6 Eylül 2011 Salı

hatırlattığın için teşekkür ederim




allah'ım sen çok büyüksün.bizi her yerde her zaman gözlersin,kollar gözetirsin.ara sıra bunu unutsam da bugünlerde hep hatırlatıyorsun.bugün sabah işe metro istasyonunda gelecek treni beklerken yine kafamdaki kırmızı karıncalar iş başındaydı. ben niye böyle şişmanım, saçlarım ne kadar azaldı yakında kel kalacağım.çirkin bir kadınım vb. cümleler kurup duruyordum. kendimi kadın gibi bile hissetmiyorum, o yüzden de kendime güvenim yok diye düşünceler geçiriyordum aklımdan. gözüm gelecek treni beklerken birden merdivenlere kaydı. sargılı bir çocuk eli gördüm önce, sonra pembe bir elbise ve pembe bir şapka. gözlerim hızlıca babasına kaydı sonra. gördüğüm çocuk yüzünü yüreğim kaldırmadı. hayır dedim görmedin sen onu, aklının bir oyunu sana, bir anlık gördüğüm yüzü unutmaya çalıştım. hep öyle yapmazmıyız zaten, canımızı acıtan şeyleri yok saymak değil mi huyumuz. yok saymak ve unutmak. ama bakmalıyım dedim kendime ve babasının elini tutarak hemen yanımda metroyu beklemeye başlayan 7-8 yaşlarındaki kız çocuğunun kimbilir ne zaman tamamen yanmış ve deforme olmuş yüzüne korkmadan baktım. o masum kız çocuğunun saçsız, kirpiksiz, kaşsız yüzünde kendimle yüzleştim. biliyorum allah'ım yine unutacağım bana ve oğluma verdiğin bu sağlıklı beden için şükretmeyi. bugün yine çok karamsar başlamıştım güne, haklısın şükretmeliyim.





çok şükür allah'ım. bana verdiğin herşey için teşekkür ederim.

5 Eylül 2011 Pazartesi

deniz kokusu

bugün mudanya'da deniz kenarında çayımı içip martıları izlerken martı jonathan'ı düşündüm. uzaklarda neler olduğunu ben de en az onun kadar merak ediyordum. farklı olmanın dışlanmak anlamına geldiğini ve bilinmez yolculuğa çıkan ve geri dönmeyen martıları düşündüm. korkup çıkamadığım, çıkmaya karar veremediğim yolculukları düşündüm.

çayımı yudumlarken deniz kenarından gelip geçen insanları seyrettim, ne kadar çok insan, ne kadar çok farklı hayat olduğunu düşünüp şaştım kaldım. annesinin elinden tutmamakta direnen küçük kızı gözümle okşadım ve yaya yolunda yürümelerine ve hiç araba olmamasına rağmen kızının elini tutması için ısrar eden anneyi anlayamadım. elini tutmayınca yürüyemeyeceğini falan düşünüyordu galiba.

baba ve giderek babasına daha çok benzemeye başladığı için bugünlerde beni gıcık eden küçük oğlum az önce aldıkları oltayla balık tutmak amacıyla oltayı denize atmak için büyük çaba harcarken onları izledim. çayımdan bir yudum daha aldım. martılar öylesine çoktu ve denizin üstünde öylesine güzel süzülüyorlardı ki kesin bir kutlama yapıyorlar diye geçti aklımdan. fatoş olsaydı keşke, fotoğraflarını çekerdi diye düşündüm. hiç görmediğim halde hayatımın parçası haline gelen ve onların sevdikleri şeyleri gördüğümde aklıma gelen blogum vasıtasıyla tanıdığım insanları düşünüp gülümsedim. tam o esnada kocaman bir dalga geldi ve benim acemi balıkçıları sırıksıklam etti. deniz, sizi acemiler böyle rüzgarlı bir günde balık tutmak ne harcınıza alın size dedi ve dalgayla dövdü bizim evin erkeklerini. alel acele döndük eve, hasta olmasınlar diye. böylece benim deniz sefam da yarım kalmış oldu.

deniz ne kadar güzel. beni sakinleştiriyor, mutlu ediyor. hani diyorum ki bazen deniz kenarında bir evim olsa her gece mehtaba karşı içer ve kesin yazar olurdum. iyot kokusu bana rakı kokusunu hatırlatıyor. deniz, rakı, kağıt ve kalem. izmir'i belki de bu yüzden çok özlüyorum.şehrin merkezinde deniz olması ne güzel bir nimet. neyse en azından burda da mudanya var.her ne kadar hafta sonları deli gibi kalabalık olsa da yine de iyot kokusu alabiliyorsun.

