31 Ekim 2009 Cumartesi

she


biraz daha renk katayım.bu sefer pembe :))) bunlar she ürünlerim.hepsini çok seviyorum.bu renkle sevmemem imkansız zaten.

inglot


inglot paletim.üçü bir arada :) pudra,far ve allık.

rengarenk


ta ta ta taaaam...işte bunlar benim flormar farlarım.özellikle şu içinde sarı olan dörtlü fara bayılıyorum.yumuşacık ve kalıcı.renkleri ne güzel değil mi?en öndeki tekli mavi farda yeşilimsi mavi olan.flormardan elif hn'a ben de mail attım.elif hn. elif hn.duy sesimi.bak hediye uğruna üşenmedim flormarlarımın resmini çektim.ben de hediye istiyorum.mümkünse şu dörtlü farların diğer renklerinden :)))))

30 Ekim 2009 Cuma

bayanlara özel




HANIMLAR !!! Unutmayın... Bir toz tabakası, altındaki ahşabı korur.


´Bir ev mobilyaların üzerine ´seni seviyorum´ yazabildiğinde gerçek bir ev olur .´
Yıllardır her hafta sonu, ´aman biri çıkıp geliverirse´ diye en az sekiz saatimi her şeyin mükemmel görünmesine harcıyordum. En sonunda anladım ki, hiç kimsenin çıkıp geldiği filan yok; hepsi dışarıda hayatlarını yaşayıp eğleniyorlar !


ŞİMDİ, insanlar ziyarete geldiğinde, kendimi evimin durumunu izah etmek zorunda hissetmiyorum;




İnsanlar, benim daha çok dışarda hayatımı yaşarken ve eğlenirken ne yaptığımla ilgililer.

Bunu hala keşfedemediyseniz, lütfen tavsiyelerime kulak verin.Hayat kısa, tadını çıkarın ! Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın .......



ama onun yerine bir resim yapmak, bir mektup yazmak daha iyi değil mi, kurabiye ya da bir kek pişirmek, bir tohum ekmek toprağa, istemek ve gereksinim duymak arasındaki farkı keşfetmek ?

Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın,
ama bilin ki çok zamanımız yok . . . .



içilecek bir kahveyle, yüzülecek bir nehir, tırmanılacak bir dağ, dinlecenek bir müzik, okunacak bir kitap, gelişim seminerlerine katılacak,ilerisi için sürdürülecek güzel bir hayat ....

Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın,



ama bilin ki dünya gözlerinizi kamaştıracak güneşle dışarıda, saçlarınızın arasında gezecek rüzgarla, karla, sizi ıslatacak yağmurla... Bu gün bir daha yaşanmayacak.

Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın ,
ama hep aklınızda bulunsun, yaşlılık bir gün gelecek ve bu çok da hoşunuza gitmeyecek . . .

Ve bir gün bu dünyadan gittiğinizde - ki hepimiz mecbur gideceğiz - geride daha çok toz bırakacağız !



Topladıklarınız değil, nasıl bir yaşam yaşadığınızdır hayat...


kaynak:kisiselbasari.com.
evet.ben ev işi yapmayı pek sevmiyorum.sil süpür, ertesi gün gene aynı. toz almaya harcayacağım zamanda oğluşla oyun oynamayı ya da kitap okumayı tercih ederim.ama dün tatili temizlik yaparak geçirdim.çünkü koca çok fena grip,evin her yerine mikroplarını saçıyor.madem okullar dezenfekte edilmek için tatil oldu ben de evi dezenfekte edeyim dedim.ama çoook yoruldum.bünye alışık değil tabii,dokundu. :))) ama yukardaki yazıyı kim yazdıysa eline sağlık.çok beğendim.
bu arada yeni aldığım flormar farlarıma bayıldım.farların fotoğraflarını da çektim.ara kablomu bulursam yakında eklerim.ben renkleri seviyorum ya!!!içimden maviler,sarılar,turuncularla makyaj yapmak geçiyor.ama çok iddialı olur diye boyanamıyorum.ama bugün mor farımı ve siyah kalemimi sürdüm. son aldığım siyah kalemden çok memnunum. ben de makyaj blogları gibi yorum yazayım.bakalım becerebilecek miyim!
evde üç adet siyah kalemim var.avon,nivea ve she :)
avon ve niveanın fiyatını hatırlamıyorum,ama she'yi yeni aldım 3,25TL.
ben tombiş bir insan olduğum için doğal olarak göz kapaklarım da tombiş.tabi bu durumda kirpik dibime sürdüğüm kalem gün içinde göz çukuru çizgime bulaşıyordu ve ben sinir oluyordum."du" diyorum çünkü she'nin kaleminde böyle bir sorun yok.sürerken yumaşacık ve sürer sürmez sabitleniyor.tam istediğim gibi.çoook beğendim.fiyatı da uygun.keşke grisi de olsaymış.ama en kısa zamanda gidip bir iki stok yapacağım.ne me lazım piyasadan kalkar falan.dış rengi de pembe.zaten she'nin bütün ürünleri çok şeker.bir de altın rengi eyelinerı var.onu da çok beğendim.ama kullanamam büyük ihtimalle.işe gelirken süremem.o yüzden alıp almamakta kararsızım.
oldu mu bilmem.ama ben kalemimden çok memnunum.beğendim yani.

28 Ekim 2009 Çarşamba

mavi gözlü dev.




Evvela dişlerimiz döküldü
Sonra saçlarımız
Arkasından birer birer arkadaşlarımız
Şu canım dünyanın orta yerinde
Yalnız başına yapayalnız
Kırılmış kolumuz, kanadımız
Tatlı canımızdan usanmışız
Bir şüphedir sarmış yüreğimizi
Ya kendini aldatıyor demişiz ya bizi
Bir şüphedir demir atmış ciğerimize
Pamuk ipliği ile bağlamışlar bizi
Düğüm üstüne düğüm şöyle dursun
Bir çalım bir kurum hepimizde
Nereden inceyse oradan kopsun
Bu canım dünyanın orta yerinde
Hayvanlar kadar bağlanamamışız birbirimize

Yalan mı?

Gözünü sevdiğim karıncalar
İşte: Hamsiler sürü sürü
Arılar bölük bölük geçer
Leylekler tabur tabur


Ya bizler? Eşref-i mahlukat! ..
Boğazımıza kadar kendi murdar karanlığımıza gömülmüşüz
Bizler bölük bölük, bizler tabur tabur
Bizler sürü sepet
Yalnız birbirimizi öldürmüşüz

Bedri Rahmi Eyüboğlu


bir olalım,birlik olalım.bu güzel bayramımızı çoşkuyla kutlayalım.oğluş okulda şarkı öğrenmiş evin içinde bağıra bağıra söylüyor.ben de gözlerim dolarak ona eşlik ediyorum.


al bayrağıım,al bayrağıım,

göklerde dalgalan bayrağıım.

sen canımsın,sen kanımsın...


endülüs emevi devleti ispanya'da tam 736 yıl hüküm sürmüş,ama ispanya'da onlardan geriye ne kalmış.?eğer osmanlı'nın üzerine TÜRKİYE inşaa edilmeseydi onlardan da birşey kalmayacaktı.ülkemize sahip çıkalım.içinde çeşit çeşit ırktan,dinden insanın yaşadığı amerika'da bile insanlar ben abd'liyim diye gururla söylüyor.biz hala "Ne mutlu Türküm diyene!" yi tartışıyoruz.


gelin canlar bir olalım,

gelin dostlar bir olalım,

işi kolay kılalım,

sevelim sevilelim,

dünya kimseye kalmaz.


yarın en büyük bayramımız.herkes bayraklarını assın ve yarın coşkuyla kutlasın.çocuklarımıza Atatürk'ü anlatalım.onun da bir insan olduğunu,ama ülkesini tutkuyla seven bir insan olduğunu öğretelim.çocuklarımıza ülkemizi,değerlerimizi sevmeyi ve sevdiklerine sahip çıkmayı öğretelim.tehlike çanları çalıyor.artık kırmızı alarm çalıyor.hala duymuyor musunuz?

