29 Mayıs 2012 Salı
amiral
film, 1917 ekim devrimi sonrasında kızıl ordu'ya karşı mücadele eden beyaz ordu'nun lideri amiral aleksandr kolchak'ın hayatını, amiralliğe terfi ettiği 1.dünya davaşından kızıl ordu güçlerince idam edildiği ana kadar, görselliğin yoğun olduğu savaş sahnelerinin eşliğinde dramatik bir dille izleyiciye aktarıyor. dramatik savaş sahnelerinin yanı sıra evli bir kadın olan Anna ile yaşadığı zor ve imkansız aşksa filmin iç ısıtan yanı. rusya'nın o karlı ve soğuk coğrafyasında uzun süre birbirine dokunmadan, birlikte olma ümidi olmadan, sadece mektuplarla yaşanan bir aşkı anlamak günümüz gençlerine biraz saçma gelebilir, ama saf aşk ve bağlılık böyle birşey olsa gerek. film insanı hem o dönemde yaşanan tarihi gerçeklerle hem de her ikisi de evli olmasına rağmen bence tertemiz yaşanan bir aşk hikasiyle büyülüyor.
film bittiğinde karı koca ikimiz de sessiz, boğazımızda düğümlenmiş bir acıyla yatağa girdik. ikimiz de bir süre uyuyamadık. genellikle evde günün stresinden kurtulmak için bol adam sandler'lı sabun köpüğü amerikan romantik komediler izlemeyi tercih eden ailemiz için sarsıcı bir film oldu amiral. konusu, konunun işlenişi ve çekimleriyle oldukça başarılı bir filmdi.
25 Ocak 2011 Salı
kitaplara ev

-İyi bir endokrinoloji uzmanı arıyorum Bursa’da. Triod, inüsilin direnci vb konularında uzman biri.Doktorumu değiştirme kararı aldım. İnsan doktorlar konusunda kime güveneceğini bilmiyor. Doktoruna güvenmeyince de tedaviye de inanmıyorsun.Belki de plasebo etkisi gerçektir.
-Cumartesi günü canım deli gibi Türk filmi izlemek istedi, Türkan Şoray, Ediz Hun, Hülya Koçyiğit, Engin Çağlar, Göksel Arsoy, Tarık Akan’ın oynadığı bir film bulurum gülerim oynarım, biraz ağlarım, hüzünlenirim diyerek tüm kanalları gezdim, şansıma bir tane bile çıkmadı. Bilgisayardan izlerim dedim, daha açar açmaz poposuyla beni yan yan bilgisayarın başından itip, koltuğa yerleşen ve hemen oyun sitesi açan 116 cm boyunda bir ev cini tarafından sabote edildim. Eski Türk filmleri bana çocukluğumun huzurlu zamanlarını hatırlatıyor, o huzura sığınmak istedim belki de.
-Pazar akşamı sevgili Leylak Dalı’nın hediyesi Firüzan’ın Sevda Dolu Bir Yaz kitabına başladım. Bu kitap benim eski Türk filmi izleme arzuma evrenin bir yanıtıydı sanki.Okurken sanki yazarın kelimeleri canlanıyor ve bahçesiyle, balkonuyla, kahramanların kıyafetleriyle o benim sevdiğim Türk filmlerindeki köşk dekoru, eski dönem insanları, şarkılar gözümde canlanıyor, mimoza ağçalarının kokusu, beyaz sabun ve lavanta kokusu burnuma doluyor.
