10 Kasım 2010 Çarşamba

ne halt etmeye almış izmir'i


Takvimler 1923...

Adres Kordon.

Naim Palas.

Cumbada oturuyor Sarışın Kurt.

Sevmez fazla yemeği.

Leblebi var önünde.

Garson titriyor, çünkü çocuk rum.

Sesleniyor Gazi, şefkatli...

"Vre Dimitri" diyor:

"Gel bakayım."

Çocuk "Buyur Pasam" diyor ş`lere dili dönmeyen, kırık dökük türkçesiyle. ..

"Sizin Kosti ...." diyor, işgal sırasında kasıla kasıla İzmir`e gelen

Yunan Krali Konstantin`i kastederek,

".... geldi mi buraya?"

-Geldi Pasam

-Oturdu mu bu masaya?

-Oturdu pasam

-Güneş batarken rakı içti mi?

-İçmedi Pasam.

-E o zaman sormadın mı be çocuk, Ne halt etmeye almış İzmir`i?


O nedenle "Rakıyı alkol zannedip" Mustafa Kemal`e "sarhoş" diyenlere

güleriz biz İzmirliler...


"Allah`ın geri zekalıları, adam sarhoş kafayla kurmuş memleketi, siz

ayık kafayla batırıyorsunuz" deriz.!


YILMAZ ÖZDİL

kendime not:izmir'e gidince kordon'da rakı, en azından bir bira içmeden dönme!

10 kasım


dün akşam bıdıkla atatürk resmi boyadık, marşlar söyledik, o bana atatürk şiiri söyledi.


bugün sabah da elinde kocaman kasımpatı buketiyle okula gitti.


bu satırları yazarken bile gözlerim doluyor.umut dolu olmak istiyorum.


atam bak senin gösterdiğin ülküde yürüyecek bir çocuk yetiştirmeye çalışıyorum, ama bizim gibi insanların giderek azınlıkta kaldığını hissediyorum.


umudumu kaybetmek istemiyorum,ama oğlum okulda öğrendiği kıyafet devrimini bana anlatırken yanımdan geçen kara çarşaflı kadın ve sarıklı cübbeli adamı ben oğluma nasıl açıklarım.


rahat uyu demek isterdim sana atam...

8 Kasım 2010 Pazartesi

çok işim var çooook


biliyorum gezimin devamını yazacaktım.bu sefer yazacağım,ama şimdi değil çünkü çok işim var.


bugün oğluşun okuluna gittim,cumartesi günü veli toplantısı vardı,öğretmeni benimle özel olarak konuşmak istiyormuş,oğluş beni öğretmenine şikayet ediyormuş.onu da yazarım bir ara.


bugünlerde patrick suskind'in koku isimli kitabını kokluyorum.


anlatacak çok şey var,ama çok yoğun bir çalışma dönemindeyim.evde de bir yoğunluk hır gür, bayram öncesi izmir'e gidilecek gidilmeyecek gerginliği.


hayaaaat bana neden bunu yapıyosuuun...diyerek sözlerime son verirken okuyamadığım,okuyup yorum yazamadığım tüm arkadaşlara selam eder küçüklerin gözlerinden büyüklerin ellerinden hürmet ve sevgiyle öperim.


4 Kasım 2010 Perşembe

bu haberden çok etkilendim.

