9 Aralık 2010 Perşembe

mahkeme


Mahkemenin önünde bir görevli durur. Bu görevliye, ülkeden bir adam gelir ve ona mahkeme önüne çıkıp çıkamayacağını sorar.Ama görevli, o anda kendisini kabul edemeyeceğini söyler. Adam bir an düşünür ve bunun daha sonradan kabul edilebileceği anlamına mı geldiğini sorar. “Olabilir,” der görevli, “ama şu anda değil”.


Mahkemelere giden kapı , her zamanki gibi açık olduğundan ve görevli kenara çekildiğinden, adam kapıdan içeriye bakmak için eğilir.Görevli bunu gördüğünde güler ve şöyle der: “Eğer bu kadar çok istiyorsan, benim yasaklamama rağmen girmeye çalış. Ama dikkat et: Ben güçlüyüm. Ve ben, sadece en baştaki görevliyim. Bir holden diğerlerine geçişte, başka görevliler karşına çıkacak. Hepsi de bir öncekinden daha güçlü olacak. Üçüncünün sadece görünüşü bile, benim kaldırabileceğimden fazla.”


Ülkeden gelen adam bu kadar zorlukla karşılaşmayı beklemiyordur. O, mahkemelerin herkese, her an açık olduğunu zannetmiştir; ama şimdi kalın paltosu içindeki görevliye, büyük , sivri burnuna, uzun, siyah sakalına daha yakından bakınca, giriş izni alana kadar beklemenin daha iyi olduğuna karar verir. Görevli ona bir tabure uzatır, ve kapının yanında oturmasına izin verir.


Adam , orada günler ve yıllar boyunca oturur. İçeriye kabul edilmek için bir çok girişimde bulunur ve görevliyi yalvarışlarıyla yorar.Görevli, sıklıkla onu, küçük sorgulamalara tabi tutar, evi ve başka konular hakkında sorular sorar; ama bunlar hep, rütbe sahibi kişilerin sordukları gibi, kişisel olmayan sorulardır. Bu sorgulamalar, her seferinde görevlinin, içeriye henüz alınamayacağını belirtmesiyle sona erer.


Yolculuğu için kendini iyi donatmış adam, sahip olduğu her şeyi, ne kadar değerli olursa olsun, görevliye rüşvet vermek için kullanır. Görevli, verilen her şeyi kabul eder ama bunu yaparken de, “Bunları sadece, denemediğin bir yol kaldığını düşünmeyesin diye kabul ediyorum” der. Uzun yıllar boyunca, adam görevliyi , neredeyse aralıksız biçimde gözlemler. Diğer görevlileri unutur ve bu ilk görevliyi, mahkemelere kabul edilmesini engelleyen tek mani olarak görmeye başlar. İlk yıllarda, talihsizliğine sertçe ve yüksek sesle lanet okur; daha sonra , yaşlandıkça sadece kendisi için şikayet etmeye başlar.Giderek çocuksulaşır ve görevliyi uzun uzun incelediği için, kalın kürk paltosundaki pireleri bile keşfedip, bu pirelere bile, görevlinin fikrini değiştirmesine yardım etmeleri için yalvarır. En sonunda gözleri zayıflamaya başlar . Etrafın gerçekten karardığına mı yoksa, gözlerinin artık kendisini yanılttığına mı karar veremez. Ama o hala, gerçekten de mahkeme kapısından, hiç sönmeyen bir ışığın sızdığını anlayabiliyordur. Şimdi artık fazla ömrü kalmamıştır.


Ölümünden önce , uzun yılların bütün deneyimleri aklında toplanır ve o zamana kadar görevliye sormadığı bir soru oluşur kafasında. Artık katılaşmış vücudunu hareket ettiremediği için, görevliyi eliyle çağırır. Görevlinin artık eğilmesi gerekir, çünkü aralarındaki boy farkı, adamın aleyhine bir hayli açılmıştır. “Hala neyi bilmek istiyorsun?” diye sorar görevli, “sen doymak bilmiyorsun.” “Tabii ki herkes mahkemeye ulaşmayı arzular” der adam, “ama nasıl oldu da, bunca yıldır, benden başka kimse içeriye girmek istemedi?”.Görevli adamın artık son dakikalarını yaşadığını anlar ve zayıflamış kulaklarına sesini duyurmak için eğilip yüksek sesle konuşur:


“Buraya senden başka hiç kimse kabul edilemezdi, çünkü bu giriş sadece senin için açılmıştı. Şimdi burayı kapatacağım”.