şu an saat 1 uyku kaçtı.aklıma birden oğlumun gelecek hafta okula başlayacağı geldi.artık gerçek hayatın içine girme zamanı.kreşteki gibi olmayacak hiçbir şey. umarım çok fazla sorun yaşamaz.12 eylül'de okula başlayacak bıdık.henüz hiçbir şey belli değil, kaydettirmek istediğim okul bizim mahalle dışında olduğu için nakil olup olamayacağı bu hafta belli olacak.sonrasında kıyafet, ayakkabı,çanta alınması gerek. eşim salı günü iş görüşmesi için izmir'e gidecek. pazar günü eşimin yakın bir arkadaşının biga'da düğünü var.benim işlerim çok yoğun. bazen herşey üst üste geliyor. çok heyecanlı ve endişeliyim. küçük bir değişiklik olsun diye saçlarımı kızıla boyadım. saç derim kırmızı, saçlarım ise hafifi kızıl oldu.yarın işe böyle gideceğim.niye bayram tatilinde boyamadım ki! yine gelmeye başladı kırmızı karıncalar. evet şimdi pencereyi açacağım ve derin bir nefes alıp iyot kokusu ve dalga sesi hayal edeceğim.

2 Eylül 2011 Cuma

eylül 2011



Anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak

Yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.

Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi

Muhteşem bir mutluluğun kapısına



Pablo Neruda



bayram gelmiş neyime kan damlar yüreğime




çok şükür bayram bitti.



kendimi yapayalnız hissetme dönemim de bitti.



pazar günü neredeyse tüm gün bayram temizliği yaptım, evi dip köşe sildim süpürdüm ve bir kez daha anladım ki temizliğe gelen kadınlar asla koltukların, yatakların altını çekip silmiyor. yerleri viledayla değil de eski usul kova ve bezle silince de bir hayli yoruldum. arife günü yarım gün çalıştıktan sonra eşimle birlikte alışveriş yaptık ve eve gittik, ben hemen işe giriştim, bamya temizledim, barbunya ayıkladım, pirinçleri yıkadım. zeytinyağlı bamya, barbunya ve biber dolmasıyla yaprak sarması yaptım. bayramın birinci günü nasıl olsa kayınvalidem yemeğe çağırır,oraya götürürüm hem kadına da fazla zahmet vermemiş oluruz diye düşündüm. eşim de baklava aldı geldi.bayram sabahı bir neşe kalktım.uykucu oğluşumu kaldırmak bir hayli güç oldu saat 10.30 civarı uyandı beyefendi.tabi eşim ve ben neredeyse açlıktan ölecektik. güzel bir sabah kahvaltısıyla başladık güne, sonra aşağıya kayınvalidemlere bayramlaşmaya gittik. 1 saat kadar oturduk ve akşam yemeğini birlikte yiyelim diye sözleşerek eve çıktık. şıkır şıkır giyinmiş olarak akşam saatlerine kadar evde oturdum. gidicek hiç bir yer, hiç kimse yok.çünkü burda hiç akrabamız yok,arkadaşlarımız da ya ailelerinin yanına ya da tatile gittiler. ben akşam yemeği için dolaba bir şişe de kırmızı şarap attım. ailecek yenecek kalabalık bir yemek, sohbet hayal ediyorum. kafamda mizansenler kurguluyorum her zamanki gibi. sonra aldım hazırladığım yemekleri ve şarabı aşağı indik.görümcemler de gelmiş. ama gezdikleri yerlerde yemek yemişler,hem de akşam yemeğe geleceklerini bile bile. zorla annesinin pişirdiği yemekten bir iki kaşık yediler, benim getirdiğim zeytinyağlılardan bir kaşık bile alan olmadı. kayınpederim yemek biter bitmez kahveye kaçtı, oğlum gelip sofraya bile oturmadı, görümcemin kızı babasıyla tartıştı, saçmasapan bir muhabbet esnasında kayınvalidem yine sinirimi bozdu...ben de kalktım evime geldim.





