beğendiklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beğendiklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Kasım 2012 Pazar
18 Haziran 2012 Pazartesi
domatese güzelleme
bir taraftan kuru eriğimi kemirip, ağzımda emerek içindeki tüm şekerli, ekşi tatları dilimde hissetmeye çalışırken bir taraftan da öğlen yediğim hellim salatanın aşırı tuzlu hellimleri yüzünden içtiğim bardaklar dolusu suyun midemde yarattığı şişkinliğe rağmen akşam yemekte ne var acaba diye düşünmek çok güzel. çünkü annem evde ve hafta sonu pazardan aldığımız semizotu, taze fasulye, bezelye veya pancardan birini pişireceğine eminim. yanına da bol sirkeli güzel bir çoban salata yaptık mı değmeyin keyfime. dünyada domatesten daha güzel bir yiyecek olabilir mi? yaz kış her mevsim domates. serası, tarlası, her çeşidi kabulümdür. rengiyle, kokusuyla, damakta bıraktığı tadıyla, her türlü yemeğin yanına yakışması, tek başına elma gibi ısırıp tüketilmesi ya da her türlü yemeğe garnitür olmasıyla, salatanın vazgeçilmez tadı, damak çatlatan domates, seviyorum seni...


domates sevdam yukardaki fotoyu görünce coştu. ne güzel bir fikir değil mi?hiç kuşkonmaz yemedim, ama kuşkonmaz yerine mesela araya semizotu koysak da fena olmaz diye düşündüm. iri pembe domateslerden çok güzel olur, araya da mozeralla yerine köy peyniri koyabiliriz ya da sert keçi peyniri. karnım tok da galiba gözüm aç. :))
13 Nisan 2012 Cuma
buz perisi
müzik, dans, estetik, spor...
dünyada buz pateninden daha güzel bir spor olmaz bence.
küçükken halıları kaldırır evde buz pateni yapmaya çalışırdım. tek kanalın faydaları.en azından olimpiyatlardı, dünya kupasıydı derken pek çok spor dalından haberimiz oluyordu. şimdiki çocuklar çok şanssız. ben bile buz pateni izlemeyeli uzun zaman oldu.
kendime not : kış olimpiyatları, dünya kupası falan içinde buz pateni olabilecek herşeyi takibe al!
dünyada buz pateninden daha güzel bir spor olmaz bence.
küçükken halıları kaldırır evde buz pateni yapmaya çalışırdım. tek kanalın faydaları.en azından olimpiyatlardı, dünya kupasıydı derken pek çok spor dalından haberimiz oluyordu. şimdiki çocuklar çok şanssız. ben bile buz pateni izlemeyeli uzun zaman oldu.kendime not : kış olimpiyatları, dünya kupası falan içinde buz pateni olabilecek herşeyi takibe al!
27 Mart 2012 Salı
hayatınıza renk gelsin

evimizden işimize gidebileceğimiz böyle renkli bir bisiklet yolumuz olsa.
saçlarım bu kızınki gibi uzun ve sağlıklı olsa.
ayakkabıları benim olsa.
çantası da benim olsa.
biraz daha zayıf olsam ve o elbiseyi giyebilsem.
ben de onun gibi gülerdim.
şimdiyse dudaklarımı sarkıttım, ayağımın altında elektrikli soba,üzerimde siyah gömlek ve siyah pantalonla çalışmaya çalışıyorum.
5 Eylül 2011 Pazartesi
deniz kokusu
bugün mudanya'da deniz kenarında çayımı içip martıları izlerken martı jonathan'ı düşündüm. uzaklarda neler olduğunu ben de en az onun kadar merak ediyordum. farklı olmanın dışlanmak anlamına geldiğini ve bilinmez yolculuğa çıkan ve geri dönmeyen martıları düşündüm. korkup çıkamadığım, çıkmaya karar veremediğim yolculukları düşündüm.
çayımı yudumlarken deniz kenarından gelip geçen insanları seyrettim, ne kadar çok insan, ne kadar çok farklı hayat olduğunu düşünüp şaştım kaldım. annesinin elinden tutmamakta direnen küçük kızı gözümle okşadım ve yaya yolunda yürümelerine ve hiç araba olmamasına rağmen kızının elini tutması için ısrar eden anneyi anlayamadım. elini tutmayınca yürüyemeyeceğini falan düşünüyordu galiba.
baba ve giderek babasına daha çok benzemeye başladığı için bugünlerde beni gıcık eden küçük oğlum az önce aldıkları oltayla balık tutmak amacıyla oltayı denize atmak için büyük çaba harcarken onları izledim. çayımdan bir yudum daha aldım. martılar öylesine çoktu ve denizin üstünde öylesine güzel süzülüyorlardı ki kesin bir kutlama yapıyorlar diye geçti aklımdan. fatoş olsaydı keşke, fotoğraflarını çekerdi diye düşündüm. hiç görmediğim halde hayatımın parçası haline gelen ve onların sevdikleri şeyleri gördüğümde aklıma gelen blogum vasıtasıyla tanıdığım insanları düşünüp gülümsedim. tam o esnada kocaman bir dalga geldi ve benim acemi balıkçıları sırıksıklam etti. deniz, sizi acemiler böyle rüzgarlı bir günde balık tutmak ne harcınıza alın size dedi ve dalgayla dövdü bizim evin erkeklerini. alel acele döndük eve, hasta olmasınlar diye. böylece benim deniz sefam da yarım kalmış oldu.
deniz ne kadar güzel. beni sakinleştiriyor, mutlu ediyor. hani diyorum ki bazen deniz kenarında bir evim olsa her gece mehtaba karşı içer ve kesin yazar olurdum. iyot kokusu bana rakı kokusunu hatırlatıyor. deniz, rakı, kağıt ve kalem. izmir'i belki de bu yüzden çok özlüyorum.şehrin merkezinde deniz olması ne güzel bir nimet. neyse en azından burda da mudanya var.her ne kadar hafta sonları deli gibi kalabalık olsa da yine de iyot kokusu alabiliyorsun.
şu an saat 1 uyku kaçtı.aklıma birden oğlumun gelecek hafta okula başlayacağı geldi.artık gerçek hayatın içine girme zamanı.kreşteki gibi olmayacak hiçbir şey. umarım çok fazla sorun yaşamaz.12 eylül'de okula başlayacak bıdık.henüz hiçbir şey belli değil, kaydettirmek istediğim okul bizim mahalle dışında olduğu için nakil olup olamayacağı bu hafta belli olacak.sonrasında kıyafet, ayakkabı,çanta alınması gerek. eşim salı günü iş görüşmesi için izmir'e gidecek. pazar günü eşimin yakın bir arkadaşının biga'da düğünü var.benim işlerim çok yoğun. bazen herşey üst üste geliyor. çok heyecanlı ve endişeliyim. küçük bir değişiklik olsun diye saçlarımı kızıla boyadım. saç derim kırmızı, saçlarım ise hafifi kızıl oldu.yarın işe böyle gideceğim.niye bayram tatilinde boyamadım ki! yine gelmeye başladı kırmızı karıncalar. evet şimdi pencereyi açacağım ve derin bir nefes alıp iyot kokusu ve dalga sesi hayal edeceğim.