Franz Kafka
benim için ana fikir: eğer henüz görmediğin zorluklardan korkarsan senin için açılmış olan kapılardan girmez ve fırsatları kaçırırsın.

8 Aralık 2010 Çarşamba

hemen yap!


döne döne uyumak iyi birşey değil aslında.çünkü her dönüşünüzde uyanıyorsunuz. ne demek istediğimi hamileler çok iyi anlar. e benim göbek de hamile bir bayandan aşağı kalır değil. o yüzden dönmek bazen işkence olabiliyor. hele ki değişklik olsun diye eşimle yatakta yerimizi değiştirdikten sonra gece uykuları dönüp durmakla geçiyor. dün gece rüyamda yere düşmüşüm bacağımın üzerinde bir ağırlık, bacağımı çekmeye çalışıyorum çekemiyorum. yoğun uğraş harcamama rağmen bir türlü bacağımı kurtarıp kalkamadım yerden, sonra bir uyandım ki dönmeye çalışıyorum, ama dönemiyorum çünkü sağ bacağımın üzerine eşim bacağını atmış ve ben bacağımı kurtarıp sol tarafa dönemiyorum.neyse zor da olsa kurtardım bacağımı da uyumaya devam ettim.


bugün bir arkadaşım halimi hatırımı sordu.o da eşinden, eşinin ilgisizliğinden yana dertli. yazışırken aşağıdakileri yazdım ona, buraya da ekleyeyim de güne not olarak kalsın.


"en kötüsü,nasılsa anlamayacak diye konuşmamak.şimdi yazacaklarımı kendimden biliyorum da ahkam kesiyorum.küçük bir örnek,pazartesi akşamı CV’le ilgili gayet detaylı bir açıklama yapıyorum,hayır öyle değil diye benimle iddialaşıyor.defalarca gayet sakin açıklamama rağmen anlamamakta direniyor. sonra ben anlatmaktan yorulup sinirleniyorum.özel hayatla ilgili de aynı şeyi yaşıyoruz.ben nasılsa anlamayacak diyip içimden konuşuyorum.sonra o iç konuşmalar bir süre sonra bende söylenmeye dönüşüyor,o söylenmeler öfkeye,sonunda da her yaptığı gözüne batan,iğreti bir adama dönüşüyor gözümde.hani nefes alıp verişine,yemek yiyişine,evin içindeki dolaşmasına bile sinir oluyorum.çünkü ufacık şeyleri bile zamanında konuşamadığınız için birikip devleşiyor.iletişimsizlik en önemli problemimiz.bazen karşımdaki duvara anlatsam anlayacak gibi geliyor,ama o beni hiç anlamıyor.hatta bir ara yok bende bir sorun var,ben kendimi ifade edemiyorum diye düşünüyordum.psikoloğum ben leb demeden leblebiyi anlıyor.tamam onun işi bu,ama ben de kendimi iyi ifade ediyor olmalıyım ki adam beni anlıyor diye düşünüyorum.yani sorun galiba kocalarımızın kafasındaki önyargıları aşamamamız.ben suç tamamen onlarda demiyorum,ama dışarıdan bakan işin ehli bir göz hatalarımızı görüp söylerse belki onu dinlerler,çünkü bize karşı tamamen kapalılar ve anlamamakta direniyorlar. daha dün akşam boşanmaya karar verip,sabah vazgeçtim.ben akşam orda bir çaba çift kişilik yorgana çarşaf geçirmeye çalışıyorum,sesleniyorum duymuyor.bir baktım gece 11’de yemek yiyor.sonra da bağırınca, bağırıp durma diye bana bağırıyor. ben mi çok şey bekliyorum bilmiyorum.tek bildiğim yoğun bir iletişim problemimiz olduğu.ev işleriyle ilgili ben artık birlikte yaparızı dile bile getirmiyorum.çünkü yapmıyor.önümde iki seçenek var ya ev işi ya çocuğumla, kendimle geçireceğim vakit.ben uzun zamandır ikinciyi seçiyorum.hatta dün akşam yorganları çok zor buldum.çünkü kadın kaldırmıştı,hangi hurcun içine koyduğunu bilmediğimden hepsini indirdim.yani ben de evi otel olarak kullanıyorum.bir de yemek-bulaşık derdi olmasa tam olacak. kocası ev işlerinde yardımcı olan,çocukla ilgilenen kadınların da başka dertleri vardır diyerek kendimi avutuyorum.kimsenin evliliği mükemmel değil,sadece bazıları öyleymiş gibi davranıyor."


