2 Nisan 2013 Salı
derdi kendinden büyük
23 Temmuz 2012 Pazartesi
teknik olarak bardak her zaman dolu

Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu:
“Tadı nasıl?”“Ferahlatıcı” diye yanıt verdi genç çırak.“Tuzun tadını aldın mı?” diye soran yaşlı adamı, “Hayır” diye yanıtladı çırağı.
Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi:
“Yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Acının miktarı hep aynıdır. Ancak bu acının acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Acın olduğunda yapman gereken tek şey, acı veren şeyle ilgili duygularını genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış."
5 Temmuz 2012 Perşembe
keşke çikolata olsaydı

17 Nisan 2012 Salı
bölüm 10
geçen hafta sonu arkadaşla idobusa binip istanbul'a gidecektik.neredeyse 1 ay önce şu 1 tl'lik biletlerden almış ve istanbul'da neler yapacağımızı düşünerek planlar yapmıştık. cumartesi günü sabah 9.30 feribotu için yağmurlu bir günde düştük yola. kredi kartlarımı kiokstan geçirdik, bilgisayar biletlerimizin olmadığını söyledi. aslında böyle bir şeyi tahmin etmiştik. sonra orda idobus için oluşturulan masaya gittik.isimlerimizi kontrol edebileceklerini söylediler. benim ismim listede vardı, ama arkadaşımın ismi yoktu.kafamızdan aşağıya kaynar sular döküldü. arkadaşım olmayınca ben de gitmek istemedim. zaten sabah eve öksüren bir bıdık bırakmış ve aklım evde çıkmıştım yola. her işte bir hayır vardır deyip güzelyalı'dan mudanya'ya kadar sahil boyunca uzun bir yürüyüş yaptık. mudanya'da yaptığımız nefis kahvaltıdan sonra evlerimizin yolunu tuttuk. hadi diyorum biz gezmeye gidiyorduk, ama bir sınava, görüşmeye, toplantıya da gidebilirdik.ido'nun yaptığı tam bir beceriksizlik. bilet bedelleri kredi kartımızdan düşmüş gözüküyor, ama biletimiz gözükmüyor. umarım bu yaşanan sıkıntılarla ilgili bir çözüm getirmeyi düşünüyorlardır.
bu hafta sonu da izmir'e gidiyoruz. ailecek otobüs bileti aldık.aslında otobüs benim daha çok işime geliyor.çünkü arabayla gidince dönüş günü erkenden yola çıkıyoruz.oysa şimdi pazartesi günü altıya kadar izmir'deyiz. pazar günü de tüyap kitap fuarına gitmek istiyorum. çok sevdiğim bir yazara kitaplarını imzalatmayı planlıyorum. bakalım kısmet. ama oğlumun ve eşimin kitap fuarında canları sıkılıyor.onlara pazar günü için başka bir etkinlik bulmalı. hafta sonu için çok heyecanlıyım.izmir'i ve annemleri özledim. kordon'da şöyle koca bir bardak bira içip patates kızartması yemek istiyorum.
oğlumun hastalığıydı, eşimin yüksek tansiyonuydu, iş yerindeki sorunlardı derken çok bunaldım. izmir bana iyi gelecek.
kendime kariyer netten bir cv hazırladım ve birkaç firmaya gönderdim. pek şansım yok aslında,ama denemeden bilemem diye kendimi avutuyorum. en azından denemedim demeyeceğim. ben biraz da endüstri mühendisi olarak çalışmak istiyorum.ama biraz da korkuyorum güvenli bir limanı bırakıp nereye gideceğini bilmeden bir okyanusa açılmak gibi yaptığım. ingilizcemi de geliştirmem lazım. eşim geçen gün o elindeki kitapları okuyup duracağına ingilizce kitap oku, ingilizceni geliştir biraz dedi. gerçekten de haklı.ben de hemen kendime güzel bir sözlük ve wizard of the oz'u aldım :)). ha okuyor musun dersen henüz başlamadım. tüketim davranışlarımızı ve davranışsal iktisat teorisini anlatan akıldışı ama öngörülebilir isimli bir kitap okumaya başladım. kitap gerçekten çok ilginç. belki bu kitap sayesinde bir miktar da olsa tüketimimi azaltabilirim. geçen gün gazete de bir yazı okumuştum.yazıda hüseyin karaca ile yapılan bir söyleşi de vardı. kendisi üzerindeki kazağı 20 yıldır giydiğini ve tüketmeye kimsenin hakkı olmadığını, bizler ne kadar çok tüketirsek dünyanın da o kadar çok tükendiğini anlatıyordu. benim evim de kullanmadığım bir dünya eşya ve giysiyle dolu. ama giysileri kime vereceğimi bilemiyorum. aslında pek vermeye de kıyamıyorum.evin içi o kadar ıvır zıvırla dolu ki chi enerjisi evde dolaşamıyor. bir düzensizlik bir keşmekeş, aradığım hiçbir şeyi bulamıyorum. zaten sürekli bir arama halindeyim.