27 Ekim 2009 Salı

neden ben?neden ben?

sonuçlarımı göstermek için endokronoloji uzmanına gittim.doktoruma en son haziran ayında gitmişim ve o zaman 77 kiloymuşum.bugün beni tarttı ve 83 kilo geldim.tabi ki beni bir güzel azarladı.kilo vermesem bile mevcut kilomu korumam gerekiyordu.neden bazı insanlar herşeyi yemesine rağmen kilo almaz da benim gibiler sevdiklerini yemekten mahrum kalır.doktorum aslında çok haklı beynim beni fuhuşa teşvik ediyor.yani yiyorum aburcuburları,oturuyorum tembel tembel sonra da gelsin kilolar.öf ya öfff…1.57 boyla tabiki de obezim.şimdi ilk hedefim fazla kilolu sınıfına geçmek için çaba harcamak olmalıymış,yani 72 kiloya düşmem gerekiyor.2 ay sonra kontrole çağırdı ve 3 kilo vermemi istedi.hedefim en az üç kilo.

içimden geçen tek cümle.


ama haksızlık buuuuu!!!

bulut bulut sen bu işi unut

öf ya öf.çalıştığın yerde hiç bayan olmaması ne kötü birşey.ben duygularını paylaşmayı çok seven biriyim.sıkıntımı,üzüntümü,öfkemi,mutluluğumuo an yanımda kim varsa anlatırım.ama yaşadığım o anda anlatmam lazım.ama maalesef burda anlatamıyorum.hangi erkek flormardan gelen paketimi açtığım zaman yaşadığım sevinci anlayabilir ki.kargodan gelen güzel cicilerimi güzelce inceleyemedim bile.artık akşam eve kısmet.tekli farlardan birini yeşil diye seçmiştim ama mavi çıktı.yeşile çalan mavi :))))).şimdi hangi erkek bilir yeşile çalan maviyi.tabii modacı veya makyöz değilse.aslında üşenmesem de farlarımın ve kitaplarımın fotoğrafını çeksem günlüğüm şenlenir ama dedim ya tembelim işte.fotoğraf makinamın 10 gün once pili bitti.daha dün yeni pil aldım.aslında evde şarjlı pilim var.ama nedense şarj olmuyor.galiba onlar da bozuldu.

bugün sabah üşenmedim makyaj yaptım.hava o kadar karanlık ki belki içim aydınlanır,yüzüme renk gelir dedim.bursa’ya ilk geldiğim yılı hatırlıyorum.2002 yılının ekim ayı.gökyüzü bir karardı, on gün boyunca ara ara yağmur yağdı,ama zavallı güneş bulutlardan müsaade alıp da bir küçücük ışığını bile yeryüzüne gönderemedi.kendimi o dönem ne kadar kötü hissetmiştim.alışmışım izmir’in havasına,bir bakmışsın deli gibi yağmur yağıyor,ortalığı sel götürüyor,iki-üç saat sonra bulutlar dağılmış güneş gökyüzünde pırıl pırıl.ama bursa farklıydı.benim için alışmak zor olmuştu.evlilik,yeni bir şehir,yeni bir işyeri,hiç arkadaşım yok.aylarca başım ağrımıştı.gezmediğim doktor kalmamıştı.bursa’yı bir türlü sevememiştim.en son gittiğim dahiliyeci psikolojik olduğuna karar verip, passiflora şurup vermişti.gene nerden nereye geldim.hava bursa’da gene kapalı.ne yağıyor,ne açıyor.en sevmediğim hava.ama olsun hayatıma yeni renkler geldi.farlarım çoook güzel :)

26 Ekim 2009 Pazartesi

pazartesi mantrası.

Hayat, fırtınanın geçmesini beklemek değildir ki!...


Yağmurda dansetmeyi becerebilmektir!!!!!!.

hafta sonu ne pişirdim.

cumartesi günü aylar sonra ilk kez kocayla birlikte pazara gittik.sadece aldığımız deniz çuprasının yanına şöyle güzel bir salata yapmak için marul,roka,soğan falan alacaktık.ama pazara gidince kendimizi kaybetmişiz.herşey ne kadar güzeldi öyle.yeşillikler çok güzeldi.ne ararsan vardı.reyhan,frenk maydonuzu,taze nane,kekik,kuzu kulağı,kereviz,deniz börülcesi,dereotu,roka...yeşillik satan amcanın tezgahının önünden ayrılasım gelmedi.ama maalesef dolapta çürütmemek adına çok fazla birşey almadım.balığın yanına meze olsun diye deniz börülcesi,bir yedikule marulu,maydonoz,dere otu,yeşil soğan ve kuzu kulağı :) . kuzu kulağını çok severim.öyle her zaman bulunmaz.ekşi,baharatlı bir tadı vardır.

eve gelince çipuramızı güzelce yıkayıp karnının içine defne yaprağı,sarımsak ve limonu doldurup yağlı pişirme kağıdına sarıp fırına verdim,yeşilliklerden de güzel bir salata.basit ve lezzetli bir ikili.fırın hazır yanıyorken balıkla birlikte pazardan dayanamayıp aldığım patlıcanları ve kırmızı biberleri de közledim.maalesef patlıcanlar çekirdekli çıktı,çoğunu attım.ama olsun kalanlar mutfakta zen'de okuduğum patlıcanlı sostan yapmama yetti.ben ek olarak içine ceviz de ilave ettim.kahvaltıda yemesi bir leziz oldu sormayın gitsin.benim kadar yemeği seven biri nasıl iflah olacak bilmiyorum.

pazar günü de geçen gün migrostan aldığım karabuğdayı bulgurla karıştırıp pilav yaptım,güzel oldu ben beğendim.bir dahaki sefere biraz haşlayıp bol yeşillikli nar ekşili salatasını yapmayı düşünüyorum.pilavın yanında da haşlanmış brokoli.ımmmm nefis.ya aslına ben sağlıklı besleniyorum da arada yediğim şu aburcuburlar olmasa :(

neyse bugün tahlil sonuçlarımı aldım.yarın da doktora gidiyorum.bakalım doktor beni tokatlayacak mı,yoksa aferin mi alacağım?meraktayım.

biri beni durdursun

FLORMAR TEKLİ ALLIK ( 86 )
FLORMAR SELECTION OJE ( 15 )
FLORMAR COLOR PALETTE FAR ( 3 )
FLORMAR TRUE COLOR OJE ( 30 )
FLORMAR SUPERMATTE LIP GLOSS ( 306 )
FLORMAR DIAMONDS GLITTER EFFECT EYELINER ( 106 )
FLORMAR TEKLİ FAR ( 18 )
FLORMAR TEKLİ FAR ( 3 )
FLORMAR DÖRTLÜ FAR ( 401 )

ya biri elimden şu kredi kartımı alsın ya da zihnim internetten alışveriş yapmayı unutsun.yukardakiler en son aldıklarım.deli miyim neyim ben ya!!!tedavi olucam valla...