çayımı yudumlarken deniz kenarından gelip geçen insanları seyrettim, ne kadar çok insan, ne kadar çok farklı hayat olduğunu düşünüp şaştım kaldım. annesinin elinden tutmamakta direnen küçük kızı gözümle okşadım ve yaya yolunda yürümelerine ve hiç araba olmamasına rağmen kızının elini tutması için ısrar eden anneyi anlayamadım. elini tutmayınca yürüyemeyeceğini falan düşünüyordu galiba.
baba ve giderek babasına daha çok benzemeye başladığı için bugünlerde beni gıcık eden küçük oğlum az önce aldıkları oltayla balık tutmak amacıyla oltayı denize atmak için büyük çaba harcarken onları izledim. çayımdan bir yudum daha aldım. martılar öylesine çoktu ve denizin üstünde öylesine güzel süzülüyorlardı ki kesin bir kutlama yapıyorlar diye geçti aklımdan. fatoş olsaydı keşke, fotoğraflarını çekerdi diye düşündüm. hiç görmediğim halde hayatımın parçası haline gelen ve onların sevdikleri şeyleri gördüğümde aklıma gelen blogum vasıtasıyla tanıdığım insanları düşünüp gülümsedim. tam o esnada kocaman bir dalga geldi ve benim acemi balıkçıları sırıksıklam etti. deniz, sizi acemiler böyle rüzgarlı bir günde balık tutmak ne harcınıza alın size dedi ve dalgayla dövdü bizim evin erkeklerini. alel acele döndük eve, hasta olmasınlar diye. böylece benim deniz sefam da yarım kalmış oldu.
deniz ne kadar güzel. beni sakinleştiriyor, mutlu ediyor. hani diyorum ki bazen deniz kenarında bir evim olsa her gece mehtaba karşı içer ve kesin yazar olurdum. iyot kokusu bana rakı kokusunu hatırlatıyor. deniz, rakı, kağıt ve kalem. izmir'i belki de bu yüzden çok özlüyorum.şehrin merkezinde deniz olması ne güzel bir nimet. neyse en azından burda da mudanya var.her ne kadar hafta sonları deli gibi kalabalık olsa da yine de iyot kokusu alabiliyorsun.
şu an saat 1 uyku kaçtı.aklıma birden oğlumun gelecek hafta okula başlayacağı geldi.artık gerçek hayatın içine girme zamanı.kreşteki gibi olmayacak hiçbir şey. umarım çok fazla sorun yaşamaz.12 eylül'de okula başlayacak bıdık.henüz hiçbir şey belli değil, kaydettirmek istediğim okul bizim mahalle dışında olduğu için nakil olup olamayacağı bu hafta belli olacak.sonrasında kıyafet, ayakkabı,çanta alınması gerek. eşim salı günü iş görüşmesi için izmir'e gidecek. pazar günü eşimin yakın bir arkadaşının biga'da düğünü var.benim işlerim çok yoğun. bazen herşey üst üste geliyor. çok heyecanlı ve endişeliyim. küçük bir değişiklik olsun diye saçlarımı kızıla boyadım. saç derim kırmızı, saçlarım ise hafifi kızıl oldu.yarın işe böyle gideceğim.niye bayram tatilinde boyamadım ki! yine gelmeye başladı kırmızı karıncalar. evet şimdi pencereyi açacağım ve derin bir nefes alıp iyot kokusu ve dalga sesi hayal edeceğim.
12 Temmuz 2011 Salı
bir yol hikayesi :)
tarih: 10 temmuz 2011 pazar
mekan:iznik-göllüce köyü-yıldız ormanları
kişiler:kara kitap (kod adı melek teyze:arkadaşları o gün kendisine kocaman şapkasından dolayı melek teyze diye hitap ettiler.), bir grup teke olup dağa taşa tırmanmaya hevesli insan.
hikayemiz sabah 7.'de kalkıp öğle yemeği için peynirli sandviç hazırlamayla başlar.güzide bir pazar günü erkenden kalkılır,sandviçler hazırlanır.çantaya salatalık,muz, süt gibi diğer beslenmeler de eklenir, 2 lt su da doldurulunca çanta olur 5 kilo, 82 kilo da ben toplamda 87 kilo olup evden çıkılır. buluşma noktasına gelindiğinde 15 hevesli insan minibüse doluşur ve uyku mahmuru yola çıkılır. göllüce köyüne varıldığında köy kahvesinde, iznik gölü kıyısında bir çay molası verilir. hayat ne güzeldir, püfür püfür esen rüzgar yüreğe bir su serper. sonra yola çıkılır. ormanlık sanılan parkurun meğer tırmanma kısmında hiç ağaç gölgesi yoktur. 40 derece sıcakta güneş tepemde ter ter tepinirken ben ve sırt çantam dik bayırlara tırmanma çabası verir ve grubun hep en sonunda yolumuza devam ederiz.
bu geziden elimizde kalanlar: yaklaşık 25 km bir yürüyüş, muhteşem göl manzarası, çiçeğe durmuş enginarlar, rengarenk sayısız kelebek, anne ve yavru kaplumbağa, buz gibi pınar suları, daha önce hiç tanımadığın insanlarla sanki kırk yıllık dostmuş gibi yardımlaşma, et kesen bacaklar, araları yarılan ayak parmakları, morarmış bir ayak parmağı ve iki gündür doğru düzgün yürüyemediğimden işe taksiyle geldiğim için taksiye verdiğim 20 TL.
peki yine yapar mıyım? yine olsa yine yaparım. ama lütfen daha gölge bir parkur olsun. ayhan ışık misali başıma güneş geçecek diye çok korktum. bir de acil kilo vermem gerek, ayaklarıma nedir bu çektirdiğim.öbür dünyada başta ayacıklarım hesap soracak benden.
geziye ilişkin hiç fotoğraf yok, çünkü sandviçleri unutmadım ama fotoğraf makinası unuttum. :))
mekan:iznik-göllüce köyü-yıldız ormanları
kişiler:kara kitap (kod adı melek teyze:arkadaşları o gün kendisine kocaman şapkasından dolayı melek teyze diye hitap ettiler.), bir grup teke olup dağa taşa tırmanmaya hevesli insan.
hikayemiz sabah 7.'de kalkıp öğle yemeği için peynirli sandviç hazırlamayla başlar.güzide bir pazar günü erkenden kalkılır,sandviçler hazırlanır.çantaya salatalık,muz, süt gibi diğer beslenmeler de eklenir, 2 lt su da doldurulunca çanta olur 5 kilo, 82 kilo da ben toplamda 87 kilo olup evden çıkılır. buluşma noktasına gelindiğinde 15 hevesli insan minibüse doluşur ve uyku mahmuru yola çıkılır. göllüce köyüne varıldığında köy kahvesinde, iznik gölü kıyısında bir çay molası verilir. hayat ne güzeldir, püfür püfür esen rüzgar yüreğe bir su serper. sonra yola çıkılır. ormanlık sanılan parkurun meğer tırmanma kısmında hiç ağaç gölgesi yoktur. 40 derece sıcakta güneş tepemde ter ter tepinirken ben ve sırt çantam dik bayırlara tırmanma çabası verir ve grubun hep en sonunda yolumuza devam ederiz.
bu geziden elimizde kalanlar: yaklaşık 25 km bir yürüyüş, muhteşem göl manzarası, çiçeğe durmuş enginarlar, rengarenk sayısız kelebek, anne ve yavru kaplumbağa, buz gibi pınar suları, daha önce hiç tanımadığın insanlarla sanki kırk yıllık dostmuş gibi yardımlaşma, et kesen bacaklar, araları yarılan ayak parmakları, morarmış bir ayak parmağı ve iki gündür doğru düzgün yürüyemediğimden işe taksiyle geldiğim için taksiye verdiğim 20 TL.