-Dün akşam once ev ciniyle Çılgın Dostlar 2’yi izledik. Ailecek gülmekten yerlere yattık. Ben özellikle ayının yer halısı olduğu sahneye bayıldım. Film bitince oğluş biraz bilgisayarda oyun oynamak istedi, ben de şirinliğine dayanamayıp izin verdim. Kanallar arası dolanırken Kanaltürk’te Monte Cristo Kontu filmine rastladık. Uzun zamandır televizyonda keyifli bir film izlememiş biri olarak dur dedim eşime, izleyelim. Filmin kahramanının hapishanede olduğu bölümdeydi, filmin devamını ve sonunu bilmemize rağmen keyifle izledik. Filmi izlerken küçükken okuduğum kitap gözümde canlandı. Koyu yeşil bir çerçevesi olan ciltli bir kitaptı. Üzerinde bir tekneyle denizden kıyıya çıkmaya çalışan bir adam resmi vardı. Monte Cristo Kontu’nu çocukken okumayan kimse var mıdır? Diye geçirdim aklımdan. Filmi izlerken çocukluğumun pazar günlerinin o sıcak huzuruyla doldum.
-Tüm gün ev işi yapmanın yorgunluğu ve temizlik nedeniyle oturmaya gelmek isteyen arkadaşımı kabul etmemenin verdiği sıkıntıyla yatağıma girdim dün gece, kendi sıkıntılarımı çok düşünüp abarttığımı, bu kadar kendime dönük olduğum için bencil olduğumu düşündüm sonra. Bugün beyin ameliyatı olacak biri için dua ettim sonra. Yağmur yağarken gök kapıları daha açık olurmuş diye duymuştum bir zamanlar. Dışarda şakır şakır yağmur yağarken, Allah’tan onu ailesine bağışlamasını diledim. Sonra da eşim için hayırlı bir iş ve tekrar Firuzan’ın o çocuk kahramanların gözüyle anlattığı sevda dolu yazların içine daldım.
-Bugün sabah işe eşim bıraktı, öğle yemeğini yanımda getirdim. Yemek poşetiydi, oğluşun çantasıydı derken çantamı evde unutmuşum.Eşim lazım olur diye para verdi.Çantasız eksik hissettim kendimi, cüzdan,telefon hepsi evde. Biraz da özgür hissettim telefonsuz. Cep telefonu bence insanın mahremiyetini elinden alan birşey.Her an ulaşılabilir olmak çok iyi değil bence.
-Aburcuburlara veda etmiştim ya, hala yakamı bırakmamakta direniyorlar. Dostça ayrılalım diyorum ben, ama beni ayartmak için olanca güçlerini harcıyorlar. Dün Çılgın Dostlar’daki vahşi hayatı seçen evcil kopeğin kopek kurabiyeleri için kendiyle yaptığı savaş gibi ben de bazen direncimi yitiriyorum. Ama nerde görülmüş güzel şeylere acı çekmeden ulaşılabildiği. Bu arada üzerimdeki fazla 20 kilonun sahibi kimse beni daha fazla delirtmeden geri alsın lütfen.
-Dün bir arkadaşla hayatın kısır döngüsü, anlamsızlığı, aynılığı, monotonluğu üzerine konuşurken kediciğin bu yazısını okudum. Telepatiye iyice inanır oldum. Ya da gökyüzünden sıkılhanlık mı yağıyor bugünlerde?
-Finansal göstergelermiş,analiz raporlarıymış, firma dereceleriymiş miş de miş…Bense kafayı kitaplar, kalemler, yazmak, okumak, güzel kokulu çaylar, kekler ve açmak istediğim kitapeviyle bozmuş durumdayım. Bugünlerde gözüm açıkken de hayal görür oldum.Bu iyi birşey,ama koca işsizken ben de bir uyarı falan almasam iyi olur. Biraz da işinle ilgili şeyler oku be cancağızım. Ama işimizde yetkin olmalıyız değil mi? Para kazanıyoruz burdan.
-Analitik bünyeye böyle madde madde yazmak iyi geliyor.Karmaşık düşünceler asker misali sıralanmış gibi.