öykü yazmak istiyorum.


ortaokul yıllarında ben de öyküler yazardım.hem de büyülü öyküler...sonra platonik olarak tiyatro öğretmenime aşık oldum ve şiir yazmaya başladım.sonra üniversitede gerçek bir sevgilim oldu.sonra iş ve evlilik ve sonra anne oldum.hayat telaşında öykülerim de şiirlerim de öksüz kaldı.ortaokulda türkçe öğretmenim hatıra defterime "geleceğin yazarına..." diyerek söze başlamış.o muydu gerçek ben,yoksa şimdiki mi gerçek ben.yazmak için insanın içine mi dönmesi gerek yoksa dışını iyi gözlemlemesi mi?


kişisel gelişim kitabı okumayı bırakıp da daha edebi şeyler mi okumaya başlasam.yoktu eskiden öyle osho'lar falan.ya da vardı da benim ilgi alanıma girmiyordu.şimdi pek bir ilgiliyim.evrene mesajlar gönderip duruyorum.sonra da bazen gönderdiğim olumsuz düşünceleri de gerçeğe dönüştürür diye korkuyorum.


güzel öykü kitapları okumak en iyisi.dünyanın en güzel öyküleri serim vardı evde, onları tekrar okuyayım en iyisi.tanrılar okulu kaldı.okuyamıyorum.ilk sayfadan sonra kendimi uyurken buluyorum :)


on üç büyülü öykü'ye başladım.öykü sevgim ondan depreşti belki.bir de "aydan atlayan kedi" ile "uzağa giden kadın" ...çok seviyorum onların yazdıklarını okumayı. yaşamı şiir ve öykü kıvamında anlatmaları kendimi iyi hissettiriyor.dört gözle bekliyorum yeni yazılarını.her yeni yazıları içimde sevinç kıpırtılarına neden oluyor.ikisine de paylaşımları için burdan kocaman bir kucak gönderiyorum. resimdeki kuşlar gibi,paylaşmak güzel şey...

24 Ekim 2009 Cumartesi

ordan burdan

sıradan bir cumartesini daha geride bıraktık.oğluşum içirde mışıldıyor,koca da horluyor.ben oğluşu yatırmaya gittim,o da gitmiş kendi yatmış.oğluş uyuduktan sonra kalktım ki bir de ne göreyim,holün,oturma odasının,banyonun ışığı yanıyor ve koca horluyor.bir kez daha emin oldum ki benim kocaya annesi babası çocukluğumuzdaki o reklamı seyrettirmemiş.hani hatırlar mısın, bir el gelir akan bir musluğu,yanan bir lambayı kapatırdı.israf çok kötü birşey.kaynaklarımızı iyi kullanmalıyız.ama maalesef bir çok insan bunun farkında değil.başta da benim kocam.her seferinde uyarmama rağmen musluk akarken dişini fırçalar,musluğu açık unutur,lambaları hiç kapatmaz.hani ona söylediğim kadar lafı duvara söylesem o bile musluğu kapatmayı öğrenirdi.ama ağaç yaşken eğilir diye boşuna söylememişler.oysa ki kayınpederim pek bir cimridir.ama oğullarına hiç bir şey öğretmemişler.bilmiyorum ama belki de onlar öğretmiştir de o öğrenmemiştir.

bugünlerde biz de oğluşla bir savaş içerisindeyiz.beyefendi ellerini yıkamak istemiyor.belki özenir diye gittik kendisi sabun beğendi,aldık.ama yok,inadı tuttu.evde olduğu süre içerisinde neredeyse hiç elini yıkamıyor.benim de keçilerim kaçıyor tabi.ne yapsam bilemedim.

bugünlerde zaten çok sabırsızım.dokunsalar patlayacak gibi dolaşıyorum.kendimi sakinleştirmek için birşeyler arandım,ama bulamadım.deren çay'ın bayanlara özel diye bir çayı vardı.geçen kış almış ve günde iki fincan içmiştim.bana çok iyi gelmişti.bursa'daki tüm marketlerde aradım.yok allah yok.en sonunda müşteri hizmetlerine mail attım.maalesef üretimi yokmuş.neden ama neden!!! diye haykıracaktım telefonda.ben de st john's worth içmeye başladım.nedense artık tüm antideprasanlar midemi bulandırıyor.o yüzden doğal yöntemlere dönüş yaptım.niye bu kadar gerginim onu da anlamıyorum.ama çok tahammülsüzüm.

oysa ki eskiden insanların bu kadar sinirleri nasıl bozulabilir,nasıl sinir krizi geçirebilirler diye hayretle bakardım.ama sağolsun evlilik insana her bir haltı yapıyormuş.iki kelam etmeden alelacele yenen bir yemek,ondan sonra çocukla birlikte izlenen çizgi film ve ondan sonra da uyku.günlerimiz genelde bu şekilde geçip gidiyor.

bu arada ben kendimi alışverişe vuruyorum.maddi olarak kendimi çok sıkıntıya sokuyorum.kitap,dergi,kırtasiye malzemesi ve bugünlerde makyaj malzemesi...renkli,cicili bicili şeyleri çok seviyorum.çizgi film kahramanlı giyisiler,kırmızı,mavi,yeşil ciciler giymek istiyorum.ama tombişim ya yok öyle kıyafetler.bir de tabi işim gereği resmi giyinmem gerekiyor.ben üzerinde tweety olan bir t-shirt giymek,altına da bir eşofman giyip ortaklıkta gezinmek istiyorum.

işte gene işlerim çok birikti.hatta geçen gün müdürümü rüyamda gördüm.aslında müdürümü çok seviyorum.bu yoğun depresif halimde bir de gıcık olduğum bir amirim olsaydı çalışmıcam işte diye omuz silkebilirdim.o kadar bezginim yani.içimde yaşamaya karşı bir boşvermişlik var.her gün bir diğerinin aynı.ya da diyorum ben mi görmüyorum.

bazen herşey üstüme üstüme geliyor gibi.geçen gün bir ağacın çimenler üzerine dökülmüş yapraklarının fotoğrafını çekmek için uyduruk makinamı çantamdan bir heves çıkardım,tam deklanşöre basacağım pili bitti.alıp yere çarpasım geldi.aslında fotoğrafçılık kursuna gitmek istiyorum,ama fotoğraf makinalarının fiyatını gördükçe vazgeçiyorum.hoş zaten yapmak istediğim neyi yapıyorum ki.her şeye üşeniyorum.sahi ben hep böylemiydim yoksa ne zaman öyle oldum.yani ne zamandan beri yaşamaya üşeniyorum?