Öyle meslekler var ki hiç kimse isteyerek o işi yapmaz. Özellikle her gün parçalanmış 5-10 cenazeyi yıkamayı ise hiçbir kimse bir iş olarak kolay kolay kabul etmez. Ancak Sakarya'da Ramazan Durak adlı gassal hiç kimsenin istemediği cenaze yıkama işini 22 yıldır severek yapıyor. Başka hiçbir iş yapmayı düşünmeyen Durak, "Yeniden dünyaya gelsem bu işi seçerdim, çünkü çok severek yapıyorum." diyor.Sakarya Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü cenaze hizmetleri biriminde görevli Ramazan Durak (40) ilk cenazesini 18 yaşında yıkadığını belirtiyor. Cami imamlığından belediyeye isteyerek geçtiğini ve şu anda işinin sadece cenaze yıkamak olduğunu ifade eden Durak, "İlk cenaze yıkarken korkmadım, ancak ürperdim. Daha sonra manevi olarak rahatladım. Şimdi belediyede görevli bir gassal olarak bazen günde 10'a yakın cenazeyi yıkıyorum. Bu görevi İnsanlığa büyük bir hizmet olarak düşünüyorum. Manevi olarak bu işten büyük haz duyuyorum. İşimi çok severek yapıyorum. Başka bir iş yapmayı hiç düşünmedim düşünmem de." diye konuşuyor."KOPAN ORGANLARI YIKAYIP BANTLA BİRLEŞTİRİYORUZ" Kaza sonucu meydana gelen ölümlerde bazı cesetlerin parçalandığını, el, ayak, baş gibi organların koptuğunu dile getiren Durak, kopan organları yıkadıktan sonra bantla yapıştırarak birleştirdiklerini ve öyle kefenlediklerini vurguluyor. Zengin, fakir, bütün, parçalanmış cesetleri yıkarken aynı özeni gösterdiğini ve bu işten asla iğrenmediğini vurgulayan Durak şöyle konuşuyor: "Ölülerden, parçalanmış cesetlerden ne korkuyorum, ne de iğreniyorum. Ölümden korkuyorum. Her insan ölümden korkar. Tabi ki büyük bir hesap vereceğiz. Bundan korkuyorum. Ancak ölülerden hiç korkmam. İsterseniz Bolu Dağı'nın uç noktasına götürün, karanlıkta ölü yıkarım, sabaha kadar da yanında yatarım korkmam. Ben cenazenin bizi duyduğuna, gördüğüne, ancak cevap veremediğine inanırım. Yıkarken onlar için dua ederim. Hiçbir zaman cenazeler rüyama girmez. Rüyamda hiç cenaze görmedim, yıkamadım. Cenazelerin her tarafını tertemiz özenerek yıkamama rağmen yüzlerini hatırlamam.""CENAZE YIKAMAK HAYATIMI OLUMLU ETKİLİYOR" Cenaze yıkama işinin hiçbir zaman hayatını olumsuz etkilemediğini, aksine güzel manada etkilediğinin altını çizen Durak, bu meslek sayesinde insanlara ve hayata daha güzel ve hoşgörülü bakabildiğini kaydediyor. Durak, "İnsanlarla diyalogum çok daha farklı oluyor. Hata yapan insanlara daha hoşgörülü bakıyorum. Biliyorum ki ölüm çok yakın. Hocalar vaazlarda söyler. Ölüm çok yakın çok yakın diye. Ama biz ölüme daha çok yakınız. Hep ölülerle iç içeyiz. Bu sebeple öfkelendiğimde hemen ölümü hatırlıyorum ve öfkem geçiyor." ifadelerini kullanıyor. "CENAZEYİ YIKARKEN YAŞADIĞINI FARK ETTİM"Başından ilginç olaylar geçtiğini, 5 sene önce bir cenazeyi yıkarken, yıkadığı kişinin sağ olduğunu anladığını belirterek unutamadığı o olayı şöyle anlatıyor: "55 yaşında bir kişinin öldüğünü söylediler. Gittim ve cenazeyi yıkamaya başladım. Cenazeyi yıkarken hiçbir ölü kokusu yok. Cenazeler normalde 15 dakika sonra yavaş yavaş kokmaya başlar. Biz o ölüyü yıkamaya aldık. Suyu döktüğümde alnının kırıştığını gördüm. Bir kas hareketidir diye düşündüm. Ayrıca yanımda genç bir imam vardı ve onu korkutmak istemiyordum. Ancak cenazenin canlı olabileceğine dair şüphem arttı. Hemen bir cam parçası buldum, dudağına tuttum. Camın buharlandığını gördüm. Bu nefes almasına işaretti. İyice emin olmak için ayak parmağının ucuna jiletle çok küçük bir çizik attım ve kanın fışkırdığını gördüm. Cenazeden kan fışkırmaz. Kesilen yerden çok az kan sızar. Çünkü kan pıhtılaşır. Cenazenin yaşadığını gören genç imam kaçtı gitti. Hemen sağlık ocağından ekip geldi, müdahale ettiler. Kalp atışları dakikada 55'e çıktı. Kişi sabahın erken saatlerinde kalp krizi geçirmiş, ancak ölmemiş. Yakınları onu öldü diye çenesini bağlamış, bizim gittiğimizde saat 11.00 gibiydi. İyice bitmiş. 15-20 dakika daha yaşadı. Sonra öldü. Onu tekrar yıkadık.""İNSANLARA EN BÜYÜK TAVSİYEM SİGARA İÇMEMELERİ"İnsanlara en önemli tavsiyesinin hayatta iken sigara içilmemesi olduğunu vurgulayan Durak, "Bunu bilhassa belirteyim. Ancak sebebini söylemek istemiyorum. Bu bende gizli kalsın. Ancak şiddetle sigara içmemelerini öneriyorum. Bu kadar söyleyebilirim." uyarısında bulunuyor. Durak, Sakarya Büyük Şehir Belediyesi'nin mezar yeri, kazma, kefen, tahta gibi bütün cenaze hizmetlerini ücretsiz olarak verdiğini sözlerine ekliyor.

