23 Aralık 2010 Perşembe

yine de iyimserlik


Kardeşim
sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana
uçak sağ salim inebilsin meydana
doktor gülerek çıksın ameliyattan
kör çocuğun açılsın gözleri

delikanlı kurtarılsın kurşuna dizilirken
birbirine kavuşsun yavuklular
düğün dernek yapılsın hem de

susuzluk da suya kavuşsun
ekmek de hürriyete

kardeşim
sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana
onların dedikleri çıkacak
eninde de sonunda da…


Nazım Hikmet

22 Aralık 2010 Çarşamba

derinlerdeki


Önce elektrikli süpürgeyle her yeri süpürdüm, sonra yerleri sildim, evdeki tüm aynaları sildim, lavabo ve tuvaletleri temizledim. Yorgunluktan bitmiş halde biraz dinleneyim diye oturmaya yeltendim ki balkonları yıkadın mı diye sordu annem. Hayır, çok yoruldum onu da sen yapıver diyecek oldum, hemen söylenmeye başladı. Bir işi yapacaksan tam yap ya da hiç yapma, balkonları yıkamadıktan sonra temizlik mi olur. Sen ne biçim iş yapıyorsun, şimdi baksam yerleri de hiç iyi süpürmemişsindir… Ben de anneme cevap verdim, rüyamda bayağı bir tartıştık. Uyandığımda hala çok öfkeliydim.


Dün gece gerçekten de temizlik yaptım. Temizlikten sonra da evi üzerlikle tütsüledim. 21 Aralık gecesi, ay dolunayken temizlik yapmak iyi olur diye düşündüm. İş günü akşam saatinde temizlik yapmak da beni yordu. Bu yorgunluğun üstüne bir de rüyamda şiddetli bir çatışma görünce bugün bir hayli yorgun hissediyorum, hem bedenen hem ruhen.


Eleştirel ve hiç bir şeyi beğenmeyen bir annenin mükemmel olmak zorunda hisseden ve eğer çok iyi olmayacaksa, en iyiyi yapamayacaksan hiç yapma düşüncesi kafasında yankılanıp durduğu için pek çok şeyi yapmaktan korkan ve hiç denemeyen kızı. Ne ironi…

21 Aralık 2010 Salı

ben tutulması



“Bugün 21 Aralık 2010 yılın son tutulmasını deneyimliyoruz. İkizler burcunda tam Ay tutulması….Oldukça güçlü ve etkili bir tutulma bu, ki bir süredir etkisi altındayız.


Hüzün var içimizde, zaman zaman acı , korku var belki de öfke var. Kendimize şaşırıyor olabiliriz bir süredir…Tutulma enerjileri kaynamaktaydı içimizde çünkü.


Ay okyanusların gelgitlerini yönettiği, denizlerin seviyelerini yükseltip alçalttığı gibi bizlere de benzer şekilde etki ediyor. Bizim de çok büyük oranımız su…


21 Aralık zaten kendi başına çok önemli bir gün. Bu gece en uzun geceyi deneyimliyoruz, yani karanlık aydınlıktan daha güçlü. Bir döngü kapanıyor 2010’un son tutulmasıyla ve yeni bir döngü açılıyor 21 Aralık Gündönümü ile.


Yapamadığımız her ne varsa, kendi kendimizi sınırladığımız için.


Neden kendimizi sınırlıyoruz bu kadar?


Çünkü öğrendiğimizi gerçekleştiriyoruz sadece…


Gecede 7-8 saat uyumamız gerektiği ve bütün bir gece uyumadan ertesi güne devam edemeyeceğimiz öğretilmiş. 3 öğün yemek yememiz gerektiği öğretilmiş. İlla et, süt, peynir, yumurta yememiz gerektiği öğretilmiş örneğin. Süt içmezse nerden kalsiyum alacak çocuğumuz? gibi endişeler zihinlerimizde…İnandığımız için üzerimizde etki sahibi bu bilgiler. Sistemin parmağı devamlı zihin gözümüzün önünde.”