peki yine yapar mıyım? yine olsa yine yaparım. ama lütfen daha gölge bir parkur olsun. ayhan ışık misali başıma güneş geçecek diye çok korktum. bir de acil kilo vermem gerek, ayaklarıma nedir bu çektirdiğim.öbür dünyada başta ayacıklarım hesap soracak benden.
geziye ilişkin hiç fotoğraf yok, çünkü sandviçleri unutmadım ama fotoğraf makinası unuttum. :))
27 Nisan 2011 Çarşamba
çember
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın
Kendin içindeyken
Kafan dışındaysa
Çaresi yok kardeşim
Her akşam böyle içip kederlenip
Mutsuz olacaksın
Meyhane masalarında kahrolacaksın
Şiirlerle şarkılarla
Kendini avutacaksın
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın
Murathan Mungan

Ya da içinde yer alacaksın
Kendin içindeyken
Kafan dışındaysa
Çaresi yok kardeşim
Her akşam böyle içip kederlenip
Mutsuz olacaksın
Meyhane masalarında kahrolacaksın
Şiirlerle şarkılarla
Kendini avutacaksın
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın
Murathan Mungan

pino çizmiş, yonca yazmış, kara kitap'ta oturup kendinin içinde kafasının dışında olduğu çembere ağlamış.
bu çemberi pino'nun resmindeki kız gibi elindeki kalemle kendisi mi çiziyor, yoksa başkalarının çizmesine izin mi veriyor düşünmeye başlamış.
22 Nisan 2011 Cuma
içimdeki kuşlar
kendimi kötü hissetmem normal değil mi?
cumartesi günü vapura binip karşıyaka'ya giderken denizi, martıları izledim. elimde mis kokulu kırmızı karanfiller.nihan'a demiştim, yakama kırmızı karanfil takarım, tanırsın beni. ama kokulu karanfil bulabileceğimi düşünmemiştim.şanslı günümdeydim galiba, ama endişeliydim de.hem tanıdığım hem de tanımadığım biriyle ya konuşacak birşey bulamazsam, ya beni sevmezse, ya hayalinde canlandırdığı kız değilsem ve hayal kırıklığına uğrarsa endişeleriyle doluyken ben, vapur karşıyaka'ya geldi. biraz erken gelince iş bankası kültür yayınlarında kitaplara şöyle bir bakayım dedim ve kardeşimle içeri daldık. ben kitaplara dalmış bakarken kapı açıldı ve evet nihan'dı gelen. tahmin etmiş orada olabileceğimi. öyle sıcak ve içten sarıldı ki şaşakaldım. uzun zamandır kimseye bu kadar içten sarılmamıştım. pek dokunan, sarılan biri değilim ben, küçükken pek sarılanım olmadığı için belki.ailem uzaktan severler, dokunmak bir alışkanlık değildir onlarda.ben bu sevmediğim alışkanlığımı oğlumla aşmaya çalışıyorum, her gün ona defalarca sarılıp öperek, ama hala arkadaşlarıma pek sarılamam. sıkı sıkı sarıldık nihan'la. yanılmamışım, hani çizip durduğu sarı uzun saçlı kızlar var ya onlara benziyor. karşıyaka vapur iskelesinden bostanlı'ya kadar yürüdük sohbet ederek. sonra çok güzel bir kafeye oturduk, şimdi ismini hatırlamadığım. kafede içtiğim kahve de yeşil çay da pek güzeldi, yanına nihan'ın güzel sohbeti eşlik ettiği için. zaman su gibi aktı geçti.sabah bulutlu olan hava maviye döndü ve güneş gülümseyen yüzünü gösterdi. keşke dedim daha çok vaktim olsaydı, sohbet bu kadar çabuk bitmeseydi. saat dört gibi ayrıldık nihan'la. kardeşimle ben doğru konak'a nuri iyem'in 100 farklı özel kolleksiyondan alınmış resimlerinin sergisi vardı.onu gezdik kardeşimle. son günüymüş serginin.evet dedim bugün şanslı günmdeyim gerçekten. sonra kemeraltı, fincanda pişmiş kahve, fal derken akşam 9'da döndük eve. babam pasta almış erken doğum günü kutlaması yaptık. pazar günü de izmir kitap fuarına gittim.gerçi oğluş sıkıldığı için pek gezemedik ama aytül akal ve mavisel yener imzalı bir şiir kitabı oldu oğlumun.dolu dolu yaşanan bu hafta sonundan sonra bursa'ya dönüş.
darmadağın bir ev, morali bozuk ve halen iş bulamamış bir koca. eşimin iş başvuruları meğer eski patronunun olumsuz referansı yüzünden olumsuz sonuçlanıyormuş.meğer eşim yönetilmesi zor bir adammış ve onu yıllarca idare etmişler.hayır ben bu referansa inanan adamı da anlamıyorum. hangi firma işine yaramayan adamı 12 yıl idare eder. insanlar ne iğrenç.
izmir'de hava bulutlu da olsa yaşadığım pırıl pırıl iki günden sonra döndüğüm çöplüğümde kendimi çikolata şelalesinin altına gömme isteği duymam normal değil mi?
Etiketler:
beğendiklerim,
gıcık olduklarım,
günlük
21 Nisan 2011 Perşembe
günün şarkısı
bazı sabahlar zihnimde yankılanan bir şarkıyla uyanıyorum. bugün beni uyandıran ve sabahtan beri bozuk plak gibi beynimin kıvrımlarında çalan şarkı bu.
Sakin göllerin kuğusuyduk
Salınarak suyun yanağında
Yarılan ekmeğin buğusuyduk.
Gözüm yaşarıyor,
Yüreğim kanıyor,
Olmasaydı sonumuz böyle.
Biri saksımızı çiğneyip gitti
Biri duvarları yıktı
Camları kırdı
Fırtına gelip aramıza serildi
Biri milyon kere çoğaltıp hüzünleri
Her şeyi kötüledi
Bizi yaraladı
Biri şarabımızı döktü
Soğanımızı çaldı
Biri hiç yoktan vurdu kafeste kuşumuzu
Ciğerim yanıyor, yüreğim kanıyor
Olmasaydı... olmasaydı sonumuz böyle”
Gözüm yaşarıyor
Yüreğim kanıyor
Olmasaydı sonumuz böyle
Dağlarda çoban ateşiydik
Dolanarak mavzer yatağında
Ceylanın pınara inişiydik
Göğsüm daralıyor,
Yüreğim kanıyor,
Olmasaydı sonumuz böyle.
Birer yolcuyduk aynı ormanda kaybolmuş
Aynı çıtırtıyla uyanan birer serçe
Hep aynı yerde karşılaşırdık tesadüf bu
Birer tomurcuktuk hayatın kollarında
Birer çiğ damlasıydık
Bahar sabahında gül yaprağında
Dedim ya;
Hiç yoktan susturuldu şarkımız
Yüreğim kanıyor yüreğim kanıyor
Bitmeseydi...
bitmeseydi bizim öykümüz böyle”
Göğsüm daralıyor
Yüreğim kanıyor
Olmasaydı sonumuz böyle.
Yusuf Hayaloğlu
Sakin göllerin kuğusuyduk
Salınarak suyun yanağında
Yarılan ekmeğin buğusuyduk.
Gözüm yaşarıyor,
Yüreğim kanıyor,
Olmasaydı sonumuz böyle.