aradığım hiçbirşeyi de bulamıyorum.la cucina diye bir dergi çıkmaya başlamıştı.bir sayı aldım ondan sonra bir daha da bulamadım.aldığım sayıyı bulsam onun da müşteri hizmetlerini arayacağım.galiba artık o da yayınlanmıyor.oyuncaklarını birer birer kaybeden bir çocuk gibiyim.bakalım daha sevdiğim neler yokolacak.bir şu gofretler yok olmuyor.ben bayılıyorum,onlar da yenilerini çıkarıyor.eti hoşbeş diye yeni bir gofret daha çıkarmış.çocukluğumdan beri ben bir vanilyalı gofret delisiyim.kızların canı çikolata çeker ya benim ki gofret çeker.ama kilo verebilmem için şu abur cuburlardan vazgeçmem lazım.aslında mehtap hanımın diyetine başlamak istiyorum.ama kendim için yemek hazırlamaya üşeniyorum.akşam yemeklerini kayınvalimde yiyoruz ya,ona da ben diyetteyim bana şunu pişir diyemem.öğlenleri yiyeceğim yemeği bir gece önceden hazırlamam lazım,ama üşeniyorum işte.insan kilo aldıkça her şeye daha çok üşeniyor.yerinden kalkası gelmiyor.taş yerinde ağırdır atasözümüzde olduğu gibi aynen.mecazi anlamıyla değil de gerçek anlamıyla düşünürsek taş ağırlaştıkça yerinden kalkmıyor.keşke param olsa da şu diyet yemek hazırlayıp servis yapan firmalardan biriyle anlaşsam.geçenlerde gazetede okumuştum bir diyet koçu bayan vardı (şimdi adını hatırlamıyorum,zaten hatırlasam şaşardım.boşuna demiyorum doli sendromum var diye) seninle beraber spor yapıyor.yemeklerini hazırlıyor,motive ediyor falan...işte bana tam öyle biri lazım.ben de çok büyük bir motivasyon eksikliği var.

bugün gene dünyaları yedim.sabah oğluşla beraber hastaneyi gittik.o aşı oldu,ben de kontrole gitmeden önce yaptırmam gereken tahliller için kan verdim.tiroid,şeker,kolestrol ne ararsan hepsine bakılacak.tiroid ilacı içiyorum ama kiloda tık yok.neyse hastaneden çıkıştı uzun zamandır görmediğim bir arkadaşla kahvaltı ettik.tabii bünye saat 11'e kadar aç kalınca stok yapma ihtiyacı hissetti ne bulursa sildi süpürdü.gerçi benim için günün en güzel öğünü kahvaltı.o yüzden kahvaltıda yediklerime pek üzülmem.tamam itiraf ediyorum bugün biraz abarttım.öğlen yemeğinde de akşam yemeğinde de hepsinde çoooook yedim.ama dedim ya gerginim bir de yemezsem kocanın üzerine tatlı niyetine oğluşu yiyebilirim.öfff ya ben asla o giymek istediğim püfür püfür elbiseleri giyemeyeceğim. :(((((((

bu arada ben sinemaya gitmek istiyorum.en son yıllık izindeyken bay evet'e gitmiştim.ne kadar zamandır gitmiyorum düşünün artık.ha bir de oğlumu bahane ederek buz devri'ne ve mavi fil'e gittim.ama mavi fil'de filmin yarısında çıktık,çünkü küçük bey filmi beğenmedi.oğlum yavru fil annesini bulabilecek mi merak etmiyor musun dediğimde cevabı çok güzeldi."amaaan anne bulur işte". gitmek istediklerim. brad pit'in filmi,suretler,nefes,karanlıktakiler.ha bir de "up".ooooo piti piti karemela sepeti...hepsini seçme şansım var mı? neyse ben en iyisi kutumu açayım.

22 Ekim 2009 Perşembe

karmaşa


bugün kardeşimin doğum günü.onu aramalımıyım?içimden aramak gelmiyor.peki neden bu yüreğimdeki sıkıntı.dün de babam telefonda kardeşinle görüştün mü diye sordu?aramamı mı bekliyor?peki benim niye telefona elim gitmiyor.annemi bu kadar üzdüğü için mi?
seçimlerimiz kaderimizi mi belirliyor?
yoksa kaderimiz seçimlerimizi mi belirliyor?

uyu artık

gene bedenim yorgun,kan damarlarımda daha yavaş akıyor.
ama zihnim tıkır tıkır çalışmaya devam ediyor.
geceyarısı oldu yine.
ama kafamın içinde pırıl pırıl bir güneş.
yarın işe gitmem lazım.
güneşe diyorum ki.
devinip durma,çıkarma beni baştan.
uyumam lazım.
bedenim zihnimle niye böyle uyumsuz?
hangisi benim
hangisi elin?

21 Ekim 2009 Çarşamba

20 Ekim 2009 Salı

yihuuu!!!


sipariş verdiğim kitaplarım geldi.maalesef tembelliğimden ötürü kitapların öyle üst üste resmini çekip günlüğüme ekleyemeyeceğim.aslında resmi çekmek sorun değil de ara kabloyu bulup fotoğrafları bilgisayara aktarmak...o zor işte.halen arkadaşımın nişan resimlerini aktarıp ona e-postayla göndermedim.yakında hakkımda suç duyurusunda bulunabilir.fotoğraflarını gasp ettiğimi öne sürerek.


halen öyle link falan vermeyi de beceremiyorum.bir zahmet okuyup,bu kitap da nasıl bişeymiş diye merak eden google ablaya kitabın adını yazıverecek.neyse çok da dert değil aslında. burası zaten benim günlüğüm.biri okusun bilgilensin diye yazmıyorum.kafamdan geçen,ama kimseyle paylaşamadığım şeyler.insanın en yakınında ve her gün gördüğü kişiyle bir çok şeyi paylaşamaması çok kötü.tutkularınızı anlamayan ve onları törpülemeye çalışan bir erkekle evliyseniz ya onlardan vazgeçip depresyona girersiniz.ya da benim gibi artık içimdeki sesleri bastırmaktan vazgeçip bir günlük yazmaya başlarsınız.evdeki konuşmalarınız da sadece günlük olaylar olur.


böyle olsun istemezdim. ben de mutlu bir evliliğim olsun istiyorum.ama galiba pek becerikli değilim.geçen gün elif şafak'ın gazetede evliliği labirent şeklinde bir gül bahçesine benzettiği bir yazısı vardı.seviyorum bu kadını.bazı zamanlar benim düşündüklerime tercüman oluyor.tamam güller güzel,ama dikenleri çok acıtıyor.
bu arada greenpeace'in yeni reklam kampanyasınındaki fotoğraflar çok güzel.yukarıdaki de onlardan biri.ben lise yıllarındayken greenpeace'e katılmaya karar vermiştim.tv'de izleyip,evet ben de onlardan biri olmalıyım demiştim.sonra annem beni bir güzel azarlamıştı."ne yani sen de kendini köprülere,kapılara mı zincirleyeceksin" demişti.ben de hayatımdaki pek çok şeyde olduğu gibi en ufak bir eleştiri karşısında hemen yılmış ve vazgeçmiştim.zaten ben hep evin aklı başında,çalışkan,saygılı kızı oldum.bekarken böyleydim.ama evlenince nedense eşimin ve eşimin ailesinin gözünde asi,cevap veren, kadın başına gezmeye falan gitmek isteyen bir kıza dönüştüm.görgü dedikleri şey bu olsa gerek.benim ailemde kadının yeri ile eşimin ailesinde kadının yeri farklıymış meğer.ve ben saftiriği herkesi kendim gibi bellemişim.