15 Eylül 2010 Çarşamba
bir film, bir kitap, bir kadın
iki sevgili gibi gizlice buluşup sonunda gittik başlangış filmine.başlangıçta biraz anlamakta zorlanıyor insan,kurgu örülene kadar çok dikkatli izlemek gerekiyor.gerçi film o kadar sürükleyici ki zaten dikkatinizi başka yöne çevirmeniz imkansız.muhteşem görüntülerle çekilmiş,iyi kurgulanmış ve konusu beni çok etkileyen bir film.izlediğimden beri zihnime ektiğim ve değiştiremediğim zararlı fikir tohumlarını düşünüyorum.biri de benim bilinç altıma girse de onları değiştirse. einstain'ın dediği gibi bir önyargıyı değiştirmek atomu parçalamaktan daha zor.özellikle de kendiniz hakkındaki fikirleri. insanlar çok garip, bir yemek hakkında bile önce tadına bakıp fikir sahibi oluyorken insanlar hakkında 1-2 dakikada önyargı sahibi olabiliyoruz.
film bittikten sonra eve geldik ki ne görelim bizim bıdık uyumuş.filmin aksiyonu devam etsin diye kitap okumaya başladım.pazar akşamı başladığım alaycı kuş'a devam ettim.yine çok sürükleyici ve heyecanlı bir kitap olmuş,her bölümü öyle bir cümleyle bitmiş ki bir sonraki bölümü okumak için uykudan vazgeçiyorsunuz.400 sayfalık kitabı 3 gecede bitirdiğim düşünülürse nefes almadan okudum diyebiliriz.katniss gerçekten de kendini hayatta tutacak kişiyi seçti ve kitap bitti.
film de, salı akşamı dışarda bir arkadaşın doğumgününü kutlamak da kitap da içimdeki hüznü silmedi.yine ağulu bir hüzün denizinde yüzüyorum sanki.aslında galiba iş beni çok bunaltıyor.
13 Eylül 2010 Pazartesi
ortaya karışık

bir sure şu resimdeki kız modunda takılsam.yine depresyondamıyım ne!zaten havada bulutlu.
1 Temmuz 2010 Perşembe
rüya

22 Haziran 2010 Salı
evlat

geçen hafta sonu izlemiştim bu filmi.film bitti ve sanki boğazıma birşeyler düğümlendi göğsüm daraldı.
bir baba,oğlunu hiç görmemiş çalışmaya gittiği yurt dışında hapse düşmüş ve oğlu 6 yaşına geldiğinde köye geri dönmüş.ben filmi izlemeye başladığımda bir cenaze sahnesi vardı.umut'un annesinin cenazesi.çocuğun mezara kapanıp ağlayışı içimi dağladı ve filmi izleyip izlememek konusunda kararsız kaldım.hadi dedim kızım kaçamazsın üzüntüden izle.
çocuk babasına elini uzatıyor ve tanışıyorlar
-merhaba ben umut
-ben de yılmaz
umut köyün ortasında düşüp bayılıyor,anlaşılıyor ki umut kan kanseri.allah'ım hiç mi mutlu olamayacak bu insanlar.para da yok.yaşama hakkın paran kadar bu ülkede.sonra ne mi oluyor yılmaz oğlunun yaşaması için kalbini satıyor.yani çocuğu için bilerek ölüyor.
çocuklarımız herşeyimiz.oğlum benim dünyamdaki en güzel şey.bir anne olarak çok üzgünüm.haberleri izleyemiyorum hiç.ben bir erkek çocuk annesiyim ve evladını hiç uğruna kaybeden anaların ağıtları yüreğimi dağlıyor.insan hayatı bu kadar ucuz olmamalı.terörle savaşılacaksa uzman askerler savaşmalı.haberleri izlemiyorum, oğlum şehitleri görmesin görüp de anne asker olunca ben de ölecekmiyim diye sormasın diye?