3 Kasım 2010 Çarşamba

canın çıkmasın emi!

canımın çektikleri;

patates salatası,
kısır,
mercimek köftesi,
sigara böreği,
ıspanaklı kol böreği,
peynirli poğaça,
un kurabiyesi,
cevizli havuçlu tarçınlı kek,
elmalı kurabiye,
iyi demlenmiş çay,
içilecek türk kahvesi, bakılacak fallar,
edilecek sohbetler.

canım güne gitmek istiyor.

:((((((

2 Kasım 2010 Salı

gezi günlüğü-giriş

28 ekim'de yarım gün çalıştım.iş çıkışı arkadaşla markete gidelim dedik.şakır şakır yağan yağmura inat şemsiyemize güvenerek düştük yola.sen misin benimle inatlaşan dedi yağmur ve rüzgarı saldı üzerime.rüzgar bir esti şemsiyemi aldı parçaladı.kaldım mı bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında.olsun dedim uzun zamandır hiç sırılsıklam olmamıştım. market alışverişinden sonra eve gittim ve biraz oğluşla oyun, biraz sohbet sonrası akşam için yemek hazırladım.kayınvalidemleri yemeğe çağırdım.hem yemek yer hem de ertesi gün çıkacağımız yolculukla ilgili konuşuruz dedim. kayınvalidem yıllardır hacıbektaş'ı görmek istermiş. 3-4 ay öncesinde bu konuyu açınca anladım ki hala bir gün hastalığının geçeceği ve tamamen iyileşeceği umudunu taşıyor.kayınvalidemde eklem romatizması var, eklem sıvıları tamamen tükendiği için dizlerini bükemiyor. dizlerinizi kırmadan yürümeye, merdiven çıkmaya çalışın bir kez.ben denedim çok zor oluyor. o bekliyor ki bir gün iyileşecek ve öyle gidecek hacıbektaş'a.ben de biraz gaza getirdim.niye bekliyorsun, yarına sağ çıkacağımızın garantisi var mı dedim. işte hacıbektaş'a gitmeye böyle karar verdik.29 ekim cumhuriyet bayramı cuma gününe gelince işten de izin almamıza gerek kalmaz diyerek yolculuk için bu günü seçtik. 28 ekim gecesi sabaha kadar deli gibi yağmur yağdı.cuma günü yola çıktığımızda da zaman zaman silecekleri zorlayan bir yağmur yağıyordu. sabah 8 gibi çıktık evden,kahvaltıyı yolda yaparız diye düşündük.aslında eskişehir'e kadar dayanabilsek ayten abla'nın mis gibi sucuklu yumartasından yiyecektik, ama bursa-inegöl arasındaki mezitler geçidinden şiddetli yağmur altında geçince çok yavaş ilerlemek zorunda kaldık ve hem dinlenmek hem de kahvaltı etmek için inegöl'de durduk. mezitlerde doğa muhteşemdi,ağaçlar koyu yeşil,açık yeşil,sarı,kırmızı,turuncu renklere bürünmüştü.muhteşem bir manzaraydı. kafamda hala muhteşem manzaranın hayali varken aç karnımızı doyurmak için kahvaltıda ben kendime kaşarlı tost söyledim,onlar çorba içtiler.durduğumuz yerin ismini hatırlamıyorum,ama tostu güzel,çorbası çok kötüydü. ben yandık