evet dün akşam yine sıkıntılı bir akşamdı,ama öfleyip püflemedim bu sabah.tamam dün akşam bir kaç çikolatalı kurabiye yemiş olabilirim, ama kendime verdiğim zararın hepsi bu. dün akşamdan beri beynimde dönen düşünce:bazı şeyleri zamanında yapmayıp sürekli ertelediğimiz için şimdi sıkılıyoruz.


eşim iki gündür kariyer.net'ten özgeçmiş oluşturmaya çalışıyor,bense onun bilgisayarı bu kadar zor algılamasına ve bir cv'yi iki gündür hazırlayamamasına,yazarken kurduğu düşük cümlelere ve yaptığı tapaj hatalarına şaşıp kalıyorum. anladım ki her çalışanın mutlaka hazır bir cv'si olmalı.şu iş bir bitsin ben de kendime bir cv yazacağım.bir de ingilizce cv yazalım dedik,ama ben de ingilizce'yi çok unutmuşum.bir türlü kelimeleri toparlayıp cümle kuramadım.kızdım kendime.ruhsal gelişimim için uğraşıp dururken işle ilgili konularda kendime yatırım yapmadığım için kızdım.geçen haftalarda ben işimden ayrılmaya karar verip sonra 15 yılımı doldurunca emekli olabilme ihtimalini duyup 5 yıl daha sabretme kararı almıştım.ama dün öğrendim ki emekliliğe hak kazanabilmek için toplam 20 yıl çalışmam gerekiyormuş. o yüzden 1-2 yıl içerisinde kendimle ilgili gerekli yatırımları yapıp burdan ayrılmam gerek.çünkü artık gelişimime hiç bir katkı sağlamayan bir işte üç kuruş paraya sırf firma sağlam ve iş güvencesi var diye çalışmak istemiyorum. koca bey bir işe girer girmez hemen kendim üzerinde çalışmaya başlamalıyım.ilk olarak da kilo vermeliyim.çünkü biliyorum dünya ye kürküm ye dünyası ve dış görünüş maalesef çok önemli. bir de ingilizce meselesi çok canımı sıktı, bir cv bile yazamadım. iyice unutmuşum.




7 Aralık 2010 Salı

yatılı misafir

kediyi evin içine bırakırsanız gidip evin enerji akışının en iyi ve pozitif olduğu noktayı bulup oraya yatarmış. ayrıca da insandaki negatif enerjiyi alırlarmış.



sen bakma benim öyle durmadan sızlanıp durduğuma,
hayata lanetler okuduğuma.
çok da karanlık bir kişi değilim ben aslında.
kara kitap ismini vermemin nedenlerinden biri de
içimdeki zehiri akıtmaktı bu satırlara
kendimin yolcusuyum ben bu dünyada.
fırtınaları, hayatın bana attığı kazıkları
yazıyorum hep diye
güzellikleri görmüyorum sanma.
bundan sonra sırtımı ısıtan güneşi,
masmavi gökyüzünü,
o gün duyduğum güzel bir sesi,
ve sevinçleri de yazacağım sana.
hatta olmayan şeyleri varmış gibi de yazacağım.
istemeyi tekrar hatırlayacağım
çünkü tanrı eğer vermeyecek olsaydı
yüreğimize isteme duygusu koymazdı.