evde tv izlerken birden sağ el bileğime korkunç bir ağrı saplandı ve canım çoook yanmaya başladı.sanırım temizlik ve yemek hazırlıklıklarında kendimi fazla zorlamışım. şarap içtiğim için ağrı kesici de içemedim. kas gevşetici kremle ovdum ve gözyaşları içinde sardım bileğimi.beni o kadar ağlatan bileğimdeki acıdan çok kırık kalbimdi galiba. bayram ruhu olmayan, hiç kapısı çalmayan bir evde olmaktı galiba canımı acıtan.hani kayınvalidemlere gelen giden olsun da gidip hizmet edeyim,kahve yapayım, tatlı ikram edeyim isterdim. gece 2 gibi ağrı kesici içtim ve 3 sularında uyudum.






bayramın 2.günü kalktığımda elim şişmiş ve çizgi filmlerde hani başparmağını üflersin ve elin şişer ya o boyutlara gelmişti. sabah kahvaltı yaparken çatalı bile tutamadım. akşama kadar evde yatıp tvde film izledim. 2.gün kapı hiç çalmadı, şeker toplamaya gelen çocuklar bile olmadı. ben de kendimi o kadar küskün, kırgın hissediyordum ki üstüne bileğimin sızısı da eklenince kimseyi aramadım bayramlaşmak için, midye gibi içime kapandım. akşam üstü artık sıkıldık ve kültürpark'a gittik.o kadar kalabalıktı ki anlatamam. oğluşun ısrarları üzerine göletteki yunus bisikletlere binmek için sıraya girdik ve 1,5 saat sırada bekledikten sonra sonunda binebildik.benim mızmız bıdık beye pedal çevirmek sor geldiği için 15 dk sonra inmek istedi,ama ben yarım saat parası verdik bitene kadar bineceğiz dedim. kültürpark'ta biraz gezinip insanları izledikten sonra akşam eve döndük. bu insanlarla ilgili gözlemlerimi en kısa zamanda yazmalıyım. park çıkışı eşimin ısrarıyla oralarda oturan arkadaşlara uğrayalım dedik, yolda telefonum çaldı ve benim onu aramam gerekirken beni arayan güzel insan hayal kahvem yüreğimdeki kara bulutları biraz dağıttı. gittiğimiz arkadaşları da evde bulamayınca kös kös evimize geri döndük.


3. gün yine tüm gün evdeydik. yine gelen giden olmadı. bayramın 2.günü elim yüzünden bulaşığı falan ellemediğim için berbat durumdaki mutfağımı topladıktan sonra birkaç arkadaşı aradım geldilerse görüşelim diye hiç biri gelmemiş. ama ikinci güne göre hem bileğim hem de ruhum daha iyiydi.akşam üstü yine dışarı çıktık şöyle bir gezindik eve döndük.





bayramdaki en büyük etkinlik digitürk kanallarında film izlemek oldu. hepsi sabun köpüğü amerikan filmleriydi. ama bir tanesine bayıldım. lxd- muhteşem dansçılar. hele bir robot dansı ve 10. bölümdeki dans vardı ki muhteşem,muhteşem, muhteşemdi. en kısa zamanda filmin cd'sini almalıyım.filmi izlerken birkez daha insan vücuduna hayran kaldım. ben dans çok seviyorum.eskiden çok da güzel dans ederdim. şöyle doyasıya göbek atıp, çılgınca tepinesim var. amerikan filmlerinde de en çok dansa gitme sahnelerini seviyorum. biz de neden dansa gidilecek güzel yerler yok.ben kulaklarımda sadece müzik olacak bir mekanda çılgınca dans etmek istiyorum. biri beni dansa götürsün lütfen.




evet bir bayramı daha arkamızda kalp ve hayal kırıklıkları ile bıraktık.şimdi geçmişi geçmişte bırakıp anı yaşama zamanı. ben zaten hep bu yüzden mutsuz oluyorum. geleceğe dair hayaller kuruyorum. sonra hayallerim gerçekleşmeyince o gerçekleşmeyen geçmişe üzülerek ve sinirlenerek bugünümü zehir ediyorum. cık cık cık, ayıp sana kara kitap. yapma böyle.