oofff off, birinin beni toplaması lazım.
evet eşimin evde olmaması ve yarın için yemek pişirmemem nedeniyle kendime ayırabildiğim bu kısa zaman oğlumun bilgisayar oyununun bitmesi ve ödev yapmaya başlayacak olmamız nedeniyle böylece bitmiş oldu. görüşmek üzere. :)))
7 Şubat 2012 Salı
otomobil stop eder...
sabah işyerine geldiğimde hiç kimse yoktu. iyi ki de kimse yoktu.yüzümden düşen bin parça,sanki çok kötü bir şey olmuş. ne oldu hepi topu arabayı yokuş yukarı kalkarken stop ettirdim.sonra kalkarken geri kaçırdım,geri kaçınca frene basıp el frenini çektim.sonra arabayı çalıştırırken boşa alıp, tekrar çalıştırdıktan sonra kavramayı bulmaya çalışıp,kavramanın sesi gelmiyor diye radyoyu kapatıp, tekrar deneyip bu debriyaj niye kavramaya gelmiyor diye tam panik olacakken vitesi bire takmadığımı farkedip hemen vitesi takıp kavramayı buldum.5 Şubat 2012 Pazar
dilek
24 Ocak 2012 Salı
ölümü nasıl anlatırsın?

dışarda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor. bugün güneşli bir güne başlamıştık oysa. hava birden nasıl da dönüyor. güneşli güzel bir güne uyandığın günün akşamında yağmur altında sırılsıklam olabiliyor insan. düşünceler de böyle değişken işte. bir an bir karar veriyor insan tam uygulamaya geçecekken bir şeyler oluyor ve kararlar yerini yeni kararlara bırakıyor.
14 Aralık 2011 Çarşamba
kim anne belli değil!

27 Kasım 2011 Pazar
can'ım
dün akşam eşim oğlumu yıkadıktan sonra banyoya onu almaya girdim.banyodaki aynada iki gülen yüz resmi vardı. :))
küçükken buğulanan camlara birşeyler çizmeyi çok severdim.gerçi hala da severim. evin buğulanan camlarına gülen yüzler, kalpler,kuş falan çizerdim.annem kızardı.camları kirletiyorsun diye. yağmurlu günlerde arabanın camları buğulandığında da çizerdim ya da yazardım cama.babam kızardı.camları kirletiyorsun diye. oysa ben severdim buğulanmış cama yazmayı.hatta soğuk kış günlerinde özellikle cama hohlar ve birşeyler yazardım. hatta bir keresinde cama mavi ay'ın kahramanları david kalp mady yazmıştım da annem çok kızmıştı.
banyo camındaki gülen yüzlerin fotoğrafını çektim o yüzden.ben kızmadım oğluma. kim bilir ne zaman çizdiği iki gülen yüz buharlanan camda tekrar kendini göstermişti. şimdi camlar her buğulandığında gelip gidip ben de gülümsüyorum o gülen yüzlere. gülen yüz çizmesi mutlu etti beni.çatık kaşlı, bükük dudaklı oğlum. aslında mutlu bir çocuk demek ki. bazen onun çocuk kalbi nelere kırılır bilemiyorum.acaba söylemek istediklerimi anlatabiliyor muyum?memnun mu annesinden diye merak ediyorum kimi zaman. bazen istediği şeyleri yapmadığımda kalbimi kırmak için sen berbat bir annesin falan diye mektup yazıyor bana. :)) eşim de anneliğimi pek beğenmez ama ben kendimi beğeniyorum. tabi ki hatalarım var. bazı zamanlar çok bunaldığım, ne yapacağımı bilemediğim oluyor. klasik anne kalıbının içinde olmak istemediğim için yadırgandığım oluyor kimi zaman. kayınvalidemin deyişiyle "analar neden yaşlanır" cümlesine karşı "anne olmak içindeki çocuğu tekrar hayata döndürür" diyorum.