Biri saksımızı çiğneyip gitti
Biri duvarları yıktı
Camları kırdı
Fırtına gelip aramıza serildi
Biri milyon kere çoğaltıp hüzünleri
Her şeyi kötüledi
Bizi yaraladı
Biri şarabımızı döktü
Soğanımızı çaldı
Biri hiç yoktan vurdu kafeste kuşumuzu
Ciğerim yanıyor, yüreğim kanıyor
Olmasaydı... olmasaydı sonumuz böyle”
Gözüm yaşarıyor
Yüreğim kanıyor
Olmasaydı sonumuz böyle
Dağlarda çoban ateşiydik
Dolanarak mavzer yatağında
Ceylanın pınara inişiydik
Göğsüm daralıyor,
Yüreğim kanıyor,
Olmasaydı sonumuz böyle.
Birer yolcuyduk aynı ormanda kaybolmuş
Aynı çıtırtıyla uyanan birer serçe
Hep aynı yerde karşılaşırdık tesadüf bu
Birer tomurcuktuk hayatın kollarında
Birer çiğ damlasıydık
Bahar sabahında gül yaprağında
Dedim ya;
Hiç yoktan susturuldu şarkımız
Yüreğim kanıyor yüreğim kanıyor
Bitmeseydi...
bitmeseydi bizim öykümüz böyle”
Göğsüm daralıyor
Yüreğim kanıyor
Olmasaydı sonumuz böyle.
Yusuf Hayaloğlu
15 Nisan 2011 Cuma
abbas yolcu
ben birazdan izmir'e giden nilüfer otobüsüne biniyorum. siz de bu şarkıyı dinleyin. ben tüm gün dinledim de siz de mahrum kalmayın dedim. :))) ben niye bu kadar sevinçliyim acaba? a)yolculuk yapacağım için b)izmir'e gideceğim için c)kordonda bira içip midye yiyeceğim için d)izmir kitap fuarına gideceğim için e)annemleri göreceğim için f)pazara gidip bir sürü yeşillik alıp bursa'ya getireceğim için g)serseri mayın gibi amaçsızca kemeraltında gezineceğim için h)kızlarağası hanında fincanda pişmiş kahve içeceğim için ı)nihan'ı göreceğim için
11 Nisan 2011 Pazartesi
arama oyununun galibi belli oldu!
Mehmet 6 arkadaşını eve çağırdı; çünkü yeni bir oyun keşfetti: “Arama oyunu”. Herkes gelince oyun başlayacak.Mehmet kuralları anlatıyor:” Başlama işaretini verdiğimde, hepiniz aramaya koyulacaksınız.Kronometreyi yarım saate ayarlayacağım; bu sürede kim bulursa, o kazanacak.”
Jülide, “Nerede arayacağız?” diye soruyor.
“Her yerde” diye yanıtlıyor Mehmet.
“Peki ama ne arayacağız?” diyor Ali.
“Doğru ya, ne arayacağız?” diye gülüşüyor diğerleri.
Sinirlenen Mehmet; “Oynamak istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Arayın, işte o kadar!Aptal aptal sorularla kafamı şişirdiniz, oyun bu!” diye bağırıyor.
Mehmet tamamen aklını kaçırmış!Ne aradığımızı bilmeden nasıl birşey bulabiliriz ki? Bulduğu yeni oyun saçmalığın daniskası.
Evet! Yine de bu, insanların sık sık oynadığı bir oyun:Kendilerini neyin mutlu edeceğini bilmeden mutluluğu aramak.Herkes onu bulmak istiyor, bu normal. Ama bir şeyi bulabilmek için, ne bulmak istediğimizi bilmemiz gerekir.Yoksa, ona ulaşmak için tabi ki hiçbir şansımız olmaz.” çıtır çıtır felsefe serisi kitaplarından mutluluk ve mutsuzluk kitabının 11.sayfası.
bu kitabı oğlum için almadım.henüz anlamak için küçük, aslında kendime aldım. okumaya başından başlamadım. aklıma geldikçe rasgele bir sayfa açıp okuyorum. 11. sayfadaki bu anlatım da çok hoşuma gitti. o günden beri kendime ara ara soruyorum. “beni ne mutlu ediyor?”
oğlumun doğum günü için yaptığım pinyata,
güzel bir sümbül kokusu,
kumkuatım- bu arada kumkuatıma birşey oldu, tüm yaprakları dökülüyor. sanırım birşey yapraklarını yiyor :( -
sevdiğim bir yazarın yeni kitabı ise beni çok çok mutlu ediyor. murathan mungan’ın şairin romanı kitabını aldım. kitabım bugün geldi.nasıl heyecanlandım anlatamam. şarkını söylediğin zaman’ı bitirir bitirmez başlayacağım. şarkını söylediğin zaman da bu arada kaynasın istemem. gerçekten beğendim; akıcı, güzel bir kitap.hafta sonu pek okuyamadım, ama bir iki güne biter. ama murathan mungan, yeni bir roman yazmış, daha ne olsun. kitaptaki bilmeceyi çözmek için heyecanlanıyorum. kitabın şiirsel anlatımının akışına kapılmak için heyecanlanıyorum.biraz yatağımın başucunda dursun, alışayım. murathan mungan’ın kedisi pişo’nun anısına bir kedi ayraç yaptım.kitabı onunla okuyacağım. pek acemi işi oldu,ama sevdim ben bu işi.
burda ayşe arman’ın murathan munganla yaptığı söyleşi var. 30 nisan’da da bursa’ya imza gününe gelecekmiş. gidip kitabımı imzalatmak istiyorum.
Etiketler:
beğendiklerim,
bugün ne öğrendim,
kitap
1 Şubat 2011 Salı
ruh üşütücü ve ısıtıcılar
isteksiz, heyecansız bir güne başlamıştım. dün gece benim evdeki kazma sapı yine oğluşun doğum günü hazırlıklarına ilişkin olarak duyduğum heyecanı öldürmüştü. zaten ne zaman beni heyecanlandıran birşey olsa ya bir lafıyla ya da bir davranışıyla benim hevesimi kırar. böyle zamanlarda üşürüm.ruhum üşür sanki.
ruhumu ısıtan birşey oldu bu sabah. teşekkürler nihan :
robotununun yaydığı gün ışığı bursa'da yaşayan bu yalnız kadını bile ısıttı. şimdi toparlanmalı ve parti hazırlıklarına devam etmeliyim.
psikolojisi sevdiğim blogları okuyarak biraz toparlanmış biri olarak tekrar yazıyorum ve güne notlarımı düşüyorum.
dün leylak dalı'nın doğum günüydü, oğluşumdan beş gün önce doğmuş.onun kutlu mutlu doğum haftasıyla oğlumunki aynı günlere dek geliyor. :))) canım ablam melek annen iyi ki seni doğurmuş. kitabımı bitirdim, kerim ali abi ölünce çok üzüldüm. nedense bana kendi abimi ve senin dayını hatırlattı. iki gece önce kitabı bitirip yattım,ama sabaha kadar gözüme uyku girmedi. kitap beni çok etkiledi.
blog başlığım nasıl bu arada? utanmaz insan olarak istemiştim ve sevgili şuşu çizip göndermişti.ben de şubat ayında kullanırım diye çeyizime koymuştum. aslında arka planda yağan karlar da çizip göndermiş, ama ben bir türlü becerip de arka planı ekleyemedim. blogger nasıl kullanılır konusunda canlı bir ders almam gerek. kinesitetik öğrenen biri olarak birinin bana canlı canlı anlatması gerek.