Zor zamanlar geçiriyorum ben de bugünlerde. Eşimin işsiz kalması hayatımızı altüst etti. Bir yol ayrımında yeni kararlar alma sürecindeyiz. Aralık ayı hem hüzün hem de yeni umutlar demek benim için. 19 Aralık abimin ölümü ve benim hayatımdaki en önemli dönüm noktalarından biri. Böyle bir dönemdeyken geçen hafta dedemi kaybetmem ve çocukluğuma giden kapılardan birinin daha hiç açılmamak üzere kapanması beni fazlasıyla yaraladı. İçimdeki derin bir hüzün var, üzgünüm ve üzgün olma hakkımı kullanıyorum. Abim öldüğünde yasımı yok saymıştım, yasını tam olarak tutmaz ve yıllarca içinde taşırsan senin için hep bir engel oluyor. Bu kez yasımı tutacağım.




Yukardaki yazıyı okuyunca düşündüm de Ay tutulması nedeniyle yaşanan bu gelgitler de belki beni etkiliyordur kimbilir.



Bu üzüntülü günlerin içinde yüzümü güldüren şeyler de yok değil. Leylak Dalı’nın önderlik ettiği yeni yıl kartı postalama etkinliğiyle ilgili kartlarım gelmeye başladı. Gelen ilk kartlar özlemlerimin şehri İzmir’den sevgili Nihan ve Müge’den, dün de üç tane daha kartım geldi. Her zarfla birlikte içim kıpır kıpır oluyor. Kalbimin böcüü canlanıyor. İçimdeki yeni yıl çoşkusu tekrar hareketleniyor. Ben de kartlarımı yazdım ve bugün eşimden postalamasını rica ettim. Aslında evde oğlumla birlikte hazırlamayı, el yapımı kartlar postalamayı düşünmüştüm, ama her zaman istediklerimizi yapamıyoruz. Henüz Pino’nun hazırladığı dilek listesini doldurmadım. Ben de Sardunya gibi yapacağım şeyleri değil de yapmayacaklarımı mı yazsam. Yeni yılda maddi hiçbir şey istemiyorum. Hayatımızda huzur diliyorum ve kendimi daha iyi anlamayı, kendimi daha az yargılayıp daha çok sevmeyi istiyorum. Üzerimdeki ağırlık kalk git artık 2011 benim yılım olsun. Evdeki nazarı atmak için her yeri sirkeli suyla silip bir de üzerlik tütsüsü yapacağım. Yeni yıl hazırlıklarında ilk işim bu olsun.



Zihnimdeki yazılım, zihin hapishanem sana sesleniyorum. Sen bilmiyorsun belki, ama öğren.



Ben istediğim her şeyi yapabilirim.

16 Aralık 2010 Perşembe

hayat

sabah evden pazar günü neler yapacağım düşüncesiyle çıktım. pazar günü abimin 16. ölüm yıldönümü ben de aşure yapıp arkadaşları çağırmayı düşünüyordum. yanına neler yapsam diye kafamdan menü oluşturmaya çalışıyordum.bugün menüyü oluşturup alışveriş yapayım diye plan yapıyordum.

saat 9'da babam aradı. dedem ölmüş.denizli'ye gidiyorum.

hayat asla plan yapmamıza izin vermiyor.

pamuk dedem, iyi yürekli, güleç yüzlü dedem. çektiği acıları içine atıp, unutmayı seçen dedem. eskiden çaldığın bağlaman, söylediğin türkülerle bizi başına toplardın. şimdi son kez bizleri başına topla dedem.

15 Aralık 2010 Çarşamba

düşünme, hisset


Herkes hata yapabilir, kimse mükemmel değil.


Sahi mükemmel ne?