6 Aralık 2010 Pazartesi

sıkıntı


dün sabah uyandığımda yağmur yağıyordu.gözlerim kapalı yatakta yatıp yağmuru dinledim biraz.bıdık uyanana kadar kalkmayacağım dedim kendime.şu olursa şunu yapacağım gibi saçma şeylerim vardır bazen.mesela geçen hafta psikoloğumun önünden geçerken hep dedim ki eğer ışığı yanıyor olursa yarın için randevu alacağım,kendi kendimi iyileştirme çabamı bırakacağım.hep ışıkları kapalıydı.bu cumartesi rutin görüşmemiz var.bir hafta daha sabredebilirim herhalde.bağımlı olmaya çok yakın bir bünyem var,bu aralar bunu da iyice anlamış bulunuyorum.zayıf karakter,zayıf irade mi demeli buna bilmiyorum.son 2 haftadır neredeyse her akşam bir bardak votka-limonlu şiveps içiyorum.sinirlerimi çok güzel gevşetiyor ve super uyuyorum.kafamı yastığa koyar koymaz uykudayım.dün bütün gün evdeydik.tüm gün hiçbirşey yapmadım desem yeridir. geçen hafta elif şafak’ın firarperest kitabını kitapçıda görür görmez öncelikle kapağına vurularak almıştım.belki aklım dağılır diye az az onu okuyayım dedim. okudukça yazılar çok tanıdık geldi.meğer habertürk’teki yazılarının toplamasıymış.ben o yazıları takip ettiğim için yeni birşey bulamamanın hayal kırıklığını yaşadım. neyse yazılar kütüphanedeki yerini aldı,ama keşke yeni şeyler olsaydı.kirpinin zarafetini okumaya başladım,henüz çok başlardayım.kafamı verip bir okuyabilsem belki rahatlarım.bu dünyadan gitmek istiyorum.kaçmak en kolay,ama kalıp direnmeliyim. kendimi bomboş,işe yaramaz hissettiğim günlerden birindeyim.

2 Aralık 2010 Perşembe


içimdeki sıkıntıdan ve kafama doluşup duran saçma sapan olumsuz düşüncelerden kurtulmak için ilgimi başka yöne çekeyim.define adası blogu tarafından en sevdiğim kitaplardan biri olan lal masallar eşliğinde bana gönderilmiş olan bir mim var.şöyle ki:

"Kitaplığınızın karşına geçin. Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın. Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin. Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız. O kitabı satın aldığınız ya da hediye gelmişte olabilir anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın. Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin. Evet, ne güzel bir koku bu! 55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu bloğunuza yazın. Daha sonra siz de arkadaşlarınızdan üç tanesine cevaplaması için gönderin."

bir de kuralı falan var mimin ha,ama ben kuralları yazmıyorum.bu işler gönül işi öyle kuralla falan olmaz.

evet geçtim oturma odasındaki kütüphanenin karşısına,yumdum gözümü alt raflara doğru eğildim ve elimi uzattım.gelen kitap 1995 baskılı "yılmaz güney selimiye mektupları".yılmaz güney'in selmimiye hapishanesinden eşi fatoş güney'e yazdığı mektuplar.kitabı 21.01.1997'de ankara'dan almışım.nerden aldığımı inanın hiç hatırlamıyorum.bazı mektuplarını tekrar tekrar okuduğum bir kitaptır.severim mektup okumayı.aslında çok güzel mektuplar var bu kitapta,ama mim gereği açtım 55.sayfayı ve işte aşağıdaki mektup vardı.


"24 Ağustos 1972

Sevgili,

Yazın soluğu kesildi. Hapishanemiz eskisi gibi sıcak olmuyor. Eylülle birlikte, güz aylarının o insanın içine işleyen solgunluğu başlayacak.Sonra kış, ilkbahar, yaz ve güz.

Dünyayı değiştiren, yenileyen her gün, bizim payımıza düşenleri de usul usul biriktiriyor. Geleceğin eylülleri, ekimleri nasıl olacak?Sıradan bir çarşambası,cuması?

Daha iyi olacak Sevgili,çok daha iyi olacak.Oğlumuz güzel bir dünyada yaşayacak.Bizim sıkıntılarımız ve acılarımızı çekmeyecek.

Neyi özlüyorum biliyor musun Sevgili?

Oğlumla uçurtma uçurmayı;geniş,sonsuz bir kırda.Gelinciklerin, papatyaların bol olduğu bir akşamüstü kırında oğlumla.
Sen neredesin o zaman?Evde akşam sofrasını mı hazırlıyorsun,sık sık pencereden bakıp geciktiğimiz için söyleniyor musun yoksa?Oğlumla ne zaman çıksak hep gecikiyor muyuz böyle?Şikayetçi misin bu konuda?