2 Mart 2010 Salı
arashi
[Arashi] My Secret Friend
kurtla kuzu arkadaş olur mu?neden olmasın?peki olursa ne olur?kurtlar bir kuzunun dostu olan kurdu yok etmeye karar verir.çünkü o düzeni bozmuştur.kuzular ise küçük kuzuyu dışlar,çünkü o herkes gibi bir kuzuyla değil ezeli düşmanı olması gereken bir kurtla arkadaşlık etmektedir.çok çok çok güzel bir çizgi film bu.şarkı da ne güzel uymuş.normal nedir diye sorası geliyor insanın.
kime göre?
1 Şubat 2010 Pazartesi
üç film birden

cumadan pazartesiye üç film izledim.benim için rekor.cuma akşamı eşimle birlikte avusturalya'yı izledik.nala (filmdeki aborjin çocuğun ismi,belki böyle yazılmıyordur)ne güzel gözleri olan bir çocuk o öyle.hem ona kurşun işlemez,o bir büyücü :))),nicole'e de sinir oldum.o ne güzel vücuttur ne güzel bir cilt ve saçtır allah'ım.kesin güzellik dağıtılırken nicole ve ben yanyanadık.tüm güzellikleri o aldı,bana da pek birşey kalmadı.
cumartesi günü oğlumla birlikte prenses ve kurbağa'ya gittik.klasik masalsa oğlum sıkılabilir diye biraz endişeliydim,ama walt disney yine döktürmüş.ben bayıldım.renkler,müzikler,konu,verdiği mesaj hepsi çok başarılıydı.ben müzikal çizgi filmleri ve filmleri çok seviyorum.dvd'si çıkar çıkmaz hemen alıp bir de ingilizce izlemek istiyorum.cumartesi günü korupark dönüşü de oğluşun doğumgünü pastasının siparişini verdik.bu cuma 5 yaşını dolduruyor küçük bey.aslında o şimşek mcqueen'li pasta istemişti,ama o kadar pahalı ki başka bir pastaya ikna oldu.hem daha sağlıklı,boya veya şeker hamuru yok.üzerinde formula 1 arabaları olan bir yarış pisti.bazı pastaneler kafayı yemiş 20 kişilik bir pastaya 185 TL istiyorlar.
pazar günü de cnbc-e'de yıldız savaşları serisinin ikinci filmini izledim.
bugün de televizyonda shrek var onu izleriz.
dün de görümcemin kızı ve oğluşu garfield'e götürdüm,ama yer kalmamış giremedik.sanki bütün bursa carrefour'daydı.allah'ım o ne kalabalık öyle.kalabalıktan o kadar gerilmişim ki dün akşam boynumun ve başımın ağrısından uyuyamadım.
up'ın cd'si çıkmış,aldık.sonunda onu da izleyebileceğim.
dün hayatımda ilk defa pancar pişirdim.nasıl kırmızı bir sebze o öyle,ellerim,kesme tahtası,her yer kırmızı oldu.ama çok lezzetli bir salata oldu.pancarların kabuklarını soydum,küp küp doğradım.suyuna 1 yemek kaşığı sirke ilavesiyle haşladım,yaklaşık 40 dk'da haşlandı.sonra üzerine sirke,limon suyu ve sarımsak ilave ettim.ben beğendim,ama eşim ve oğluş yemediler.etçil insanlar ne olacak. :)))
bir hafta sonu da böylece geldi geçti.
28 Ocak 2010 Perşembe
düşüş

dün gazete okurken akşam tnt'de babel filminin olduğunu gördüm ve cep telefonumun hatırlatmasını kurdum,çünkü unutacağımdan emindim.bugün gazeteyi okurken aklıma geldi.telefonumu çantamda bıraktığım için alarmı duymadım ve unuttuğum için de filmi izleyemedim.