Hangi kalıplar, hangi ön yargılar ve tanımlamalar belirliyor mükemmelliğin sınırlarını.


Gelenekle gelen, ailemiz ve çevremiz tarafından bize öğretilen, reklamlarla, okuduğumuz kitaplarla bize empoze edilen iyi ve doğru, gerçek iyi ve doğrular mı?


İyiliğimi sorguluyorum dünden beri. Çevremdeki herkese karşı bu kadar toleranslı ve tahamülüm yüksekken niye eşime karşı bu kadar tahammülsüzüm diye soruyorum kendime. Kendime karşı tahammülsüzlüğüm, kendimi aşırı yargılamam da bu yüzden. Şişkin bir ego benimkisi. Ben mükemmel olmak zorundayım, mükemmel olmak zorunda olduğum için seçip evlendiğim eşim de mükemmel olmak zorunda.


Oysa ki hepimiz Tanrı’nın yeryüzündeki yansımaları olduğumuza göre hepimiz Tanrısal varlıklarsak deneyimlediğimiz hayatlardaki anlar gerçekten hata mıdır?


İyilik yapmak, yardım etmek adına kozasından çıkmaya çalışan bir kelebeğin kozasını yırtar ve kozadan erken çıkmasını sağlarsak kelebek gelişimini tamamlamamış olur ya da yavru kaplumbağaları elimizle denize götürüp koyarsak denize ulaşma yolunda kazandıkları deneyimlerden onları yoksun bırakırız.


Benim kafamdaki iyi, doğru, mükemmel, harika, olması gereken kalıpları neler? Çok fazla düşünüyorsun ve fazla kontrollüsün diyor psikoloğum. Kalbinin sesini dinle ve sezgilerine güven diyor. Hep doğru olanı yapmaya çalışmaktan yaşamayı ıskalıyorum.


Düşünceler, “olmalı” lar, standartlar, kalıplar aklıma doluştuğunda derin bir nefes alıp kendime şunu söylemeliymişim:


“Bi sus kadın, hisset!”

14 Aralık 2010 Salı

anlatamıyorum


Seni anlamıyorum, anlayamıyorum diyor bana.


Düşünüyorum.


Anlamıyor mu, anlamak mı istemiyor?


Tam hayatımla ilgili bir karar almaya karar vermişken, kendimle ilgili düşünmeyi ertelemek için bir sebep, eşimin işten ayrılması.


Bir insan yıllarca işten ayrılma korkusu yaşar ve son zamanlarda bu durum daha belirgin bir hal alır da nasıl hazır bir özgeçmişi olmaz.


Planlı programlı yaşamayı sevmiyorum, akışına göre yaşamayı seviyorum diyor bana, sürekli her şeyi erteliyor. Beklediği; yapması gerekenleri benim onun için yapmam. CV’sini hazırlasam, firmalara göndersem, hatta onun yerine de işe gidip çalışsam çok mutlu olacak. Ama bunları yapmak istemediğim, bunu açıkça da söyleyemediğim, öfleyip püflediğim, konuşurken sesimi yükselttiğim için de anlayamıyor beni. Bilgisayarın başına oturuyorum ve yazmaya başlıyorum. Adeta sekreter gibiyim. Bir taraftan da tepeme dikilip oraya onu yazma, hayır o öyle olmayacak, yanlış yapıyorsun gibi komutlar veriyor. Nefes alıp vermem hızlanıyor, her şeyi biliyorsun madem niye tüm gün hiçbir şey yapmadın diye haykırmak geçiyor içimden, susuyorum. Öfke bu; bastırılmıyor, sen bir taraftan kafasını bastırsan da olmadık yerden çıkıyor. Bağırıyor bana, hiç yardımcı olmuyormuşum ona, bir taraftan da gözlerinden yaşlar süzülüyor. Öyle çaresiz, öylesine beceriksiz ki bana söylediği onca lafa rağmen geçiyorum bilgisayarın karşısına ve bir türlü beceremediği şeyi yapıp bir firmaya gönderiyorum ingilizce özgeçmişini. Firmanın kendi internet sitesinden exelde hazırladığım özgeçmişi gönderiyorum.Yazdıklarım birbirne karışıyor, umarım doğru ve okunaklı gider karşı tarafa diye endişeleniyorum, ama endişemi ona belli etmiyorum. Çünkü o zaten yeterince endişeli. Genlerimden gelen, erkeğin güçlü ve başarılı olması gerek, senden daha bilgili olması, koruyucu, kollayıcı olması gerek yazılımına içimden gülüyorum. Onun bu kabul etmediği, kabul etmediği için de hırsını benden aldığı aciziyeti beni öfkelendiren. İnsan eşine hayranlık duymak istiyor, oysa o benden bir çocuğa gösterilecek şefkat ve ilgiyi bekliyor.