feminist miyim neyim?

aklımın içinden bazen yüzlerce şey aynı anda geçiyor. metrodaki kızın yüzünün güzel olduğunu,ama çok kötü giyindiğini düşünürken birden aklıma aysel gürel geliyor.onun çılgın giyisileri.kendine deli aysel dedirterek aslında ne kadar özgürleştiğini.toplum baskısının yaratıcılığımızı ne kadar törpülediğini düşünürken buluyorum kendimi.sonra ineceğim durağa geliyorum ve koşuşturmacayla birlikte bineceğim otobüsün durağına gidiyorum.o esnada acemler kavşağı’ndaki üst geçitten geçiyorum.bursa’nın en güzel göründüğü yerlerden biri bence acemler’deki üst geçit.bir tarafta yemyeşil ve heybetli uludağın etekleri, gökyüzü tam tepenizde,aşağıya baktığınızdaysa balık sürüsü gibi arabalar.ne çok araba var bursa’da.sanki herkesin arabası var, bir benim yok. sonra beni evime götürecek otobüsüme gidiyorum.eve hiç gidesim gelmiyor.oğlum olmasa hiç gitmeyeceğim zaten.atacağım kendimi sokaklara.bunalıyorum.yaşadığım mahalle,ev,her akşam görmek zorunda olduğum yüzler yüreğimi daraltıyor.evim benim sığınağım değil maalesef.bir türlü de olamadı.bursa’daki ilk evim güzeldi.en azından balkonuna çıkınca bir iki yeşillik görünüyordu.ama şimdi balkondan,pencereden gördüğüm tek şey binalar.tek güzel şey gökyüzü.eğer şansınız varsa balkona çıktığınızda gökyüzünde bir iki güvercin görüp mutlu olabilirsiniz.ama hepsi bu işte.
cumartesi tüm gün evdeydim.oğluşumla beraber tahinli kurabiye yaptık.aslında ben yemek işlerinde biraz beceriksizim.teori super,ama pratik yok.evin içi yemek dergileri,kitaplarıyla dolu.takip ettiğim bir sürü yemek bloğu var.ara sıra böyle içimdeki hamarat hatun kişisi cazgırlık yapıp arkadaşları eve toplayıp mükellef sofralar falan kuruyor.ama yılda 1-2 kez.hamarat hatun kişinin genelde sesi pek cılız.zaten pazar günü hiç ortaya çıkmadı kendisi.sabahtan akşama kadar dışardaydık.hoş zaten çok keyifsizim.dün kardeşimin nikahı vardı.ne ben ne de annem ve babam oradaydık.oysa düğün hazırlıklarına ilişkin ne güzel hayaller kurmuştum.oysa gidip tek başına evlendi. dün belki de bu yüzden uykum kaçtı.belki uykum gelir diye kalktım ve biraz tv izledim.ama daha çok uykum kaçtı.okan bayulgen medya kralı diye bir programa başlamış.güzel bir programdı.en son saat 3 gibi yatıp uyumaya çalıştım.tabi ki sabah ölü gibi kalktım.hala da öyleyim.bünye zaten zayıf,iki haftadır bir gribi atlatamadım.bu grip de ne menem bişeyse dinlenmeyince geçmiyor bir türlü.
bu arada hafta sonu tanrılar okulu diye bir kitaba başladım.ama kitabı ne zaman elime alsam iki sayfa okuyunca uykum geliyor.kafamı çok yormayacak daha hafif bir kitap okuyayım dedim,hazır cuma akşamı kocayla da kavga etmişim bari inci yeşilyurt’un kocacığım istersem kölem olursun kitabını okuyayım dedim.kitabı once ciddi ciddi okumaya başladım,ondan sonra öyle sığ ve basit geldi ki sadece göz gezdirerek okudum.kitabın ana fikri “kadın kısmısı şartlar ne olursa olsun bakımlı,güler yüzlü,seksi olmalı,evi derleyip toparlamalı,geyşa ruhlu olmalı.bak o zaman kocan çevrende nasıl pır dönüyor.iğrenç bir teori.hiç benim düşünce tarzıma uygun değil.hoş dediklerini yapsam eminim benim de evliliğimle ilgili bir sorunum kalmaz.ama ben de kalmam.her şey yapmacık ve vıcık vıcık olur.ben zaten yıllardır nabza gore şerbet veremediğim için mutsuzum ya.birinden hoşlanmıyorsam hoşlanmıyorumdur.sırf iyi geçineyim diye seviyormuş gibi davranamam.ya da doğru olduğuna inanmıyorsam bunu mutlaka söylerim.kayınvalidemin veya kocamın her söylediğini onaylayamam.kayınvalidemin dediği gibi “o erkek,sen alttan alıver” lafından nefret ediyorum.erkek olması onu üstün mü kılıyor.

19 Ekim 2009 Pazartesi

ideal erkek



her gün ilk işim ramize erer ve piyale madra bugün ne çizmişler diye radikal'e bakmak oluyor.ikisinin çizimlerine ve kadın erkek ilişkisine bakışlarına bayılıyorum.ramize erer'in çizdiği balık etli kadınları ise çok seviyorum.kahrolsun sıfır beden.bir de böyle erkeklerin artmasını diliyorum.bence kadın bulmuş da bunuyor.

16 Ekim 2009 Cuma

huzurlu olmak için 100 öneri




01. Ufak şeyleri dert etmeyin.


02. Kusursuz olamayacağınızı kabullenin.


03. Rahat ve ılımlı insanların çok başarılı olamayacakları düşüncesini bir yana bırakın.


04. Olumlu ve olumsuz düşünce kartopunun çığ gibi büyüme etkisini göz önüne alın.


05. Sevgi kapasitenizi geliştirin.


06. Unutmayın: Öldüğünüz zaman yapılacak işler listeniz hâlâ dolu olacaktır.


07. Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin.


08. Birisine bir iyilik yapın ve kimseye bundan bahsetmeyin.


09. Bırakın ilgiyi başkaları toplasın.


10. İçinde bulunduğunuz ânı yaşamayı öğrenin.


11. Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün.


12. Sabır geliştirme egzersizleri yapın.


13. Sevgi elini önce siz uzatın.


14. Kendinize sorun: Bir yıl sonra bunun bir önemi olacak mı?


15. Gerçeği kabul edin: Hayat âdil değildir.


16. Arada sırada canınızın sıkılması yararlıdır: Bırakın canınız sıkılsın.


17. Strese dayanma gücünüzü azaltın.


18. Haftada bir kez yürekten gelen bir mektup yazın.


19. Sık tekrar edin: Hayat acil bir durum değildir.


20. Zihninizde özel bir bölüm açın.


21. Her gün bir dakikanızı, minnettar olduğunuz birini düşünmek için harcayın.


22. Tanımadığınız insanların gözlerine bakın ve gülümseyerek merhaba deyin.


23. Her gün kendinize biraz sessiz zaman ayırın.


24. Yaşamınızdaki insanları minik çocuklar ve yüz yaşında ihtiyarlar olarak düşünün.


25. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.


