28 Ekim 2010 Perşembe

kara bulutlar sizi sevmiyorum

eğer hayatınızda biri yoksa, yoktur işte. peki hayatınızda biri görünürde var,ama aslında yoksa?

şöyle ki:

yağmurlu bir sabaha uyandık.tüm gece hiç durmadan zaman zaman hızını artırarak yağmur yağdı.yine bir çok yeri su basmıştır eminim.sanki gece gibi, içeride ışık yakmadan çalışmak mümkün değil. sabah gayet masumane ve ilgiye ihityaç duyar halde, ne çok yağmur yağdı yakında yosun bağlayacağım dedim. koca kütüğü sağolsun hemen lafımı ağzıma tıktı.izmir’de yağmur yokmuymuş, hep şikayet ediyormuşum falan. salak kazma, ne olur sanki evet ya ne çok yağdı diyip sabah geyiği çevirsen. bayılıyor lafı ağzıma tıkmaya. ben de artık onunla hiiiiç sohbet etmeyeceğim.konuşmama kararı aldım.neydi o eşkiya filmindeki kadının adı,keje miydi?hah onun gibi susma protestosu yapıyorum.sabah sabah sinirimi bozdu . düşündüklerimi adama söylemeye korkar oldum, lafımı yine ağzıma tıkacak diye.

şimdi, burda anlattığım adam-kendisi benim eşim olur- hayatımın bir parçası mıdır yoksa dış kapının mandalı olarak mı bu sahnede rol almaktadır?

26 Ekim 2010 Salı

denizin delisi


DENİZİN DELİSİ

Unutmak mı, delisin
Gitmesemde bekler orada deniz
Gelirsem bilmelisin
Benim beklememdir burada deniz


Gitmek gibi geleceğim
Denizin delisine
Delinin denizi gibi
O ne kadar giderse....

Özdemir ASAF
denizi özledim, deli gibi...
iyot kokusunu,
gözalabildiğine uzanmasını,
bana verdiği huzuru,
umudu,
mutlululuğu,
denizi özledim,
o da beni özlemiştir eminim.

24 Ekim 2010 Pazar

diş perisi

bugün oğluşumla paşabahçe'ye gidip süt dişi kutusu aldık.bir özenle çıkan dişini kutuya yerleştirdi ve yastığının altına koydu. diş perisi ona altın para getirecek diye hayal ediyor, ama diş perisi bu aralar biraz fakir, o yüzden 7 tane altın yaldızlı 1 TL bırakacak ve dişi alıp gidecek.

21 Ekim 2010 Perşembe

keşke bilsem

Eğer insanlara boş elimi uzatır
ve bir şey alamazsam çok üzücü;
ama asıl ümitsiz durum,
dolu elimi uzatıp
kabul edecek kimseyi bulamamamdır.
Halil Cibran

dışarda delicesine bir yağmur,kulağımda sin palabras,arkadaşım yalnızlık ve ben başbaşıyız.

yağmur birden hızlandı, müzikteki ritmin hızlandığını o da duyuyor galiba.

inceden bir gitarla başlıyor şarkı, sonra ne söylediğini anlamasam da bana içimi acıtan şeyler söyleyen o ses. ne anlatıyor sahi? kime anlatıyor.yakarış gibi...yakarışım bitti diyor sonra, çaresiz, sonuçsuz, bitti diyor, bitti.

üflemeli bir çalgı nefes veriyor, dile geliyor. kalk ayağa, başını dik tut diyor flütten çıkan melodi yukarı kaldırıyor başını, dokunuyor omzuna.yüreğin acıyı uğurlama şöleni başlıyor kelimeler olmadan.uzatılan dolu el kabul edilmese de hayatta kalmak zorunda yürek.

tam zamanı


BAĞIŞLA
Ya zamanından çok erken gelirim

Dünya'ya geldiğim gibi,

Ya zamanından çok geç,

Seni bu yaşta sevdiğim gibi....


Mutluluğa hep geç kalırım.

Hep erken giderim mutsuzluğa

Ya herşey bitmiştir çoktan,

Ya hiçbirşey başlamamış...


Öyle bir zamanında geldim ki yaşamın,

Ölüme erken,sevgiye geç

Yine gecikmişim bağışla sevgilim

Sevgiye on kala,ölüme beş...

