bu bayram bursa'dayız. sevmiyorum burda bayram geçirmeyi.tüm arkadaşlarım ya ailelerinin yanına ya da tatile gidiyorlar. biz de ilk gün kayınvalidemlerle bayramlaşıp sonra dımdızlak kalıyoruz. alışveriş merkeziydi,gezmeydi derken diğer günlerden hiç bir farkı kalmıyor. oysa benim için bayram yeni giyisilerini giyip, bayramlaşmaya gitmek, benim için bayram limon kolanyası kokusu, çikolata, tatlı ve yaprak sarması yiyip, çoğu kez bayramdan bayrama da olsa uzun zamandır görmediğin insanları görmek demek. kayınvalidemlere de hiç gelen giden olmuyor. ıssızlığı sevmiyorum bayramda. şöyle büyük bayram sofraları seviyorum. bari bunlar olmuyorsa, tatile kaçabilseydik birkaç günlüğüne, içimdeki burukluk yatışırdı belki. izmir'den yeni geldim diye izmir'e gitmiyorum.aslında gitmek istiyorum,ama koca bey bıdırdar diye gitmek istediğimi söylemiyorum. sevmiyorum bursa'da bayram geçirmeyi. bugün yaprak saracağım, bamya pişireceğim. kendi bayram ritüelimi yaratmak istiyorum. kayınvalidemlerde hiç böyle şeyler yok. içim hiç bayram heyecanıyla dolu değil. oysa bugün bizim köyde şimdi herkes mezarlığa gider, mezarlık ziyareti şenlik gibi olur, mersinler kesilir (gerçek adı ne bilmiyorum, güzel kokulu yeşil yapraklı bir bitki,çiçeği falan yok, ama yaprakları çok güzel kokar), kadınların mezarına bağlamak için yazmalar alınır, dağıtmak için lokum, bisküvi, gofret götürülür. mezarlıklar birkaç gün öncesinden temizlenmiştir. hani öyle pek ağlayan olmaz mezarların başında.çünkü ağlamak için gidilmez o gün mezarlığa, bayramlaşmaya gidilir kaybedilenlerle. çoluk çocuk, şenlik yeri gibi kalabalık olur mezarlık. dualar edilir, kuşlar için su ve buğday koyulur mezarların üzerine, yazmalar bağlanır, anaların, kız kardeşlerin, kızların, eşlerin mezar taşlarına. küçükken bir mezarlık ziyaretinin gecesinde rüyamda iskeletler ve cesetler görmüştüm. çok korkmuştum, annem belki de bir mezara basmışsındır geçerken demişti. o günde sonra uzun süre hiç mezarlığa gitmedim, ta ki abimi kaybedene kadar. abim öldükten sonra anladım ki aslında korkunç yerler değil mezarlıklar. sevdiklerinin ebedi uykuya yattıkları yer. bir mezar taşı ne kadar anlamlı bilmiyorum, ama abimin mezarına gittiğimde onu orda daha çok hissedebiliyorum.
birbiri ardına, hep aynı aynılıkta geçen günleri şenlendirmek ve küçük bir neşe katmak için bahane bayramlar. bu neşe de gelmeyince, ev kalabalıkla dolup taşmayınca, gelen misafirlerin ayağına terlik vermedikçe, limon kolanyası dökmedikçe, kahveler pişirmeyince, sana gelene iade-i ziyarete gitmeyince, akşam kimin ne dediği, ne yediği anlaşılmayan büyük bir sofrada yemek yemeyince bayram gelmiş neyime...
ben bursa'dayım. bursa'da olan varsa bayram ziyaretine beklerim. kahvem, çikolatam hazır.
iyi bayramlar.
29 Ağustos 2011 Pazartesi
27 Ağustos 2011 Cumartesi
karar
gayet masumane bir biçimde bir şeyler sorup soruların karşısında terslenmek insanın kalbini ne kadar kırar?
peki kırılan kalp tekrar eski halini alır mı? ben de almıyor işte. psikoloğum karar vermen gerek diyor, fallar karar vermen gerek diyor. ruhum incinmekten, kalbim kırılmaktan yorulmuş, karar ver diyor.
kolay mı sence?
peki kırılan kalp tekrar eski halini alır mı? ben de almıyor işte. psikoloğum karar vermen gerek diyor, fallar karar vermen gerek diyor. ruhum incinmekten, kalbim kırılmaktan yorulmuş, karar ver diyor.
kolay mı sence?
23 Ağustos 2011 Salı
ben bugünlerde
18 Ağustos 2011 Perşembe
saç
rüyamda saçlarım uzunmuş ve o uzun saçlar rüzgarda uçuşup ağzıma doldu, neredeyse boğuluyordum, kendi öksürüğümden uyandım. rüyada görülenler ne kadar gerçekçi oluyor. kendi saçlarım beni boğup öldürecekti neredeyse.
hatırlamışken yazayım dedim.
bugünlerde hep uykum var, izinden geldim, ama hala yorgunum.ruhum dinlenmedi ki. sıkıntı, boğuntu, herkesin derdi var.dert dinlemekten yoruldum. yonca tokbaş gibi alıp oğlumu tekneyle denize açılsam herşeyden herkesten 1 haftalığına soyutlansam belki dinlenirim,ama öyle bir şansım da yok.
rüyamda kendi saçımdan boğuluyordum be! aklıma izlediğim bir sherlock holmes filmi geldi.orda ayak fetişi bir seri katil genç kızları kaçırıp ipek çoraplarını ağızlarına tıkarak onları boğup öldürüyordu. ben de kendi saçımdan ölecektim neredeyse.