26. Daha iyi bir dinleyici olun.


27. Savaşlarınızı akıllıca seçin.


28. Çöpü çıkarma sırasının kimde olduğunu hatırlamıyorsanız gidip siz çıkarın.


29. Eleştirme isteğinizi bastırın.


30. Daha ılımlı bir sürücü olun.


31. Unutmayın: İnsanı edindiği huylar oluşturur.


32. Bilmemenin verdiği rahatlığı duyun.


33. İpin ucunu biraz bırakın.


34. Bir bitki yetiştirin.


35. Yoga (ya da jimnastiğe) başlayın.


36. Erken kalkmaya alışın.


37. En inatla savunduğunuz beş iddianızı sıralayın ve bu konularda yumuşamaya çalışın.


38. Planlarınızda esnek olun.


39. Konuşmadan önce derin bir soluk alın.


40. Suçluluğu değil masumiyeti görmeye çalışın.


41. Sırf gırgır olsun diye, size yöneltilen eleştiriyi kabul edin. Göreceksiniz canınız yanmayacak. 42. Kendi görüşlerinizden tamamen farklı makale ve kitaplar okuyun ve bir şeyler öğrenmeye çalışın.


43. Zihninizi sessizleştirin.


44. Birisi size topu atarsa, bunu tutmak zorunda değilsiniz.


45. Olumsuz düşüncelerinize yüz vermemeye çalışın.


46. Öfkeniz kabarmaya başladığı zaman ona kadar sayın.


47. Sorunlarınızı öğretmeniniz olarak görün.


48. Biraz yüzünüz gülsün.


49. Bu da geçer.


50. Gevşeyin!


51. Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın. Öyle olabilir.


52. İç dünyanız için zaman ayırın.


53. Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın.


54. Kendi işinize bakın, kendinizi başkasının yerine koymayın.


55. Hayatı olduğu gibi kabul edin.


56. Yüreğinizin sezgisine güvenin.


57. Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun.


58. Daha sabırlı olun.


59. Kendi cenazenize katıldığınızı farz edin.


60. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.


61. Ruh durumunuzu dikkate alın: Moralinizin bozuk olduğu zamanlar sizi yanıltmasın.


62. Hayat bir sınavdır. Altı üstü bir sınav.


63. Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın. Övgü ve yergi aynı şeydir.


64. Rasgele iyilikler yapın.


65. Bir davranışın ardındakini görmeye çalışın.


66. Gönlü bol olmayı haklı olmaya yeğleyin.


67. Bugün üç kişiye onları ne çok sevdiğinizi söyleyin.


68. Alçak gönüllü olmaya çalışın.


69. Kışa hazırlık (eksikleri gedikleri kapatma) telaşından kaçının.


70. Her gün birkaç dakikanızı sevecek birini düşünmeye ayırın.


71. Antropolog olun: Ön yargınızdan uzak, başka insanların yaşam ve davranış tercihlerini inceleyin.


72. Herkesin farklı olabileceği gerçeğini anlayın ve saygı gösterin.


73. Kendinize bir kamusal yardım konusu seçin.


74. Her gün en az bir kişiye beğendiğiniz bir özelliğini söyleyin.


75. Sınırlarınızı öne sürmeyin, yoksa sınırlı olursunuz.


76. Gördüğünüz her şeyde tanrının parmak izi vardır.


77. Başkalarının fikirlerinde biraz olsun doğruluk payı arayın.


78. Bardağın (ve başka her şeyin de) kırılmış olduğunu varsayın: Her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır.


79. Bu ifadeyi iyi anlayın: Nereye giderseniz siz oradasınız.


80. Kendinizi iyi hissettiğiniz zaman şükredin, kötü hissettiğiniz zaman ılımlı olun.


81. Postayla evlat edinin. Bir vakıf yoluyla bir çocuğa yardım edin


82. Yaşamı melodram olarak görmeyin.


83. Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmayın.


84. Fırtınanın Gözü'nde (karmaşanın ortasındaki sükûnet noktasında) bulunmaya çalışın.


85. Sahip olmak istediğiniz şeyleri değil, elde etmiş olduklarınızı düşünün.


86. Dostlarınızdan ve ailenizden bir şeyler öğrenmeye açık olun.


87. Bulunduğunuz konumdan mutlu olmaya bakın.


88. Hizmet vermeyi yaşamınızın değişmez bir parçası haline getirin.


89. Bir iyilik yapın ve karşılığını ne isteyin, ne de bekleyin.


90. Varlığınızı bir bütün olarak kabullenin.


91. Başkalarını suçlamayı bırakın.


92. Yardım etmeye çalışırken önceliğinizi küçük şeylere verin.


93. Unutmayın: Bundan yüz yıl sonra dünyada bambaşka insanlar olacak.


94. Sorunlarınıza olan bakışınızı değiştirin.


95. Bir tartışmaya girecek olursanız, kendi görüşünüzü savunmadan önce karşı tarafın savını anlamaya çalışın.


96. "Anlamlı başarı"nın tanımını bir kez daha yapın.


97. Duygularınıza kulak verin; size bir şey söylemeye çalışıyorlar.


98. Yaşamınızı sevgiyle doldurun.


99. Kendi düşüncelerinizin gücünü bilin.


100. "Daha fazlası daha iyidir" diye düşünmekten vazgeçin..






bu yazıyı nerden bulduğumu hatırlamıyorum.ama bilgisayarıma kaydetmişim.eminim daha önce defalarca da okumuşumdur.yazıcıdan çıktı alıp evin orasına burasına asmışımdır.ama uygulamaya gelince sıfır.tembelim ben tembel.

ama neden?


sevgili blogger söz veriyorum kötü şeyler yazmayacağım.akıllı, uslu bir kız olacağım.lütfen kimse blogumu hacklemesin. severek takip ettiğim bir site darkhunter isimli bir hacker tarafından bertaraf edilmiş.niye ama,ben o sitede çıkan yazıları okumayı seviyordum.


bak söylüyorum.sonra uyarmadı demeyin eğer "kara kitap" ı hacklerseniz küserim valla. zaten yıllar sonra içimdeki sesler dillenmeye yeni yeni başlıyor, sakın beni susturmayın.bir daha hiç yazamam yoksa.