Artık geç kalmayacağız Sevgili, hiç geç kalmayacağız. Bir daha uçurtma uçurmaya gidersek seni de götüreceğiz.

Hepinizi öperim."

evet bu mimi üç kişiye göndermem gerekiyor. kimler yazmadı bilmiyorum,bloglarına mesaj olarak da bırakmayacağım,o yüzden

eğer okuyorsanız ve bu görevi kabul ederseniz o güzel kütüphanesinden hangi kitabın çıkacağını merak ettiğim 7.oda, belki şansımıza caponca bir kitap ya da go eğitim kitabı çıkar diye frambuazlı ruh pastası ve belki bir uykusuz cildi çeker de bir uğur gürsoy karikatürünü kutukafaya uyarlar diye oip mimi cevaplamak göreviniz.eğer bu görevi yerine getirirken olurda kimliğiniz açığa çıkarsa arkanızdayım sizi satmam.bu mesaj ilerleyen günlerde yazılacak postlarla gerilerde kalacağı için bir iki gün içinde okundu okundu sonrası bu mim ömrünü burda tamamlar.

lütfen bu yazıyı okuyor olun.lütfeeeeen!!!mimin kuralına uyup haber vermedim.korkuyorum.blog dünyasının mimci başısı kim ki?beni cezalandırmasın?

1 Aralık 2010 Çarşamba

ağulu hüzün


çok üzgünüm be blog.içim acıyor.anlamıyorum ben insanları.kişiliğini,değerlerini para ve güç uğruna satanları anlamıyorum.atalarımız bir kahvenin kırk yıl hatırı var derken yıllarca yanyana çalıştığın insanı amir olunca satmayı,arkadan vurmayı,dürüst çalışan birini sırf yalaka olmadığı için,doğruya doğru yanlışa yanlış dediği için böylesine yıkıp geçmeyi anlamıyorum.nerde iş ahlakı,nerde arkadaşlık.dünyada bu kadar kötülük,insanın içinde böylesine nefret olduğu için çok üzgünüm.eşimin işsiz kalmasından çok beni üzen bunlar.içim almıyor,kaldıramıyorum.


hamdım,pişmeye çalışıyorum.dünya çiğ insanlarla dolu.ben de oturdum ağlıyorum.böyle bir dünyada anne olmak çok zor be blog. dünyada yoğun bir kötülük var. canıma acıtan işte bu.


"vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,

değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.

değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,

değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,

değil mi ki ayaklar altında insan onuru,

o kız oğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,

ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,

ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,

değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,

değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,

doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,

değil mi ki kötüler kadı olmuş yemen’e,

vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,

seni yalnız komak var, o koyuyor adama."


bu kadar kolay yıkılma ne varki diyorum,kızıyorum kendime.beni yıkan bizim yaşadıklarımız değil aslında, böyle insanların varlığını görmek,insanın özünde iyi olduğuna olan inancımı yitirmek. anlamıyor çevremdeki insanlar.onlara da kızıyorum. boynunu eğen dolu başaklar ayaklar altında eziliyor,ezip geçense para ve konum uğruna kişiliğini satmış beş para etmez ciğersizler.

pencereyi kapama



pencereyi kapama
gök dolabilir içeri
sen neyi görebilirsin
ıslak bir bulutun ağışını mı

pencereyi kapama
kuş dolabilir içeri
sen neyi taşıyabilirsin
kırık bir dalın yükünü mü

pencereyi aç
soluğun çıksın dışarı
sen büyütmedin mi ciğerinde onu
kokusu hayatı yıkasın diye

pencereyi aç
sesin sarsın dünyayı
duyulur elbet ta ötelerden
yürek kendini tanır
---------------------------------------------
Beni Ağlatırsan Yoluna Ağlat
Beni Negah Yere Ağlatma Yar Yar
Beni Çağlatırsan Deryanda Çağlat
Kuru Çaylarında Çağlatma Yar Yar
Bir Derde Düşürdün Dermanı Beter
Gün Be Gün Gönlümün Efkarı Artar
Bunca Ettiklerin Bu Cana Yeter
Ya Güldür Ya Öldür Ağlatma Yar Yar
Giriftar Eyledin Beni Bu Derde
Bu Senede Bu Aylarda
Bu Derde Yüzbin Derman Versen Almam
Bu Derde Yaramı Ellere Bağlatma Yar Yar