eğlenceli bir anne sayılırım. kendi zincirlerimi kırabilsem içimdeki beni dışarı tam yansıtabilsem, çevremin bana empoze ettiği "olmam gerekenlerin" zincirlerinden bir kurtulabilsem daha da eğlenceli bir anne olacağım biliyorum. birlikte gülerken katılmak istiyorum, kitaplar hakkında fikir alışverişi yapmak istiyorum, birbirimize film önerelim, yeni ve güzel bir şarkıyı birbirimize heyecanla anlatalım istiyorum. ama mükemmel diye birşey olmadığını, annesinin kimi zaman yorgun,mutsuz da olabileceğini ya da yalnız kalmak isteyebileceğini de bilsin istiyorum. benim kendi özel alanıma saygı duysun,saygı duysun ki kendi özel alanı da olabileceğini öğrensin istiyorum.
nasıl güzel, nasıl masum uyurken. daha dün emzirdiğim bebeğim artık kendi çalışma planını yapıp ödevlerini o plana göre yapmaktan bahsediyor. doğuştan yüksek bilince sahip kendisi. tek bağımlılığı parmak emmek. ah o bal parmak yok mu, o bal parmak. ama kararlı onu da bırakacakmış kendisi.
tsm korosuna katıldım ya şu şarkıyı öğrenip oğlum için söyleyeceğim.
canımın ta içisin sen, nasıl severim bir bilsen...
16 Kasım 2011 Çarşamba
yıldız tozu
-benim de okulda canım sıkılıyor, ama gitmek zorundayız anne.
artık hayatta sırtım yere gelmez, benim artık dertleşecek bir oğlum var.
sırf onun hatırı için gülümsüyorum ve gerçekten de iyi geliyor.
hem Oscar Wilde'ın dediği gibi "Hepimiz bir bataklıkta yaşıyoruz, ama bazılarımız yıldızlara bakıyor."
ben içinde yaşadığımız bu bataklığa lanet edip tepindikçe daha derinlere batıyorum, birilerinin kafamı yukarı kaldırıp yıldızlara bakmamı hatırlatması gerekiyor. bu kez oğlum yüzümü tuttu ve kendine çevirdi. o benim kuzey yıldızım.
1 Kasım 2011 Salı
öksürük

bana böyle anlatıyor. dedesigile de demiş ki ben onu geçen gün yıkamışım ben banyoda olduğum için kendisi giyinmiş, saçlarını kurutma makinasıyla kurutmadığım için hasta olmuş.
13 Ekim 2011 Perşembe
dehşet
“dehşet”
evet dehşete düştüm ve çocuğumun içine düştüğü kaynar kazanı görüp adeta ağıt yakasım geldi.
bir veli artık oyun yaşlarının geçtiğini ve disipline girmeleri gerektiğini söyledi.
bazı veliler halk oyunları gibi etkinliklerin yapıldığı serbest etkinlik saatlerinde de ders yapılmasını teklif etti.
bir veli akşam 8’e kadar ders yapan bir özel okulu örnek gösterdi.
henüz okula yeni başlamış çocukların sbs’de ilk 3000’e girmesi için neler yapılması gerektiği konuşuldu.
ben zaten akşamları saat 9’dan 12’ye kadar ödevleri zor bitirdiğini hafta sonu ailesiyle vakit geçirmesi gerektiğini söylediğimde öğretmenin kurduğu cümleler beni tekrar dehşete düşürdü.
bir ay olmasına rağmen hala oğlumun adını doğru öğrenemeyen öğretmeninin tespiti,
....’ın eline kalemi vermiş bırakmışsınız, kalemi yanlış tuttuğu için de hep geri kalıyor, o yüzden yarım kalan yazılarını da eve getirdiği için çok ödevi oluyor. evde de yetiştirememesi normal.
ve öğretmen bunu diğer tüm velilerin içinde söylüyor.
verilmiş 32 sayfa ödevi yetiştiremeyen de benim minik oğlum oluyor.
peki diyorum bu sorunu nasıl çözeriz. doğru kalem tutmayı nasıl öğretiriz.