15 Ekim 2009 Perşembe

ekstra saate ihtiyacım var.


biri beni eve kapasa, mesela sokağa çıkma yasağı falan çıksa.evde de yemek hazırlayan, ev işlerini yapan biri olsa.ben de sadece müzik dinleyip kitap okusam.uyusam,uyansam yine kitap okusam.sonra bir ara eski türk filmlerini izlesem.sonra eski müzikal amerikan filmlerini izlesem.gene kelly,dean martin vb. amerikan jönlerinin dansını şarkılarını izlesem.sonra bir daha uyusam,uyansam, kitap okusam.notlar alsam,kendimi dinleyip içimdekileri duyup yazsam.yapmam gereken çok şey var.ama yapmak istemiyorum.hayatı biraz daha ağır çekimde yaşamak istiyorum.hiç bir şey için acele etmemek.yapmak istediklerim için vaktim olsun istiyorum.hayatı derin bir dinginlikle yaşamak istiyorum.niye benim hiçbirşey için yeterli zamanım yok.


elif şafak'ın siyah süt adlı kitabını okuyorum.pek çok olumlu ve olumsuz yorum okudum.benim yorumumsa şu:kitabı okurken kendimi görüyorum.içimden sesler korosu bende de var.bir ara vaktim olursa koro elemanlarını (tabi bildiğim kadarını,bilmediklerim de vardır eminim) buraya not etmek isterim.ben de elif şafak gibi düşünüyorum.neden kadınlar hayatta başarılı olmak için erkeklerden daha çok çaba harcamak zorunda.nedir şu üzerimize yapışan sorumluluklar.ev işleri sanki bizim sorumluluğumuz.erkek birşey yaptımı yardım etmiş oluyor.kime yardım ediyorsun kardeşim.yemek yapmak benim görevim mi de sen bana yardım ediyorsun.hem evi süpürmek gibi bir görevi üstlendiğimi hiç hatırlamıyorum.ya da çocuklarıma saçımı süpürge etmek.hayatımı eşime ve çocuğuma adamak.kadın olmak çok zor çok.


daha fazla yazamayacağım çünkü dedim ya çok çalışmam lazım çok.
resim:salvador dali

13 Ekim 2009 Salı

karşınızda gilda.

"Mynet - Video - sayanora1961 - Rita Hayworth - Put The Blame On Mame"

Ezginin Günlüğü - Gemi (Vokal: Sabahat Akkiraz

Kıraç Gelincik

yaşar kurt---alışamadım

havadan

bursa,lodos ve baş ağrısı.allah'ım başım çooook ağrıyor.bursa'nın havasından nefret ediyorum.

ben niye bu kadar tembelim?


hedeflere ulaşmak için bir yol haritası çizmek gerekiyor.işte benim temel sorunum bu yol haritasını çizmek ve buna uymak.ben çok tembelim.her akşam yatmadan once sabah erken kalkıp spor yapacağım diyorum.ama koala gibi uyumaya devam ediyorum.evet ya ,ben bir koalayım.miskinlikte son nokta.acaba taktik mi değiştirsem.mesela,sabah erken kalksam da hiç birşey yapmadan tv izlesem.vücut erken kalkmaya alışana kadar ilk 21 gün böyle mi yapsam.hani kişisel gelişememe kitaplarının klasik iddiası vardır,birşeyi 21 gün sürekli yaparsanız alışkanlık haline gelirmiş.bir de böyle denesem.erken kalkıp hiç bir şey yapmadan bünyeyi erken kalkmaya alıştırsam.hadi bakalım gazamız mübarek olsun.her akşam uyku perisine diyorum.şu uyku tozunu az serp üzerime sabahları kalkamıyorum.ama elinin ayarı yok periciğin,üzerime boca ediyor sanki.


dün akşam eve gidince tembel tembel uzanıp tv izlemedim.kilerimin içini düzenledim.oğluşum da bana yardım etti.makarnaları,kuru gıdaları bir güzel istifledim.bozulan reçellerimi döktüm.benim kilo problemim olunca evde de benden başka reçel yiyen olmayınca kayısı reçelleri 5 yıldır dolap bekliyordu.açıkçası bozulacaklarını hiç düşünmemiştim,ama bozuluyormuş.bu arada buzdolabım dün bir ilk daha yaşadı.içinde her türlü gıdanın küfünü gören dolabım sonunda kabak tatlısının da küfünü gördü.geçen hafta kayınvalidem yapmış.ama hiç birşeye benzememiş.bir parça yedim sonra da beğenmediğimi söyleyip belki oğlu yemeye devam eder diye dolaba koydum.o da birşey söylemedi ama demek ki beğenmemiş. kabak tatlısı yenmeden dolapta küflendi gitti.acaba diyorum yüreğimin küflenmesi de buzdolabında küflendirdiğim yiyeceklerden dolayı mı?hafta içi evde yemek yenmeyince alınanların küflenmesi normal.akşam yemeklerini kayınvalide de yemek hem iyi hem de kötü.sıcak bir çorba kaynamayan ev bir türlü yuva olamıyor.ama bir taraftan da işten yorgun argın gelip bir taraftan da yemek hazırlama telaşıyla uğraşmıyorsun.ama bana kalsa evimde yemek isterim.ama kocaya zor geliyor.e tabi ben yemek hazırlamakla uğraşırken o çocukla ilgilenecek.neyse konuyu kapatayım.konuşup canımı sıkmayayım.


bugün akşam elif şafak’ın siyah süt kitabına başlamayı planlıyorum.bakalım planımı gerçekleştirebilecek miyim.ben de okuduğum kitapların bendeki izlerini yazmak istiyorum aslında.mesela bu aralar krishnamurti’nin bunu düşün isimli kitabını okuyorum.soru cevap şeklinde yazılmış güzel bir kitap.pek çok yerinin altını çiziyorum.krishnamurti’nin görüşlerini ilk kez okuyorum.bazılarına katılmasam da ana fikir olarak beğendim.korkulardan arınırsak özgürleşeceğimizi söylüyor.benim en büyük korkumun da sevilmemek ve onaylanmamak olduğunu düşündüm.bu yüzden yapmak isteyip de yapmadığım bir sürü şey var.sevdiğim insanlar beni onaylamaz diye.


geçen gün de hayatın amacıyla ilgili bir test yapmıştım.doğum tarihimizdeki sayıları toplayarak yaşam sayımızı buluyoruz.benimki 5.diyor ki “disiplinli bir yaşamla özgürlüğün kapısını açacaksın”.çok haklı.hayatımı bir disipline soksam sanki herşey yoluna girecek gibi geliyor.evlendiğimden beri bir keşmekeşlik gidiyor.


okumak isteyip aldığım ve kütüphanede bekleyen bir kitabım daha var.o kadar kalınki okumaya başlamak için geniş bir zamana ihtiyacım olacağını düşünüyorum.”atlas silkindi” okuyan var mı?yorumlar çok güzeldi.ama kitap gelince açıkçası biraz gözüm korktu.çünkü bir kitap elimde haftalarca sürününce moralim bozuluyor.hevesim kaçıyor.ama en kısa zamanda başlayacağım.oğluşu erken uyumaya bir alıştırsam hiç sorun yok.10’dan sonra zaman benim :) şeker oğlum benim.

nerde?


arzu,tutku,heyecan...bu duygular nerde?ne zaman yitirdim?hayata karşı bomboş hissediyorum.her gün bir öncekinin aynı.beklenti de yok aslında.tüm bunların sebebi ne?sorumlusu kim?

12 Ekim 2009 Pazartesi

ben kimim?