ajanda dergisinin şubat sayısını okudum biraz önce, her ayki gibi çok beğendim. kendimi iyi hissetmemi sağladı. evet sanat kesinlikle bünyeme iyi geliyor. :)) arşivime kaydettim. siz de okumak isterseniz tık tık. üstelik kahve hediyeli. şuşu yine çok güzel çizimler yapmış.hem de pinoyla yaptığı röportaj da var. pino'cum şu meraklı minik ve bilim çocuk'tan hediye olarak aldığımız kartlar için bir saklama çözümü isteğimi yineliyorum.
sabah diplerde sürünen ben şimdi iyiyim. hepinizi çok seviyorum. enerjiniz bana enerji veriyor. :)))
ruhumu ısıtan birşey oldu bu sabah. teşekkürler nihan :
robotununun yaydığı gün ışığı bursa'da yaşayan bu yalnız kadını bile ısıttı. şimdi toparlanmalı ve parti hazırlıklarına devam etmeliyim.
psikolojisi sevdiğim blogları okuyarak biraz toparlanmış biri olarak tekrar yazıyorum ve güne notlarımı düşüyorum.
dün leylak dalı'nın doğum günüydü, oğluşumdan beş gün önce doğmuş.onun kutlu mutlu doğum haftasıyla oğlumunki aynı günlere dek geliyor. :))) canım ablam melek annen iyi ki seni doğurmuş. kitabımı bitirdim, kerim ali abi ölünce çok üzüldüm. nedense bana kendi abimi ve senin dayını hatırlattı. iki gece önce kitabı bitirip yattım,ama sabaha kadar gözüme uyku girmedi. kitap beni çok etkiledi.
blog başlığım nasıl bu arada? utanmaz insan olarak istemiştim ve sevgili şuşu çizip göndermişti.ben de şubat ayında kullanırım diye çeyizime koymuştum. aslında arka planda yağan karlar da çizip göndermiş, ama ben bir türlü becerip de arka planı ekleyemedim. blogger nasıl kullanılır konusunda canlı bir ders almam gerek. kinesitetik öğrenen biri olarak birinin bana canlı canlı anlatması gerek.
ajanda dergisinin şubat sayısını okudum biraz önce, her ayki gibi çok beğendim. kendimi iyi hissetmemi sağladı. evet sanat kesinlikle bünyeme iyi geliyor. :)) arşivime kaydettim. siz de okumak isterseniz tık tık. üstelik kahve hediyeli. şuşu yine çok güzel çizimler yapmış.hem de pinoyla yaptığı röportaj da var. pino'cum şu meraklı minik ve bilim çocuk'tan hediye olarak aldığımız kartlar için bir saklama çözümü isteğimi yineliyorum.
sabah diplerde sürünen ben şimdi iyiyim. hepinizi çok seviyorum. enerjiniz bana enerji veriyor. :)))
5 Ocak 2011 Çarşamba
kartpostal kardeşliği
Kartpostal etkinliğimizle ilgili durum raporu bildiriyorum sayın seyirciler,
İlk elime ulaşan kartlar İzmir’den Nihan’ın kendi elceğiziyle yaptığı kardan adam ve Müge’den gelen ışıl ışıl yeni yıl süslerinden oluşan bir Unicef kartı, sonrakilerse şöyle,
- İçinde misler gibi kokan bir sabunla Mine Hanım’ın kartı,
- Marmaris’ten kalkıp gelen yine el emeği göz nuru hem de süpriz hediyeli Buğday Tanesi’nin kartı,
- Bursa’dan gelen el emeği bir kitap ayıracı şeklinde Elifinelizi’nin kartı
- Kafama yağıp duran sıkıntı yağmurlarından beni korusun diye üzerine şemsiyeler yapıştırılmış Leylak Dalı’nın kartı,
- Lale’nin Bahçesi’nden gelen eski İstanbul kartı,
- Define Adası’nın sahibi hazine gibi insan Defne’den gelen çam ağaçlı Unicef kartı,
- Zeynep’ten gelen yine el yapımı ve zenginliğin simgesi mor renkli kart,
- Mihriban Hanım’dan gelen eski İstanbul kartı,
- Serap’tan gelen simli mimli elinde dürbünü bana bakan bir noel baba kartı,
- Sinem’den gelen sırtına olanca hediyeyi yüklenmiş simle kaplanmış bir noel baba kartı,
- Taaa Singapur’dan gelen ve iş yerindeki arkadaşlarımın şaşkın bakışlarına neden olan A-H’nin kartı
Toplamda 13 kart, ben 32 kart postaladığıma göre PTT senden 19 kart alacağım var. E hadi ama…
Bu fotoyu da 27 Aralık'da çekmiştim.Bazı kartlar fotoğrafta yok. Noel Baba şeklindeki kaktüsüm nasıl?

İlk elime ulaşan kartlar İzmir’den Nihan’ın kendi elceğiziyle yaptığı kardan adam ve Müge’den gelen ışıl ışıl yeni yıl süslerinden oluşan bir Unicef kartı, sonrakilerse şöyle,
- İçinde misler gibi kokan bir sabunla Mine Hanım’ın kartı,
- Marmaris’ten kalkıp gelen yine el emeği göz nuru hem de süpriz hediyeli Buğday Tanesi’nin kartı,
- Bursa’dan gelen el emeği bir kitap ayıracı şeklinde Elifinelizi’nin kartı
- Kafama yağıp duran sıkıntı yağmurlarından beni korusun diye üzerine şemsiyeler yapıştırılmış Leylak Dalı’nın kartı,
- Lale’nin Bahçesi’nden gelen eski İstanbul kartı,
- Define Adası’nın sahibi hazine gibi insan Defne’den gelen çam ağaçlı Unicef kartı,
- Zeynep’ten gelen yine el yapımı ve zenginliğin simgesi mor renkli kart,
- Mihriban Hanım’dan gelen eski İstanbul kartı,
- Serap’tan gelen simli mimli elinde dürbünü bana bakan bir noel baba kartı,
- Sinem’den gelen sırtına olanca hediyeyi yüklenmiş simle kaplanmış bir noel baba kartı,
- Taaa Singapur’dan gelen ve iş yerindeki arkadaşlarımın şaşkın bakışlarına neden olan A-H’nin kartı
Toplamda 13 kart, ben 32 kart postaladığıma göre PTT senden 19 kart alacağım var. E hadi ama…
Bu fotoyu da 27 Aralık'da çekmiştim.Bazı kartlar fotoğrafta yok. Noel Baba şeklindeki kaktüsüm nasıl?
4 Ocak 2011 Salı
mutluyum ben

Evvet kıskançlığım işe yaradı. :)) Nihan'ım burdaki çizimini bana uyarlayıp banner olarak göndermiş, ben de yeni yılda yeni tema diyerek içimi en kıpır kıpır eden, beni neşelendiren rengi seçip temamı değiştirdim. Kararlıyım bu yıl, mutlu olmayı seçiyorum.
Sabahtan beri internet berbat olsa da, hiç bir blog doğru düzgün açılmasa da açılanlara yorum yazılmasa da dışarda simsiyah bir gökyüzü ve delice yağan bir yağmur olsa da sabah uyanamayıp işe geç kalsam da yılbaşı akşamı arkadaş Leylak Dalı'nın Pino'ya imzalatıp gönderdiği kitabın da içinde bulunduğu oğlumun hediyeleri olan poşete bir bardak kırmızı şarabı dökse de minik bıdığım gül hastalığı olsa da eşim dün cep telefonunu çaldırsa ve ailesiyle tartışsa da evimin heryeri her yerde olsa da ben bir türlü ders çalışmaya başlayamasam da yine de mutluyum.
