mutluluk oyunu oynamak istiyorum evde. oğlumla oyun oynarken kikirdiyoruz.hani çok mutluymuşum gibi geliyor o an.onun yüzündeki gülümsemeyi, kıkırdamalarını duyunca, işte mutluluk bu, oğlunun yanında ve sağlıklı olması diyorum kendime. içimi buruk bir hüzün kaplıyor. bir yanım kırık dökük. her sevinç biraz eksik.
iş çıkışı eve yürüyerek geldim.ne kadar egsoz dumanı ve araba gürültülü bir yol olsa da yine de ağaçlar altında 1,5 saatlik bir yürüyüşle işten eve gelebiliyorum. hava pusluydu yine, yağmur yağar mı acaba diye düşündüm, ama nefes almaya ihtiyacım vardı.yağarsa da şemsiyem var en fazla ıslanırım dedim ve yürümeye başladım. yol boyunca aklımda tatlı birşeyler. pasta, kurabiye...işin kötüsü yolumun üstünde de bursa'nın en güzel pastaneleri. bak kızım dedim şu an bu un kurabiyesini isteyen bedenin değil, beynin. onu başka şeylerle meşgul et. sarıldım telefona, uzun zamandır konuşmadığım arkadaşlarımı aradım.
-birinin eşi gümrükçü, kendisi öğretmen, şu an silopi'de. iki küçük kızı var. mutlu geliyordu telefonda sesi. hiç şikayet etmedi silopi'de olmaktan.
- ankara'daki arkadaşımı aradım sonra, eşiyle birlike dışarı çıkmışlar bir kafede oturuyorlarmış. gelecek hafta evlilik yıldönümleri ,safranbolu'ya gideceklermiş, umarım hava düzelir dileği tuttuk birlikte, düzelsin ki orda bisiklete binebilsin.
- samsun'daki arkadaşımı aradım sonra, hamile olduğunu söylemişti bana aylar önce, o günden beri hiç arayamamanın suçluluğuyla merhaba dedim. sesi çok kötü geliyordu. ordu'daymış.ailesinin yanında. annesi rahatsızlanmış hastaneye kaldırmışlar, ama o yarın işe gitmesi gerektiği için annesini hastanede bırakıp samsun'a dönmek üzere yola çıkmış.ablası ve babası olsa da annesini bırakmış olmanın suçluluğu vardı sesinde. eşi askerde ve 5,5 aylık hamile.
içim burkuldu, neşelenmek, güzel haberler duymak için aradığım arkadaşımın sesi çok kötüydü.
- sonra izmir'deki arkadaşımı aradım. iki çocuğu var.çok yoğun çalışıyor. annesi de kayınvalidesi de izmir'de, ama artık hasta oldukları için çocuklarla ilgilenemiyorlarmış.bakıcı arıyor çocuklarına biri 8 diğeri 4 yaşında, ama 1.000 TL istiyorlar diyor. çok para, çooook... gönlüne göre birini bulamamış aylardır. hani çocuklarla ilgilensin biraz da evi toparlasın. insan olduğumu, kadın olduğumu tekrar birazcık hatırlayayım diyor. haklısın diyorum.
her evin dertleri var.her kadının üzerinde ağır yükler. hiçbirinin sesinde benim sesimdeki hüzün gölgesi gelmiyor kulağıma.
eve gelince sessizce köşeme oturup oğluş bilgisayarda oyun oynarken yen kitabımı okumaya başlıyorum. inci aral'ın son kitabı şarkını söylediğin zaman'ı aldım idefix'ten, ismime imzalı. 38. sayfaya kadar okuyorum. sonra bıdıkı bilgisayar oynama süresinin bittiğini söyleyerek uyarıyorum.bilgisayarı kapatıyor, elinde macera yolu oyunuyla bana gülümsüyor. başlıyoruz oyun oynamaya. bir tarfatan da sohbet ediyoruz. birden içimdeki bulutlar aralanıyor. aklımda bir düşünce ampulu yanıyor.
acaba arkadaşlarım akşam eve geldiklerinde kocalarıyla ne konuşuyor? çok merak ediyorum. biz hiçbir şey konuşmuyoruz. konuşacak birşeyimiz mi yok, yoksa anlatacak nefesimiz mi, bilmiyorum.
merak ediyorum. karı kocalar akşam evde ne konuşuyor? biz sadece söylememiz gereken birşey varsa ya da kavga halinde konuşuyoruz.
arkadaşlarımın hayatlarındaki sıkıntılara karşın yaşamdan bezmemiş olmalarını acaba bu sohbetler mi sağlıyor, yoksa ben mi çok dirençsizim bilmiyorum.
bugünlerde ne kadar zorlasam da yürek dolusu gülemiyorum. bir yanım hep buruk, bir yanım hep kırık.