dün akşam uzun zaman sonra çalkalama kemerimi çıkarıp göbeğime taktıp.spor yapmıyorum bari göbeğime pasif hareket yaptırsın dedim ve niye kanepenin altına kaldırdığımı birden hatırlayıverdim.kemer çalışırken benim bıdıkta gelip yanağını kemere dayıyor ve yanağının sallantısı hoşuna gittiği için de otomatik çalışma süresi bitene kadar kafasını kemerden kaldırmıyor.neyse kemerle işimiz bitince biraz yap boz yaptık,tarlamızı hasat ettik,"kilere giren gelinci" ve "kaplumbağa ile tavşan" kitaplarını okuduk ve yattık.bu arada bu iki kitabı oğluşuma yeni yıl hediyesi olarak gönderen fatoş'a (7.oda) çok teşekkürler.ben onca kitap almama rağmen evde sadece arabalar'ı okuyorduk ve bana her akşam aynı kitabı okumaktan fenalık gelmişti.bu kitapları ise ince olmalarına rağmen (genelde ince kitap okumamı istemiyor,kitap ince olunca çabuk bitiyormuş hemen yatması gerekiyormuş küçük beyin)her gece okumamı istiyor.oğluş saat 10'da uyuyunca ben de bir boşlukta hissettim kendimi.uzun süre zincirli kalıpta tasması salınmış köpek gibi oraya buraya koşup ne yapacağımı şaşırdım.tırnaklarıma bakım mı yapsam,kitap mı okusam,tv mi izlesem,film mi izlesem bilemedim.,
en sonunda uzun zamandır izlemek istediğim the fall (düşüş) filmini izlemeye karar verdim.eşime de dedim gel birlikte film izleyelim,tamam dedi oturduk televizyonun karşısına.film beni daha ilk sahnesinden vurdu.suyun içinden çıkan bir erkek ve muhteşem bir müzik.filmin renkleri çok güzeldi.benim amelie'de de çok sevdiğim sanki alt tonlarda hep bir yeşil varmış gibi bir rengi vardı filmin.belki sinema dilinde teknik bir adı vardır,ama ben böyle isimlendiriyorum.parlak,canlı renkler,masalsı bir anlatım,hele bir nikah sahnesi vardı,gözlerimi ayıramadım.küçük kızın oyunculuğu ise muhteşemdi.dişlerini,yanaklarını yerim ben onun.:))) bu arada eşim filmin konusunu anlamadı,bir de ona açıklama yapmak zorunda kaldım.neyse o filmde sıkıldı ve kitap okumaya başladı (durgun don'un 4.cildini okuyor).ben sanki kendi rüyalarımdan birini izliyormuşum gibi filmi izliyorum.herşey çok çok güzeldi.müziği,görüntüler,küçük kız.yalnız keşke film altayazılı olsaymış dedim.seslendirme de biraz sorun var gibi geldi.orjinal sesiyle izleseydim daha iyi olacaktı.film saat oniki gibi bitti ve ben zihnimde beni çok etkileyen birkaç sahneyi tekrar canlandırarak yatağıma gittim.çok güzel sahneler vardı,mistiğin ve kölenin ölüm sahneleri çok güzel kurgulanmış ve çok etkileyiciydi.
20 Ocak 2010 Çarşamba
stardust

masalları,fantastik romanları,filmleri,dizileri seviyorum.pazar günü de bir film ve dizi arasında seçim yapmam gerekti.saat sekizde hem merlin hem de yıldız tozu vardı.ben merlin'i daha sonra da izleyebilirim diyerekten filmi seçtim.iyi ki de öyle yapmışım, oldukça keyifli zaman geçirdim.gerçi benim film izlemelerim evde bir bölünmeye neden oluyor,ama benim de kendime zaman ayırmaya ihtiyacım var.bıdık babasıyla birlikte diğer odada çizgi film izledi,ben de salonda filmimi.bizim evde esaret söz konusu,tv açıldığı anda çizgi film izlemek zorundayız,başka hiçbirşey izleyemiyoruz.ben de bugünlerde bu duruma baş kaldırdım,belirli programları diğer odada tek başıma izliyorum.filmi gerçekten çok beğendim.gerçek aşk nedir ve insan aşkı için neleri göze alabilirin güzel bir yorumu.robert de niro'nun oyunculuğu çok iyi.kaptan shakespeare olarak yüreğimin bir köşeciğinde yer edindi kendisi.