Mutluyum ben, gönlümün yaşadığı şehirde hiç görmesem de yüreğime dokunan bir dostum olduğu için. Mutluyum ben, içimde inanılmaz bir huzurla başladım bu yıla ve ilk defa bu kadar sevgi dolu hissediyorum kendimi.
İnce ruhlu Leylak Dalı da ayıracımı yapacak, biraz terbiyesizliğim için azarladı örtmenim ama kıyamadı bana. :)) Kartpostal etkinliğimizdeki kartlarım da geliyor, ama bir çoğu henüz elime ulaşmadı. Kartpostallarım için çikolata kutusunu kaplayıp bir kutu yaptım kendime, açıp açıp ara ara gelenleri seviyorum. İçim mutlulukla doluyor.
Eeee Şuşu, Pino ve Göksu bekliyorum ama! İsteyenin bir yüzü kara vermeyen zenci.
28 Aralık 2010 Salı
ne güzeldir yollarda olmak şimdi
Hiç beklemediğin bir anda karşına çıkıveren bir dost gibi şu an kulağımdaki şarkı. Varlığını unuttuğum, ama deli gibi sevdiğim.Geldiğimizde otlar yemyeşildi
Ve kuzeyde de Güneş
Diye başlayan, basılan her notanın beni üniversite yıllarında Ankara’da geçirdiğim birkaç güne kendimin hiç bilmediğim yönlerini gördüğüm, kendime, cesaretime, dirayetime, hep içe dönük ve zor arkadaş edinir olarak nitelediğim kendimin aslında çok kolay arkadaş edinen biri olduğunu görüp şaşıp kaldığım birkaç güne. Batıkent’te bir öğrenci evine…O gün o evde bu şarkı çalınmamıştı, hiç dile alınmamıştı, ama bu şarkıyı her duyduğumda o iki gece gelir hatırıma. Mamak’a sonbahar geldi diyor şarkının bir yerinde, sonbaharda değil de bir Aralık gününde Ankara’daydım. Mevsimde değil bu şarkıyı o günle eşleştirmemin sebebi. Şarkılarla, kokularla, renklerle anıları eşleştiren zihin ne büyük bir labirent.
Kulağımda Yeni Türkü’den Samsun Asfaltı Şarkısı…
“Ne güzeldir yollarda olmak şimdi.” Cümlesiyle bitiyor. Yollarda olmayı seviyorum ben de.Cama yüzümü yaslayıp geçip gittiğim yollara, yol kenarlarındaki evlere bakmayı, o evlerde nasıl hayatların yaşandığını düşlemeyi seviyorum. Balkonda asılı olan bir çocuk çorabının top oynarken mi kirlendiğini merak ediyorum. O evde kaç kişinin yaşadığını, bacası tüten evde akşam sofrada kaç kişi olacağını, yemekte ne olacağını, cıvıldayan çocuk sesleri olup olmadığını merak ediyorum. En çok da sonbahar ve kış yolculuklarını seviyorum. Otobüsle birlikte ilerleyen bulutları seyretmeyi, birden bastırıveren yağmuru, biraz ilerde yağmura inat ışıldayan güneşi ve onlara eşlik eden gökkuşağını. Yörüklük var ya serde, göçebe bir ruh içimdeki. O yüzden içimdeki alıp başımı gitme isteği. Uzun sure aynı yerde olmak, yerleşik olmak boğuyor beni. Genetik geçmiş dedikleri tam da bu olsa gerek.
Şirin mi şirin gecekondu evleri
Samsun asfaltında otomobiller
Ne güzeldir yollarda olmak şimdi.
2 Kasım 2010 Salı
gezi günlüğü-giriş
28 ekim'de yarım gün çalıştım.iş çıkışı arkadaşla markete gidelim dedik.şakır şakır yağan yağmura inat şemsiyemize güvenerek düştük yola.sen misin benimle inatlaşan dedi yağmur ve rüzgarı saldı üzerime.rüzgar bir esti şemsiyemi aldı parçaladı.kaldım mı bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında.olsun dedim uzun zamandır hiç sırılsıklam olmamıştım. market alışverişinden sonra eve gittim ve biraz oğluşla oyun, biraz sohbet sonrası akşam için yemek hazırladım.kayınvalidemleri yemeğe çağırdım.hem yemek yer hem de ertesi gün çıkacağımız yolculukla ilgili konuşuruz dedim. kayınvalidem yıllardır hacıbektaş'ı görmek istermiş. 3-4 ay öncesinde bu konuyu açınca anladım ki hala bir gün hastalığının geçeceği ve tamamen iyileşeceği umudunu taşıyor.kayınvalidemde eklem romatizması var, eklem sıvıları tamamen tükendiği için dizlerini bükemiyor. dizlerinizi kırmadan yürümeye, merdiven çıkmaya çalışın bir kez.ben denedim çok zor oluyor. o bekliyor ki bir gün iyileşecek ve öyle gidecek hacıbektaş'a.ben de biraz gaza getirdim.niye bekliyorsun, yarına sağ çıkacağımızın garantisi var mı dedim. işte hacıbektaş'a gitmeye böyle karar verdik.29 ekim cumhuriyet bayramı cuma gününe gelince işten de izin almamıza gerek kalmaz diyerek yolculuk için bu günü seçtik. 28 ekim gecesi sabaha kadar deli gibi yağmur yağdı.cuma günü yola çıktığımızda da zaman zaman silecekleri zorlayan bir yağmur yağıyordu. sabah 8 gibi çıktık evden,kahvaltıyı yolda yaparız diye düşündük.aslında eskişehir'e kadar dayanabilsek ayten abla'nın mis gibi sucuklu yumartasından yiyecektik, ama bursa-inegöl arasındaki mezitler geçidinden şiddetli yağmur altında geçince çok yavaş ilerlemek zorunda kaldık ve hem dinlenmek hem de kahvaltı etmek için inegöl'de durduk. mezitlerde doğa muhteşemdi,ağaçlar koyu yeşil,açık yeşil,sarı,kırmızı,turuncu renklere bürünmüştü.muhteşem bir manzaraydı. kafamda hala muhteşem manzaranın hayali varken aç karnımızı doyurmak için kahvaltıda ben kendime kaşarlı tost söyledim,onlar çorba içtiler.durduğumuz yerin ismini hatırlamıyorum,ama tostu güzel,çorbası çok kötüydü. ben yandık allah'ım bütün yol böyle yağmurlu olursa işimiz var diye aklımdan geçirirken eskişehir'e yaklaştıkça yağmur dindi.eskişehir'in girişinde her zamanki gibi yol çalışması devam ediyordu.yıllardır bu eskişehir'in yolunu da bir türlü bitiremediler,halbuki hükümetten olan bir belediye başkanı olaydı hemen biterdi. eskişehir'i transit geçerek polatlı'da öğle yemeği molası verdik.hemen girişte bir restoranta girdik.kayınvalidem çok fazla yürüyemediği ve desteksiz merdiven çıkamadığı için girişe yakın bir masaya oturduk.siparişimizi verdikten sonra üzerimizde rahatsız edici gözler hissedip şöyle bir etrafımıza bakındım.bizim oturduğumuz yerde sadece erkekler vardı.aileleriyle gelenler üst salonda oturuyordu. polatlı büyük bir ilçe bildiğim kadarıyla,ankara'ya bu kadar yakın bir yerin bu kadar tutucu olması beni çok şaşırttı. ankara'ya kadar yolu biliyorduk da ankara'dan sonra nereye gideceğimizi pek bilmiyorduk.ben genelde bir yere gitmeden önce iyice planlar, yol, gezilecek yerler, yenecek yemekler konusunda araştırma yaparım,ama bu sefer tüm organizasyon işini eşime ve babasına bıraktım. arabada navigazyonumuz ve haritamız yok, eşime soruyorum nerden gideceğimize baktın mı diye ses yok.bir ara indi bagajda bir şeyle deşeledi ve getirdiği ajanda arkasındaki haritadan gölbaşı yönene gidip ordan da kırşehir'e geçmemiz gerektiğini gördük.gölbaşı levhalarını takip ederek gölbaşına vardık.bu benim gölbaşı'nı ilk görüşüm.ankaralılar için bir nebze de olsa deniz özlemini gidermeye yarayan bir sayfiye yeri.kıyı boyunca balık restorantlarının ve müstakil evlerin olduğu bir yer.gölbaşı'nın neredeyse çıkışına geldiğimizde hala kırşehir levhasını göremeyince ben durda birilerine soralım dedim. kırşehir yol ayrımından sonra benim için bozkır başladı.yol boyunca zaman zaman bardaktan boşanırcasına yağan yağmura zaman zaman yüzümüzü yakan güneşe rastgeldik.defalarca kocaman gökkuşakları gördük. bozkır iyice içime işledi ve bir kez daha anladım ki deniz olmayınca ben nefes almakta zorlanıyorum.akşam 7 gibi hacıbektaş'a vardık.
