysa tekrar yazabilir mi?lütfeeeen...
10 Haziran 2010 Perşembe
beynime exel öğreten çip takılsın
bir işi uzun zamandır hep aynı şekilde yaparsınız ve çok uğraşırsınız.sonra bir gün bir şey olur ve bunu daha kolay nasıl yaparım dersiniz,sonra farkedersiniz ki sizin yarım gününüzü alan bir iş exel'le 15 dk'da yapılabiliyor.
öffff çok aptalmışım.sabahtan beri uğraşıyorum,meğer ne kolaymış.bu exel'i detaylı öğrenmem gerek.
öffff çok aptalmışım.sabahtan beri uğraşıyorum,meğer ne kolaymış.bu exel'i detaylı öğrenmem gerek.
31 Mayıs 2010 Pazartesi
kim protesto edecek?
hani israil'i protesto edelim ürünlerini kullanmayalım diyoruz ya! o zaman hiç sebze yemememiz lazım.çünkü aldığımız sebzelerin büyük kısmının tohumu israil'den ithal ediliyor.
bizi tarımda bile dışarıya hem de israil gibi küçücük bir kara parçasına sahip bir ülkeye muhtaç edenler umarım şimdi mutludur.
o yüzden diyorum ki devlet baba israili protesto falan edemez.herşey lafta kalır.çünkü böyle bir protesto ülke ekonomisini altüst eder.
bugün çok yazı yazdım bloga.can sıkıntısı,iç sıkıntısı,yürek sıkıntısı.son noktayı güzel birşeyler yazarak koymak isterdim.
neyse güzel birşey yazayım ve bitireyim.
önce kendini sev ki başkalarını sevebilesin.
bizi tarımda bile dışarıya hem de israil gibi küçücük bir kara parçasına sahip bir ülkeye muhtaç edenler umarım şimdi mutludur.
o yüzden diyorum ki devlet baba israili protesto falan edemez.herşey lafta kalır.çünkü böyle bir protesto ülke ekonomisini altüst eder.
bugün çok yazı yazdım bloga.can sıkıntısı,iç sıkıntısı,yürek sıkıntısı.son noktayı güzel birşeyler yazarak koymak isterdim.
neyse güzel birşey yazayım ve bitireyim.
önce kendini sev ki başkalarını sevebilesin.
27 Mayıs 2010 Perşembe
bugün
ne saçma sapan bir işim var benim.kime faydası var?bana yok orası kesin.
öffff çalışmak bu kadar acı verir mi insana.içim daralıyor.kalbim sıkışıyor.
pişmanım, çok pişman.annemin sözünü dinleyip öğretmen olmadığım için pişmanım.
ne yapmalı başka bir yol bulmalı.
bu önümdeki mizanlar,bilançolar,gelir tabloları,alavere dalavereler,krediler....
ööööööööffffff.........
7.oda'ya fatoş'a selam olsun!
bugün hava, pişmanlık ve iç sıkıntısı kokuşmuşluğunda.
öffff çalışmak bu kadar acı verir mi insana.içim daralıyor.kalbim sıkışıyor.
pişmanım, çok pişman.annemin sözünü dinleyip öğretmen olmadığım için pişmanım.
ne yapmalı başka bir yol bulmalı.
bu önümdeki mizanlar,bilançolar,gelir tabloları,alavere dalavereler,krediler....
ööööööööffffff.........
7.oda'ya fatoş'a selam olsun!
bugün hava, pişmanlık ve iç sıkıntısı kokuşmuşluğunda.
21 Mayıs 2010 Cuma
erişim yasak
işyerinde pek çok siteye erişim engellendiği ve iki haftadır da eşim evde olduğu için takip ettiğim hiç bir arkadaşıma yorum yazamıyorum :((( içim içimi yiyor,iletişememek çok kötü.
neyse en azından bloggerı bu hafta açtılar da yazı yazabiliyorum.bir çok blog da enterteinment kategorisinde olduğu için açılmıyor.çok şükür ki oip,leylak dalı,yedinci oda,bir demet fesleğen,mutfakta zen,aydan atlayan kedi,öykü ve pino'yu okuyabiliyorum.ama yorum yazamıyorum.okuyamadığım bloglarda aklım kalıyor,yazamadığım yorumlar içimde birikiyor.kendime verdiğim küçük molalarda ufacık bir nefes almaya bile hakkımız yok artık.işçilerin bile günde iki kez 10'ar dk çay molası var,bize o da yok.bazı insanlar suistimal ediyor olabilir anlıyorum,ama pire için yorgan yakılmaz ki!kitap yorumu yapan sitelere bile erişim yasak.tüm müzik siteleri kapalı.müzik falan dinlemeyen,çalışın, çalışın,çalışın köleler...
kahrolsun yasakçı zihniyet...
neyse en azından bloggerı bu hafta açtılar da yazı yazabiliyorum.bir çok blog da enterteinment kategorisinde olduğu için açılmıyor.çok şükür ki oip,leylak dalı,yedinci oda,bir demet fesleğen,mutfakta zen,aydan atlayan kedi,öykü ve pino'yu okuyabiliyorum.ama yorum yazamıyorum.okuyamadığım bloglarda aklım kalıyor,yazamadığım yorumlar içimde birikiyor.kendime verdiğim küçük molalarda ufacık bir nefes almaya bile hakkımız yok artık.işçilerin bile günde iki kez 10'ar dk çay molası var,bize o da yok.bazı insanlar suistimal ediyor olabilir anlıyorum,ama pire için yorgan yakılmaz ki!kitap yorumu yapan sitelere bile erişim yasak.tüm müzik siteleri kapalı.müzik falan dinlemeyen,çalışın, çalışın,çalışın köleler...
kahrolsun yasakçı zihniyet...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)