allah'ım bütün yol böyle yağmurlu olursa işimiz var diye aklımdan geçirirken eskişehir'e yaklaştıkça yağmur dindi.eskişehir'in girişinde her zamanki gibi yol çalışması devam ediyordu.yıllardır bu eskişehir'in yolunu da bir türlü bitiremediler,halbuki hükümetten olan bir belediye başkanı olaydı hemen biterdi. eskişehir'i transit geçerek polatlı'da öğle yemeği molası verdik.hemen girişte bir restoranta girdik.kayınvalidem çok fazla yürüyemediği ve desteksiz merdiven çıkamadığı için girişe yakın bir masaya oturduk.siparişimizi verdikten sonra üzerimizde rahatsız edici gözler hissedip şöyle bir etrafımıza bakındım.bizim oturduğumuz yerde sadece erkekler vardı.aileleriyle gelenler üst salonda oturuyordu. polatlı büyük bir ilçe bildiğim kadarıyla,ankara'ya bu kadar yakın bir yerin bu kadar tutucu olması beni çok şaşırttı. ankara'ya kadar yolu biliyorduk da ankara'dan sonra nereye gideceğimizi pek bilmiyorduk.ben genelde bir yere gitmeden önce iyice planlar, yol, gezilecek yerler, yenecek yemekler konusunda araştırma yaparım,ama bu sefer tüm organizasyon işini eşime ve babasına bıraktım. arabada navigazyonumuz ve haritamız yok, eşime soruyorum nerden gideceğimize baktın mı diye ses yok.bir ara indi bagajda bir şeyle deşeledi ve getirdiği ajanda arkasındaki haritadan gölbaşı yönene gidip ordan da kırşehir'e geçmemiz gerektiğini gördük.gölbaşı levhalarını takip ederek gölbaşına vardık.bu benim gölbaşı'nı ilk görüşüm.ankaralılar için bir nebze de olsa deniz özlemini gidermeye yarayan bir sayfiye yeri.kıyı boyunca balık restorantlarının ve müstakil evlerin olduğu bir yer.gölbaşı'nın neredeyse çıkışına geldiğimizde hala kırşehir levhasını göremeyince ben durda birilerine soralım dedim. kırşehir yol ayrımından sonra benim için bozkır başladı.yol boyunca zaman zaman bardaktan boşanırcasına yağan yağmura zaman zaman yüzümüzü yakan güneşe rastgeldik.defalarca kocaman gökkuşakları gördük. bozkır iyice içime işledi ve bir kez daha anladım ki deniz olmayınca ben nefes almakta zorlanıyorum.akşam 7 gibi hacıbektaş'a vardık.

devamı az sonra...

1 Kasım 2010 Pazartesi

girizgah

detaylarını yazmaya vakit bulabilir miyim bilmiyorum, ama en azından yol güzergahımı yazmak istiyorum.cuma günü bursa'dan çıktık yola.bursa-inegöl-bozüyük-eskişehir-polatlı-ankara-kırşehir-hacıbektaş.o gün hacıbektaş'ta kaldık.ertesi gün tekrar çıktık yola.gülşehir-nevşehir-aksaray-konya.cumartesi günü konya'da kaldık.pazar günü konya-afyon-kütahya-bursa.

çok gezmişim değil mi?