Sen anlıyor musun beni?

13 Aralık 2010 Pazartesi

yazmak


aldığım bu süslü püslü defter daha iyi yazmamı sağlamayacak.o kadar güzel ki içine çok iyi ve ustaca şeyler yazmak için gelecekte bir güne saklayacağım onu belki de. bu kalem ne kadar güzel yazıyor, yazarken yumuşacık, ucu hiç kırılmıyor. ben en çok kurşunkalem severim. ince uçlu 0,5 kalemleri. bugünlerde 0,7 kalemleri de sevmeye başladım. bu kalemi güzel defterime özel şeyler için yazmak için kullanmalıyım diye saklayacağım.ikisini de kaldırıyorum, yatağımın başucundaki komidinin çekmecesinde saklıyorum. bazı geceler tamam bugün o gün diyerek çıkarıyorum çekmeceden, uzun uzun bakıyorum ikisine de, sonra yazacaklarımın o kalemle o deftere yazacak kadar iyi olmadığına karar verip kaldırıyorum çekmecedeki yerlerine. kelimeler zihnimde uçuşup duruyor, benim kendi düşüncelerim, saçma ve değersiz göründüğü için gözüme kayıt altına almaya gerek duymuyor ve onlarla güzelim defterlerimi kirletmek istemiyorum. başka bir gün öncekinden daha güzel bir defter, yeni yıl için bir ajanda alıyorum. her gün bu ajandaya yazacağım, o güne dair notlar düşeceğim diyorum kendime. o ajandaya yakışacak bir de kalem alıyorum. ilk günlerde bir iki satır not düşüyorum güne dair, ama her gün devam edemiyorum.üşeniyorum yazmaya. ben yazmadıkça kalem de küsüyor bana. önceden elimin altında kuğu gibi süzülen kalem, birden direnmeye, sert yazmaya ve zihnimin hızına yetişememeye başlıyor. bu kalem artık hiç iyi yazmıyor diyip atıyorum kenara. hep yazmak isteyip de yazamamanın suçunu kaleme deftere atan bir zihniyet benimkisi. oysa aziz nesin nerde müsvette kağıt var onu bulup yazarmış yazılarını. ben de onun gibi güzel defterlere yazmaya kıyamıyorum, sonra da unutuyorum yazmayı. kendi kelimelerini küçümsemek benimkisi. defterlerim ve kalemlerim sizi seviyorum, ama kelimelerimi daha çok seviyorum. hem ne düşünüyorum biliyor musunuz galiba boş bir defter mutsuz bir defterdir. içine karabasanlar, kabuslar bile yazılsa kullanılan bir defter kendini daha mutlu hisseder diye düşünüyorum. çünkü yazanın sıkıntısını bir miktar almıştır. okuyup durduğum psikoloji, kişisel gelişim kitaplarında bile şunu yazın, bunu yazın, gelecekte kendinizi nerde görmek istediğinizi yazın, sizi huzursuz eden şeyi yazın diyip duruyor. yazının bir hikmeti olmalı!