cevap yok.
ben evde her kalem tutuşunu düzeltmeye çalıştığımda kalemi fırlatıp ağlamaya başlıyor.
bugün bir tahta siparişi verdim internetten zeynep’in önerisini denemek için.kalemi doğru tutturup karala oğlum diyeceğim.
eskiden akşamları kitap okurduk, şimdi yazı ödevi yapmaktan kitap okumaya zaman kalmıyor.
eğitim sisteminin kırık çarkları arasında ezilmekten oğlumu nasıl koruyacağım ben.
dinleyin ağıdımı…
11 Ekim 2011 Salı
şantiye çocuğu*
sessiz duruyorum diye çok zorluyorlar şanslarını. gönderen göndersin kardeşim karışmam.ama sınıftan bir kişi bile eksikse yeni konu işleyemez,kıyametleri koparırım vallahi.
ey anneler, bu ne hırs. bu çocukların evde dinlenmeye, tembellik yapmaya, oyun oynamaya da ihtiyaçları var.
dün akşam 11 sayfa yazı ödevi bir de okuma vermiş öğretmen. ben çalışan bir anneyim, bu kadar ödevi akşam 7'de eve gelen bir çocuk nasıl yapsın.
ben 3.sınıfa kadar etüde metüde göndermem. yeni konu işlenmesine de izin vermem. istiyorsa öğretmen hanım tekrar yapsın.
yarın akşam iş çıkışı toplantıya gidiyorum. iyi oldu yarın olduğu, bu öfkeyle gitsem kırıcı olabilirim. yarına kadar sakinlerim bari.
*şantiye çocuğu pino'nun lafı.ben de katılıyorum ona, proje çocuğu değil, mutlu çocuk istiyorum.
5 Ekim 2011 Çarşamba
yardım lazım anneler

1 Ekim 2011 Cumartesi
küçük eller iş başında
bugünlerde parmak emme seviyesi çok arttı. hatta öyle ki ön üst dişleri öne doğru gelmiş. biraz az em anneciğim diyorum. okula yeni başladım ya çok stresliyim diyor. okula alışıncaya kadar süre verip eğer azaltmazsa profesyonel yardım almayı düşünüyorum. aslında bırakmıştı parmak emmeyi. izmir'e gönderdikten sonra tekrar başladı.
26 Eylül 2011 Pazartesi
kaçak
sebebi bizim ona ödevini yap dememizmiş.
kaçtığı yerde babaannesine öyle demiş.
dün gece de eve gelmedi.
dedesiyle yatınca kabus görmüyormuş.
ergenlik için erken bir yaş değil mi?
23 Eylül 2011 Cuma
bu hafta da bitti

dün tam çocukların okuldan çıkış saatinde patlayan bol şimşekli,fırtınalı yağmur da annelik anksiyatemin azmasına tuz biber oldu. bıdık hala kabus görüyormuş. okulda kitaplarını unuttuğunu, servisi kaçırdığını falan görüyormuş, biz de birlikte yatıyoruz. :)) dudağımdaki uçuk geçti 1,5 hafta sonra oğlumun yumuşak yanaklarından öpebiliyorum çok şükür. akşamları zor da olsa 2'şer sayfalık ödevini yapıyor. bilgisayar oynamak ve tv izlemek istiyor.çok zormuş yazı yazmak, aslında 20 dk'da yapabileceği şeyi öfleyip püflediği ve söylendiği için 1 saatte zor yapıyor. çarşamba günü öğle tatilinde dolabına kitaplarını yerleştirmek için okula gittim.orda diğer çocukların annelerini görünce içim bir hoş oldu.çocukların çantalarını taşıyorlar,sıralarına yerleştiriyorlar.çantalarını açıp yerleştiriyorlar falan. bir an içim bir garip oldu,üzüldüm.sonra oğlumun tüm bunları doğru ya da yanlış, eksik ya da fazla kendisinin yaptığını ve bu onu üzse de bugünlerde deli gibi parmak emse de aslında özgüvenini geliştirdiğini düşünüp kendimi rahatlattım. hatta dün matarasındaki suyu bitmiş kantine gidip kendisine su bile almış.ama dün çok merak ettim. yavrum dün yağmurda servisini bulamamış oralarda ağlamış, sonra bulmuş allahtan. şimdi arkamda kangurusunun göbişine yatmış, elinde ayıcığı parmak emip bakugan izliyor.
kendimi fotoğraftaki ev gibi hissediyorum. yaşanmışlıklardan yorgun, ama bir o kadar da mağrur.