14 Ocak 2010 Perşembe
dilber'in sekiz günü
5 Ocak 2010 Salı
sıradışı kahramanlar

Orijinal Adı: UNSTRUNG HEROES
Yönetmen: DIANE KEATON
Oyuncular: ANDIE MACDOWELL, JOHN TURTURRO, MICHAEL RICHARDS, MAURY CHAYKIN"
işte dün akşam cnbc-e'de bu filmi izledim.tam anlamıyla höyküre höyküre ağladım ve anladım ki beni artık sadece anne-çocuk filmlerinde anneye ya da çocuğa birşey olması ağlatabiliyor.insan bir saat hiç susmadan ağlar mı?ben akşam ağladım.hele çocuğun annesinin ellerini okşadığı sahnede ağlarken kendimden geçmişim.çok ağladım,çok.sevdiklerimize ait onları bize hatırlatacaak birşeyler toplama fikrine ben de katılıyorum.ama bir taraftan da biriktirme işlemi için evinizin dolu ve dağınık olmasını göze almanız lazım.hala filmin etkisindeyim.açıkçası bu kadar duygusal bir film olduğunu bilseydim izlemezdim.kalbim böyle şeylere hiç dayanmıyor.sonra günlerce etkisinden kurtulamıyorum.şöyle bir düşününce beni en çok etkileyen filmlerde hep bir çocuk var.hayat güzeldir, yapay zeka,lorenzo'nun yağı...şimdi aklıma ilk gelenler.hele ki anne olduktan sonra haberleri bile izleyemez oldum.korkuyorum.oğlumu annesiz bırakmaktan ya da oğlumsuz kalmaktan.allah'ım hiç bir anneye evlat acısı,hiç bir çocuğa da annesinin kaybını yaşatmasın.
28 Aralık 2009 Pazartesi
bir film ve düşündürdükleri
derisi mavi olan bir ırk düşünün.ormanın derinliklerinde doğa anayla içiçe ve uyum içinde yaşayan.mutlu canlılar.mutlular çünkü doğayla,birbirleriyle ve kendileriyle barış içindeler.huzurlular,çünkü sahip olma,para kazanma,güçlü olma,başkalarını yönetme gibi hırsları yok.akıllılar,aynı zamanda da mutlular.ta ki kötüler gelip,ellerinde tek şeyi yaşam alanlarını ve o çok sevdikleri doğa anayı ellerinden almaya çalışana kadar.bahsettiğim sahneler şirinler'den değil avatar'dan.ama sanki biraz da şirinleri çağrıştırıyor.bana çağrıştırdıkları sadece şirinler değil kızılderililer,aborjinler...doğal kaynakları ve toprakları yüzünden işkence gören ve yurtları ellerinden alınan ve adeta yok edilen tüm halklar.
uzun zamandır bir filmden bu kadar etkilenmemiştim.normalde çok kolay ağlayan ben, filmlerde pek ağlamam.hatta eşim benimle dalga geçer,ben ağlıyorum sen hiç ağlamıyorsun,taş kalplisin diye.ama filmde ağladım.yüreğim düğümlendi.nefesim kesildi.filmi üç boyutlu izledim.ama o gözlük yüzünden sahneler biraz karanlıktı.o yüzden bir kez de normal izlemek istiyorum.muhteşem bir görsel şölen.yeşilin her rengi,inanılmaz bir bitki örtüsü ve derin bir acı.
filmde pek çok gönderme var.anlayabilene.ama maalesef insanlar o kadar sığki film çıkışında önümde yürüyen iki kızın konuştuğu tek şey avatarın ne kadar yakışıklı olduğu,ufak poposu,kasları vb.bu mudur yani?onca şey anlatan filmden anladığınız bu mu?