29 Ağustos 2011 Pazartesi

iyi bayramlar

bu bayram bursa'dayız. sevmiyorum burda bayram geçirmeyi.tüm arkadaşlarım ya ailelerinin yanına ya da tatile gidiyorlar. biz de ilk gün kayınvalidemlerle bayramlaşıp sonra dımdızlak kalıyoruz. alışveriş merkeziydi,gezmeydi derken diğer günlerden hiç bir farkı kalmıyor. oysa benim için bayram yeni giyisilerini giyip, bayramlaşmaya gitmek, benim için bayram limon kolanyası kokusu, çikolata, tatlı ve yaprak sarması yiyip, çoğu kez bayramdan bayrama da olsa uzun zamandır görmediğin insanları görmek demek. kayınvalidemlere de hiç gelen giden olmuyor. ıssızlığı sevmiyorum bayramda. şöyle büyük bayram sofraları seviyorum. bari bunlar olmuyorsa, tatile kaçabilseydik birkaç günlüğüne, içimdeki burukluk yatışırdı belki. izmir'den yeni geldim diye izmir'e gitmiyorum.aslında gitmek istiyorum,ama koca bey bıdırdar diye gitmek istediğimi söylemiyorum. sevmiyorum bursa'da bayram geçirmeyi. bugün yaprak saracağım, bamya pişireceğim. kendi bayram ritüelimi yaratmak istiyorum. kayınvalidemlerde hiç böyle şeyler yok. içim hiç bayram heyecanıyla dolu değil. oysa bugün bizim köyde şimdi herkes mezarlığa gider, mezarlık ziyareti şenlik gibi olur, mersinler kesilir (gerçek adı ne bilmiyorum, güzel kokulu yeşil yapraklı bir bitki,çiçeği falan yok, ama yaprakları çok güzel kokar), kadınların mezarına bağlamak için yazmalar alınır, dağıtmak için lokum, bisküvi, gofret götürülür. mezarlıklar birkaç gün öncesinden temizlenmiştir. hani öyle pek ağlayan olmaz mezarların başında.çünkü ağlamak için gidilmez o gün mezarlığa, bayramlaşmaya gidilir kaybedilenlerle. çoluk çocuk, şenlik yeri gibi kalabalık olur mezarlık. dualar edilir, kuşlar için su ve buğday koyulur mezarların üzerine, yazmalar bağlanır, anaların, kız kardeşlerin, kızların, eşlerin mezar taşlarına. küçükken bir mezarlık ziyaretinin gecesinde rüyamda iskeletler ve cesetler görmüştüm. çok korkmuştum, annem belki de bir mezara basmışsındır geçerken demişti. o günde sonra uzun süre hiç mezarlığa gitmedim, ta ki abimi kaybedene kadar. abim öldükten sonra anladım ki aslında korkunç yerler değil mezarlıklar. sevdiklerinin ebedi uykuya yattıkları yer. bir mezar taşı ne kadar anlamlı bilmiyorum, ama abimin mezarına gittiğimde onu orda daha çok hissedebiliyorum.

birbiri ardına, hep aynı aynılıkta geçen günleri şenlendirmek ve küçük bir neşe katmak için bahane bayramlar. bu neşe de gelmeyince, ev kalabalıkla dolup taşmayınca, gelen misafirlerin ayağına terlik vermedikçe, limon kolanyası dökmedikçe, kahveler pişirmeyince, sana gelene iade-i ziyarete gitmeyince, akşam kimin ne dediği, ne yediği anlaşılmayan büyük bir sofrada yemek yemeyince bayram gelmiş neyime...

ben bursa'dayım. bursa'da olan varsa bayram ziyaretine beklerim. kahvem, çikolatam hazır.

iyi bayramlar.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

karar

gayet masumane bir biçimde bir şeyler sorup soruların karşısında terslenmek insanın kalbini ne kadar kırar?

peki kırılan kalp tekrar eski halini alır mı? ben de almıyor işte. psikoloğum karar vermen gerek diyor, fallar karar vermen gerek diyor. ruhum incinmekten, kalbim kırılmaktan yorulmuş, karar ver diyor.

kolay mı sence?

23 Ağustos 2011 Salı

ben bugünlerde

kenditarzım olan bu güzel defterlere yazmaya kıyamıyorum.


isabel allende'in bu güzel kitabını okuyorum.



evde durmadan boks yapan bir bıdıkla boğuşuyorum.