günler birbiri ardına sıralanıp gidiyor, sabah kalk işe gel, çalış, akşam eve git yemek ye, tv izle,yat uyu.biraz bıdıkla sohbet, oyun.
hayat atıştırmalık ıvır zıvırlar gibi, beslemeden atıştırılıp geçiliyor. ben de rüyamda bari saçlarımı yiyeyim dedim herhale, ondan da boğuluyordum.
gözyaşımız temizler mi kanı
içim acıyor yine, çevremde bu kadar acı, ağıt, feryat figan varken güzel, neşeli şeyler hissedemiyorum. bomba gibiyim,çok iyiyim diye başlayacaktım oysaki güne, karar almıştım.
iyi değilim, gazete başlıklarını okuyabiliyorum sadece, haberlerin detaylarına inemiyorum.
dün 17 ağustos'tu 12 yıl önce yaşanan felaketi hala bugün gibi içimde hissettim.gazetelerde evlatlarını yitiren annelerin acılarını okudum. depremde ben izmir'deydim ve gece üçte deprem beni uykumdan uyandırdı. sabah uyandığımızda haberlerde yıkımı gördük, sonraki,daha sonraki gün ne kadar kötü olduğunu haberlerden izledik, depremde yıkılan evlere yardıma değil de yağmaya giden vicdansızları gördük. aylarca her gece üçte uyandım ve uzun süre uyuyamadım.
dün kafamda o günlerin düşüncesi varken gazetelere şehit haberleri düştü. bu saçma savaş ne için dedim kendi kendime.
insanların kalplerine ne olmuş, vicdana ne olmuş? nasıl bu kadar katılaşmış kalpleri?
ben anlamıyorum ve anlayamayacağım.
elim kolum bağlı, çaresiz hissediyorum kendimi. en çok canımı acıtan da bu.
iyi değilim, gazete başlıklarını okuyabiliyorum sadece, haberlerin detaylarına inemiyorum.
dün 17 ağustos'tu 12 yıl önce yaşanan felaketi hala bugün gibi içimde hissettim.gazetelerde evlatlarını yitiren annelerin acılarını okudum. depremde ben izmir'deydim ve gece üçte deprem beni uykumdan uyandırdı. sabah uyandığımızda haberlerde yıkımı gördük, sonraki,daha sonraki gün ne kadar kötü olduğunu haberlerden izledik, depremde yıkılan evlere yardıma değil de yağmaya giden vicdansızları gördük. aylarca her gece üçte uyandım ve uzun süre uyuyamadım.
dün kafamda o günlerin düşüncesi varken gazetelere şehit haberleri düştü. bu saçma savaş ne için dedim kendi kendime.
insanların kalplerine ne olmuş, vicdana ne olmuş? nasıl bu kadar katılaşmış kalpleri?
ben anlamıyorum ve anlayamayacağım.
elim kolum bağlı, çaresiz hissediyorum kendimi. en çok canımı acıtan da bu.
17 Ağustos 2011 Çarşamba
depresyon
Konu: Depresyon...
Depresyon, kadınlarda şöyle ilerler;Bunalım... Bunaalım... Bunu alım... Bunu alayım... Bunu da alayım... Bunu al bunu... Al bunu da... Bunu da bunu da... :)))
Erkeklerde şöyle ilerler;Bunalım... Bunalımdan çıkayım... Bununla çıkayım... Bununla da çıkayım... Hepsiyle çıkayım... :))))
Depresyon, kadınlarda şöyle ilerler;Bunalım... Bunaalım... Bunu alım... Bunu alayım... Bunu da alayım... Bunu al bunu... Al bunu da... Bunu da bunu da... :)))
Erkeklerde şöyle ilerler;Bunalım... Bunalımdan çıkayım... Bununla çıkayım... Bununla da çıkayım... Hepsiyle çıkayım... :))))
16 Ağustos 2011 Salı
böyle hissediyorum
Sözüm meclisten dışarı dostlar
Bugünlerde kendimi hıyar gibi hissediyorum
Hani dilim dilim doğrasalar beni
Marmara, Ege, Karadeniz ve hatta Akdeniz cacık olur diyorum
Derdim öylesine büyük ki dostlar
Kırka yarıp yine kırka bölseler
Ve kırk bostana gübre diye serpseler
Kırkbin tane ot biter de kırkbin derde deva olur diyorum
Ne oldu bana böyle durup dururken
Oğlan aldı başını gitti kız zaten lafımı dinlemezdi
Düğmem kopuk paçam sökük oramda buramda çengelli iğneler
Bir de çengelli iğne nazar bozar derler
Hanımın çorabı kaçık başında bigudiler
Karabaş bile, karabaş bile suratıma bakıp bakıp havlıyor
Öğünmek gibi olmasın ama dostlar
Kendimi hıyar gibi hissediyorum
Hani ince kıyım doğrasalar beni
Akdeniz cacık olur diyorum
Ve hatta Atlas okyanusu ve hatta Hint okyanusu
Ve hatta hatta Büyük okyanus bile cacık olur diyorum
Böyle cacığa rakı mı dayanır
Çivi çiviyi söker derler soğuktan donanı buzla ovarlar
Ben zaten yanmışım dostlar peki beni fırına mı koysalar
Zeytin suyuna kuru ekmek böyle gelmiş böyle gidecek
Barış Manço
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)