5 Temmuz 2011 Salı
hayalim var
geçenlerde oğlumla sohbet ederken "anne senin hayalin ne?" dedi.
hiç düşünmeden dudaklarımdan "yazar olmak ve bir kitap yazmak istiyorum." cümlesi döküldü.
sıra bana geldi ve ben sordum.
"senin hayalin ne?"
"çok zengin olmak istiyorum anne?"
ben şaşırdım ve tekrar sordum.
"zengin olunca paranla ne yapacaksın?"
"üstü açık bir araba ve çok güzel, çok büyük bir otel alacağım."
6,5 yaşında realist bir çocuk, 32 yaşında hayalci bir anne.
ben vermesem de çocuğum çevresinden paranın çok önemli olduğu verisini almış. olsun ben de ona hayallerin parayla satın alınamayacağı verisini veririm.
açık havada birlikte yenen yemek .....tl
gökyüzündeki bulutları izleyip neye benzedikleri hakkında konuşmak, paha biçilemez.
eve gelirken alınan bir çikolata,...tl
teşekkür için oğlumun verdiği öpücük, paha biçilemez.
.
.
.
"evet oğlum, para önemlidir, ama insan yoksa hiç bir önemi yok. insan paradan daha önemlidir. hayat kumbaranda biriktirdiğin insanlar metal kumbaranda biriktirdiğin bozukluklardan daha değerlidir."
demedim. desem de şimdi anlamaz.anlayacağı gün geldiğinde kendime hatırlatma olsun diye yazdım buraya.
not:bıdığım 7.000 tl'yle otel alabileceğini sanıyor. para biriktirmeye başladı. sesimi çıkarmadım.
25 Haziran 2011 Cumartesi
uyku tutmadı
ben vücuduma yüklenen adrenalini hala atamadığım için uyuyamıyorum.
bugün oğlum sokakta komşu çocuklarıyla oynarken, çocuklardan birinin ailesi parka gidiyormuş benim bıdık da onlarla gitmek istemiş, babası da izin vermiş. tüm bunlar olurken ben duştaydım.
oğlum hiç tanımadığım ve ben de telefonu bile olmayan komşularımla parka gitti.
saat 10 olduğunda eşimi çevre parklarda onu araması için gönderdim.saat 10.30'da geldiler. kapıda karşılaşmışlar.
oğlum hem çok eğlenmiş hem de kendini kaybolmuş gibi hissetmiş.anladığım kadarıyla bizim yanında olmamamız onu da tedirgin etmiş.
allah'ım niye böyle olduk biz, niye bu kadar güvensiz olduk. ne oldu da insanlar bu kadar kötü oldu ve biz çocuğumuzu gözümüzden sakınır olduk.
oysa ben küçükken saatlerce sokakta oynardım.karnımız acıkınca komşuya girer ne yemek varsa yerdik, akşam olunca da cebimizde bir sürü güzel anla ve özgürlüğümüzün tadını çıkarmış olarak eve dönerdik. şimdiyse oğlum sürekli bir göz hapsinde.endişelenmemek mümkün değil.her gün gazetelerde o kadar kötü haberler okuyoruz ki insanın kanı donuyor,aklı almıyor.
neden en çok çocuklar zarar görüyor. insanoğlu niye gücünün yettiğine bunca acımasız.
geçen gazetede bir haber vardı.dünyanın en şanslı anneleri norveç, en şanssızları afganistan'daymış. savaşın ortasında bir çocuk dünyaya getirince umudu artıyor mu acaba o kadınların. çocuğumla kaç gün daha birlikte olabilirim diye endişeyle kıvranıyorlar mı?
bazen diyorum varolmayan ülkeye peter pan tüm çocukları götürse, biz onları özlesek ama onların başına hiç kötü şey gelmese.iyi olduklarını bilsek ve endişelenmesek.
büyüdükçe endişeler artıyor. bu yıl okula başlayacak.kreşte herşey kontrol altındaydı,peki okulda ne yapacağız?
öfff, annelik anksiyetem azdı.
25 Mayıs 2011 Çarşamba
ben bugünlerde...