devamı az sonra...
devamı az sonra...
21 Ekim 2010 Perşembe
keşke bilsem
Eğer insanlara boş elimi uzatır
ve bir şey alamazsam çok üzücü;
ama asıl ümitsiz durum,
dolu elimi uzatıp
kabul edecek kimseyi bulamamamdır.
Halil Cibran
dışarda delicesine bir yağmur,kulağımda sin palabras,arkadaşım yalnızlık ve ben başbaşıyız.
yağmur birden hızlandı, müzikteki ritmin hızlandığını o da duyuyor galiba.
inceden bir gitarla başlıyor şarkı, sonra ne söylediğini anlamasam da bana içimi acıtan şeyler söyleyen o ses. ne anlatıyor sahi? kime anlatıyor.yakarış gibi...yakarışım bitti diyor sonra, çaresiz, sonuçsuz, bitti diyor, bitti.
üflemeli bir çalgı nefes veriyor, dile geliyor. kalk ayağa, başını dik tut diyor flütten çıkan melodi yukarı kaldırıyor başını, dokunuyor omzuna.yüreğin acıyı uğurlama şöleni başlıyor kelimeler olmadan.uzatılan dolu el kabul edilmese de hayatta kalmak zorunda yürek.
ve bir şey alamazsam çok üzücü;
ama asıl ümitsiz durum,
dolu elimi uzatıp
kabul edecek kimseyi bulamamamdır.
Halil Cibran
dışarda delicesine bir yağmur,kulağımda sin palabras,arkadaşım yalnızlık ve ben başbaşıyız.
yağmur birden hızlandı, müzikteki ritmin hızlandığını o da duyuyor galiba.
inceden bir gitarla başlıyor şarkı, sonra ne söylediğini anlamasam da bana içimi acıtan şeyler söyleyen o ses. ne anlatıyor sahi? kime anlatıyor.yakarış gibi...yakarışım bitti diyor sonra, çaresiz, sonuçsuz, bitti diyor, bitti.
üflemeli bir çalgı nefes veriyor, dile geliyor. kalk ayağa, başını dik tut diyor flütten çıkan melodi yukarı kaldırıyor başını, dokunuyor omzuna.yüreğin acıyı uğurlama şöleni başlıyor kelimeler olmadan.uzatılan dolu el kabul edilmese de hayatta kalmak zorunda yürek.
29 Eylül 2010 Çarşamba
100 dere tepe düz :))
benim için inanması oldukça zor,ama işte oldu.benim ne yazdığımla ilgilenen ve izleyen tam 100 kişi var.belki de izlemeyen,ama hergün açıp okuyanlar da var.herkese teşekkürler.ben de teşekkür için küçük bir hediye vermek istedim.hediyeler aşağıda :)))
araba ve bakugan fotoya bıdığın ısrarı üzerine girdi,ama onlar hediyeye dahil değil.benim için en değerli şey kitaplarım.bu dört kitabı da kütüphanemden seçtim.itiraf ediyorum ayrılmak biraz güç olacak. :)))
keşke herkese böyle küçük hediyeler verebilsem,gönlüm zengin ama maalesef cüzdanım değil!
o yüzden bu hediyeyi sadece bir kişi kazanacak.
sizden istediğim bu yazının altına ilk düşündüğünüzde aklınıza gelen en sevdiğiniz kitabı ve yazarını yazıp,bir kaç kısa cümleyle niye kitabı sevdiğinizi anlatmanız.15 ekim'e kadar yorumlarınızı bekliyorum.sonra öyle random falan bilmediğim için isimlerinizi kağıtlara yazıp karıştırıp oğluşuma çekiliş yaptıracağım ve kazananı blogda yazacağım.mail adresime adresini yollayınca da kitaplar kazanana kargosu ödenmiş olarak postalanacak.
yarım elma gönül alma...teşekkür ederim.
not:sanart madame haklısın neden benim aklıma bir kişiye hediye etmek gelip saplandıysa.evet her kitap bir kişiye,yani toplam dört hediye. :)))
keşke herkese böyle küçük hediyeler verebilsem,gönlüm zengin ama maalesef cüzdanım değil!
o yüzden bu hediyeyi sadece bir kişi kazanacak.
sizden istediğim bu yazının altına ilk düşündüğünüzde aklınıza gelen en sevdiğiniz kitabı ve yazarını yazıp,bir kaç kısa cümleyle niye kitabı sevdiğinizi anlatmanız.15 ekim'e kadar yorumlarınızı bekliyorum.sonra öyle random falan bilmediğim için isimlerinizi kağıtlara yazıp karıştırıp oğluşuma çekiliş yaptıracağım ve kazananı blogda yazacağım.mail adresime adresini yollayınca da kitaplar kazanana kargosu ödenmiş olarak postalanacak.
yarım elma gönül alma...teşekkür ederim.
not:sanart madame haklısın neden benim aklıma bir kişiye hediye etmek gelip saplandıysa.evet her kitap bir kişiye,yani toplam dört hediye. :)))
28 Temmuz 2010 Çarşamba
kitap can'dır
bugün saat üçe kadar dışardaydım.işyerine geldim ki ne göreyim kitaplarım gelmiş :))) üşenmedim bu kez hepsini yanyana dizip bir fotoğraf çektim.çünkü hayallerimden birini gerçekleştirdim. :))
şu yana yana duran güzel kalplere bakar mısınız! küçükken bir arkadaşımın can çocuk serisinden seri şeklinde kitapları vardı.kütüphanenin bir rafı yanyana dizilmiş kalpli kitaplarla doluydu.istesem belki okumam için verirdi, ama hiç istemedim.çok özenmiştim ona.elime alır ve dokunursam o kitaplara bir daha geri vermek istemem gibi gelmişti.o yüzden hiç birini okumamıştım o kitapların.çocukluğumun geçtiği yerlerde öyle set şeklinde kitap satan bir kitapçı yoktu,olsaydı da kimse bana o kadar çok kitabı aynı anda almazdı. neyse geçen gün idefix'de can yayınlarının setlerdeki %40 indirim kampanyasını görünce mutlaka bir set almalıyım dedim.önce biraz kararsız kaldım,okuma zevkine ve bilgisine güvendiğim leylak dalı'na danışma hakkımı kullandım ve işte bu güzelleri aldım.