AZİZ NESİN

Ilk kez bir kitap okurum, bir yazar, bir şair, bir şiir, bir şarkı duyarım ya da bir resme, bir fotoğrafa bakarım .o daha once de ordadır, ama bu benim onunla ilk karşılaşmamdır. kendimi geç kalmış ve yaşanacak pek çok güzel şeyi kaçırmış gibi hissederim. bugün bu duyguyu iki kez yaşadım. Ilki sabah arif damar’la ilgili yazıları okuduktan ve birkaç şiirinin içine daldıktan sonra, ben niye daha once hiç arif damar okumadım, kaçırmışım hissiydi. tam bununla başetmeye çalışırken sevdiğim bloglarda sabah okumalarımı yaparken bilgisayarımın sesi açık olduğu için evren’in blogunda ilk kez duyduğum şarkı aynı hissi tekrar yaşattı. şarkı mı bu kadar etkileyici yoksa evren’in yazıları eşliğinde dinlendiği için mi bu kadar etkiledi bilmiyorum,ama sabahtan beri kulaklık kulağımda sürekli tıklıyor ve çıkan her yazıyı aynı şarkı eşliğinde okuyorum. radio tarifa bana tekrar bazı şeyler için geç kalmışım hissi yaşattı. sonra kendimi şu cümleyle avuttum,
geç değil hiç de olabilirdi.


resim:geç tanışmışım dediğim bir ressamın.

20 Ekim 2010 Çarşamba

mutluluk ne ola?

evde beni bir sürpriz karşıladı bugün. :)))))))))))))

bıdığımın ilk süt dişi düştü.bebekken çıkan ilk dişi,sağ alt diş.

ağlıcaaam yaaaaaaaaaaaaaaa.............

en faal olduğum alan:annelik :)


genelde sabahları balkona çıkıp o gün ne giyeceğime öyle karar veriyorum.dün sabah da baktım hava biraz serin triko bir kazak giyeyim dedim.beyaz v yakalı bir kazağım var onu giydim, bir baktım önündeki leke yıkanınca çıkmamış.aynı kazağın bir de çağla yeşili var onu giyeyim o zaman dedim.ama ne mümkün, kazağın içine sığamadım.amaaan dedim ve boğazlı bir kazak giydim.sabah herşey iyiydi,öğlene doğru kara bulutlar dağıldı ve kazak üzerime fazla gelmeye başladı,nefes alamadım sanki.neyse ki akşamı ettim de evin yolunu tuttum.yarı yola kadar e. ile yürüyoruz yolun yarısında o evine gelmiş oluyor ben yarım saat daha yürüyorum ve yaklaşık 1,5 saatlik yürüyüşle eve varıyorum.dün kazak beni o kadar bunalttı ki e. ayrıldıktan sonra taksiye bindim.saat 8 gibi evdeydim.eve varır varmaz oğluş üzerime atladı.okuldan gelir gelmez bir gece once babasıyla aldıkları fare kapanı oyununu kurmaya başlamış,ama tabi ki becerememiş.dedesi de becerememiş.neyse aldım elime kurulum kılavuzunu yaklaşık yarım saatte kurduk fare kapanı oyununu.bu sefer de hadi oynayalım tacizi başladı.önce dedim yemek yemem lazım,saat dokuz oldu.kayınvalidem pırasa pişirmiş bir dilim ekmekle biraz pırasa yedim gözümün içine hadi diyerek bakan bıdığın tacizleriyle.yemek yer yemez oturdum oyunun başına.başladık zar atmaya, bu sefer bilerek yenilmedim,çok şanslıydı kereta hem zarları iyi attı hem de şansına hiç onun faresinin bulunduğu kapan kapanmadı.yenilgimi almış evime çıkacakken bir baktım çantasına, ödevi varmış küçük beyin. aynı boyutta olanları işaretle ve aynı renge boya. aynı boyutta olanları bulmak basit iş de boyamak, o büyük sorun işte.eve çıktık ödevinin başına oturdu bıdık.önce neyle boyayacağına karar veremedi,kuru boya, keçeli, sulu boya…en sonunda pastelde karar kıldı.iki boyayıp, beş çekirdek yiyip,şarkı söyleyip,muhabbet edip 1 sayfa ödevdeki 4 uçak 4 bulutu tam bir saatte boyadı.ama yetmeeeeez,anne hadi santranç oynayalım. bir elde satranç oynadık,ben yine yenildim tabi ki.saat oldu 10.30.zorla yatağa soktum küçük beyi,anneeee kitap oku.tamam ne okuyalım.yukarı bak!onu da okuduk.öptüm yanağından çıktım odasından.uyumasını beklerken makinaya çamaşır attım,ortalığı biraz toparldım saat 11 gibi yatağıma girip evrenden torpilim var’ı okumaya başladım. saat 12 gibi gözlerimin yanmasına daha fazla dayanamayarak yattım uyudum.


bakalım bugün akşam beni neler bekliyor?