roald dahl seti :))

hem böylece can çocuktan da bir sürü kitabım olmuş oldu.hi hiii! :)) ilk fotodaki kitaplar da kitapyurdundan.tatilde okumak için ince ince seçtim.dukan diyeti'ne de tatil dönüşü okuyup başlamayı düşünüyorum.tatile ne zaman çıkacağım henüz kesinlik kazanmasa da tek eksiğim yeni bir bikini. turkuaz ve kahve tonlarda güzel bir bikini arıyorum.ondan sonra uzanmışım kumsala hayat damlar içime şarkısına başlayabilirim.
roald dahl seti :))
hem böylece can çocuktan da bir sürü kitabım olmuş oldu.hi hiii! :)) ilk fotodaki kitaplar da kitapyurdundan.tatilde okumak için ince ince seçtim.dukan diyeti'ne de tatil dönüşü okuyup başlamayı düşünüyorum.tatile ne zaman çıkacağım henüz kesinlik kazanmasa da tek eksiğim yeni bir bikini. turkuaz ve kahve tonlarda güzel bir bikini arıyorum.ondan sonra uzanmışım kumsala hayat damlar içime şarkısına başlayabilirim.
bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik, bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik şiiri geldi aklıma.ben de çocuklar gibi şenim.
kitaplarım çok güzel değil mi?:))))))))))))))))))))))
23 Temmuz 2010 Cuma
test yaptım, pozitif çıktı

dün facebook'da nerden girdiğimi bilmiyorum bir test sayfasına girdim bakınız çıkan sonuçlar.daha test yapacaktım, ama yatma saati geldi.
auram ne renkmiş?
Sarı
Etrafınızı aydınlatıyor, hafif bir sıcaklık yayıyorsunuz. Bunun sebebi entelektüel ve zihinsel anlamda sürekli kendinizi geliştiriyor olmanız. Bu geliştirme süreci sizin için acılı, hatta ateşli olabiliyor. Fakat dışarıya yansıyan bu değil. İçsel deneyimleriniz başkalarının sorunlarına bir kalemde çözüm oluyor, ama siz o deneyimleri edinirken adeta kendinizi yakıyorsunuz. İncelik karakterinizin temeli. Çünkü içinde yaşadığınız dünyayı ancak zarafet ve nezaketle değiştirebileceğinizi düşünüyorsunuz. Başkalarına karşı gösterdiğiniz iyi niyet, kırılganlığınızı artırıyor. Ama siz yılmıyorsunuz.
Etrafınızı aydınlatıyor, hafif bir sıcaklık yayıyorsunuz. Bunun sebebi entelektüel ve zihinsel anlamda sürekli kendinizi geliştiriyor olmanız. Bu geliştirme süreci sizin için acılı, hatta ateşli olabiliyor. Fakat dışarıya yansıyan bu değil. İçsel deneyimleriniz başkalarının sorunlarına bir kalemde çözüm oluyor, ama siz o deneyimleri edinirken adeta kendinizi yakıyorsunuz. İncelik karakterinizin temeli. Çünkü içinde yaşadığınız dünyayı ancak zarafet ve nezaketle değiştirebileceğinizi düşünüyorsunuz. Başkalarına karşı gösterdiğiniz iyi niyet, kırılganlığınızı artırıyor. Ama siz yılmıyorsunuz.
en çok hangi duyumu kullanıyormuşum?
Dokunma
Romantik bir kişiliğiniz var. Sevgilinizden ya da arkadaşlarınızdan en çok talep ettiğiniz şey size ruhen ve bedenen dokunulması. Çünkü ancak bu şekilde kendinizi güvende hissediyorsunuz. Ruhunuzun okşanmasını istiyor ve bu talebiniz yerine geldiğinde rahatlıyorsunuz. Bunun yanı sıra istemediğiniz duyguları ruhunuzdan ve bedeninizden atmayı da biliyorsunuz. (u can't touch this...o ooo o)
Romantik bir kişiliğiniz var. Sevgilinizden ya da arkadaşlarınızdan en çok talep ettiğiniz şey size ruhen ve bedenen dokunulması. Çünkü ancak bu şekilde kendinizi güvende hissediyorsunuz. Ruhunuzun okşanmasını istiyor ve bu talebiniz yerine geldiğinde rahatlıyorsunuz. Bunun yanı sıra istemediğiniz duyguları ruhunuzdan ve bedeninizden atmayı da biliyorsunuz. (u can't touch this...o ooo o)
hayalci misin? menajere ihtiyacı olan var mı?
Hayal menajeri
Sizin kendiniz için hayal kurduğunuz pek söylenemez. Ama başkalarını hayal kurmaları ve hayallerini gerçekleştirmeleri için teşvik ediyor, destekliyorsunuz. Başkaları hayallerini gerçekleştirdiği zaman "Benim de olsa" diyorsunuz ve sonra hayallerini gerçekleştirmesi için yardımınıza muhtaç bir başkası daha çıkıyor karşınıza kendinizinkileri unutuyorsunuz. Bilmem ne yapmanız gerektiğini bizim söylememize ihtiyaç var mı?
Sizin kendiniz için hayal kurduğunuz pek söylenemez. Ama başkalarını hayal kurmaları ve hayallerini gerçekleştirmeleri için teşvik ediyor, destekliyorsunuz. Başkaları hayallerini gerçekleştirdiği zaman "Benim de olsa" diyorsunuz ve sonra hayallerini gerçekleştirmesi için yardımınıza muhtaç bir başkası daha çıkıyor karşınıza kendinizinkileri unutuyorsunuz. Bilmem ne yapmanız gerektiğini bizim söylememize ihtiyaç var mı?
hangi dili öğrenmelisin? ben italyanca veya fransızca çıkar diye düşünüyordum,bakın ne çıktı:
Arapça
Geçmişinizde asalet var. Hayatınız da sözcükleriniz gibi içten bükümlü. Bakışınız Samarra Kulesi’ni hatırlatıyor. Bir tek bulunduğunuz yerden zirveyi görebilirsiniz. Anlattığınız hikayeleri çoğu zaman kimse anlamıyor. Çünkü siz soldan sağa değil, sağdan sola anlatıyorsunuz. Gözlerinizde parıldayan resimler olmasa neden bahsettiğinizi bile bilmeyecekler. Önemi yok. Siz kadim geleceğin de kadim geçmiş kadar yüreğini okuyorsunuz. Arapça öğrendiğinizde okuduklarınızı yazabileceksiniz.
Geçmişinizde asalet var. Hayatınız da sözcükleriniz gibi içten bükümlü. Bakışınız Samarra Kulesi’ni hatırlatıyor. Bir tek bulunduğunuz yerden zirveyi görebilirsiniz. Anlattığınız hikayeleri çoğu zaman kimse anlamıyor. Çünkü siz soldan sağa değil, sağdan sola anlatıyorsunuz. Gözlerinizde parıldayan resimler olmasa neden bahsettiğinizi bile bilmeyecekler. Önemi yok. Siz kadim geleceğin de kadim geçmiş kadar yüreğini okuyorsunuz. Arapça öğrendiğinizde okuduklarınızı yazabileceksiniz.
foto:samarra kulesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)