Gerçekte ben kimim?
Beni ne tanımlar?
Kim veya ne beni şekillendiren?
Hayatımda hangi rolleri üstleniyorum ve bunlardan hangileri gerçek?
İhtiyaçlarım nelerdir?
Ne istiyorum, ne bekliyorum hayattan?
Hedeflerim ne ?
Benim için önemli olan ne?
Güçlü ve zayıf yönlerim ne?
Neyi iyi yaparım?
Bana ne zevk verir?
Neye inanıyorum ben (ikili ilişkiler, yaşam, başarı, kendim)?
Benim davranışlarımı, düşüncelerimi, duygularımı belirleyen ne?


bu sorular üzerinde biraz düşünüp cevaplarını bulayım.ama düşünmek için zamanı nerden bulacağım?
ama olmaz ki,böyle de yapılmaz ki!diyete başladığı gün insana öğle yemeğinde süt helvası gönderilmez ki...itiraf ediyorum.yedim işte :(((((

hedefler...

hedefini seç,
hedefine odaklan,
hedefe giden yolun haritasını çiz,
bu yolda azimle,kararlılıkla,sebatla yürü,
kendine hiç bir mazeret tanıma.

evet,şimdi de hedefler:

1-20 kilo vermek,
2-ingilizcemi geliştirmek,
3-daha çok kitap okumak,

şimdilik üç hedef yeterli.hedefe giden yolun haritasını çizmek biraz daha meşakkatli olacak.zaten yıllardır takıldığım nokta haritayı çizip kararlılıkla yolu takip etmek.zorluklardan yılmaya çok meyilliyim.fazla ısrarcı değilim galiba.

9 Ekim 2009 Cuma

can yücel


en sevdiğim şiirlerden biridir.sık sık okuma ihtiyacı duyarım.ama nedense bir türlü hayatıma uygulayamam. :(

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama

Yarım saat erkene kurulsun saatin

Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..

Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin

Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin

Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin

Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart

Çek kızarmış ekmek kokusunu içineBak güzelim kahvaltının keyfine..

Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,

Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin

Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse,aydınlık bir gün dile

Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,

Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,

Ohhh şöyle bir hafifle

Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de

Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık

Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa

Yürü,yürürken sağa sola bak, öylesine değil,görerek bak

Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsenyanağından makas al..

Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,

hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?

Nekadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?

Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara

Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..

Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzündegüller açtıracak..

Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..

Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..

Saklama tabakları, bardakları misafire

Sizden ala misafir mi var bu dünyada

Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil,

Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..Gece evinde, dostların olsun

Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..

Arkadaşım,hayat bu daha ne olsun?


Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!

8 Ekim 2009 Perşembe

aşerme...

insanlar neye aşerir? çikolata,mantı,elma,çilek,muz vs.vs...

ben neye aşerdim biliyor musun günlük.

dün bir iş için dışardaydım.yanımdan bir kargocu geçti.kucağında kitapyurdu'ndan gelen kocamaaan bir koli.canım bir kitap almak çekti bir kitap almak anlatamam.işyerime gelir gelmez hemencecik açtım bilgisayarımı,girdim kitapyurdu'na sepetimdeki ürünlerden daha önce yazdığım kitapları alıverdim.bir rahatladım bir rahatladım sorma gitsin.kitap almak bağımlılık gibi birşey oldu bende.ama şimdi de başka bir derdim var.okunmayı bekleyen o kadar çok kitabım var ki anksiyetem azdı.

insan neyle yaşar?

YAŞAMAK SENİ SEVMEK GİBİ
Meydan yerinde kampana vurdu.
Nerdeyse koğuşların kapıları kapanır.
Bu sefer hapislik uzun sürdü biraz :
8 yıl...
Yaşamak ümitli bir iştir, sevgilim.
Yaşamak : Seni sevmek gibi ciddi bir iştir.
Nazım Hikmet RAN

insan,sevgiyle yaşar.

7 Ekim 2009 Çarşamba

yardım





en sevdiğim melek.ya blogumun yanına yöresine böyle resimleri nasıl ekleyebilirim.google ablaya sormaya hiç vaktim yok da biri bana yardımcı olabilir mi?

On Üç Büyülü Öykü 13 Yazar, 13 Öykü
Madalyonun İçi
Kişisel Gelişim Öyküleri & Hayvanlar Dünyasından Örneklerle
Sevgi ve Yalnızlık Üzerine/Toplu Eserleri 7
Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık
Ölü Erkek Kuşlar

yeni kitap siparişlerim :)))

kendime söz vermiştim.uzun bir süre kitap alışverişi yapmamak üzere.ama gene sözümü tutamadım.özsaygı yerlebir...

6 Ekim 2009 Salı

dünyanın en tuhaf mahluku

bir günü daha hiç birşeyi sonuçlandırmadan bitirdim.hayatım yarımlar toplamı, ama iki yarım bir tam etmiyor.

"ben seni sevdiğimi dünyalara bildirdim " çalıyor.

in dereye dereye de
al dereden taşları
...

burda müzik bile dinleyemiyorum.kendime ufak bir el radyosu aldım.hiç bir kanal çekmiyor.internetten de radyo dinlenmiyor.derin bir sessizlik hakim.radyo dinlemek işyerinde niye yasak onu da anlamıyorum ya.hoş anlamadığım çok şey var.

farmville yasaklanmış.ben daha bir çilek bile ekememiştim. önce okuyunca şaka sandım.
ama gerçek.ülkemin garip gerçekleri.

ceylan dağda hayvanları otlatmaya gidince parçalanmış,parçalanan küçük bedenini annesi toplamış.kim vurmuş?belli değil.öyle yazılar okuyorum ki.ben neredeyim diyorum.insan olmak nasıl birşey.ben insansam bunlar kim diyorum.

açılım falan bahane kürt,türk vs...ülkem üzerinde dönen oyunları neden kimse görmek istemiyor.bu kadar kör mü olduk.önemli olan insan olabilmek.ama her geçen gün sanki herşey daha kötü oluyor.eskiden de böyleydi de biz çocuk olduğumuz için farkında mı değildik! sevgi nerde?her yer öfke,kin ve nefretle kokuşmuş.ortalıkta kan kokusu var.

insanı ne güzel tanımlamış nazım:

"dünyanın en tuhaf mahluku"

bizden tuhafı var mı gerçekten...

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin, — demeğe de dilim varmıyor ama-
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

ağlamak

annemi her arayışımda ağlıyor.ben de onunla birlikte ağlıyorum.gözlerim kıpkırmızı oluyor.ondan sonra gelip tekrar masamda çalışmaya çalışıyorum.ve bir sürü erkeğin içinde çalıştığım için maalesef hiç biri farkında bile değil.çok üzgünüm.izmir'e de gidemiyorum.hafta sonuna az kaldı.sanki yüreğimi biri sıkıyor sıkıyor sıkıyor.ağlamak en kolayı zor olan çözüm üretmek,konuşmak.

kararsızım.

zaman akıp gidiyor.ve ben ne yapacağım konusunda kararsızım.kardeşimi tamamen silmeli ve hiç bir şeye karışmamalımıyım yoksa karşıma alıp konuşmalımıyım?annemleri ikna edebilir miyim peki?bilmiyorum.bilmiyorum.ne yapacağımı bilmiyorum.

5 Ekim 2009 Pazartesi

verdiğim kararlardan pişman olmamak için artık karar vermiyorum.bekliyorum başkaları benim adıma düşünsün ve karar versin diye.çünkü düşünmek beni korkutuyor.düşününce beynim karıncalanıyor.midem bulanıyor.başım dönüyor.verdiğim kararlar hep yanlış mı?belki de değil.şu an yaşadıklarım yaşamam gereken şeyler.kaderini sev.kaderini sev.günlerdir bu iki kelime zihnimde yankılanıyor.bir o kadar karmaşık ve bir o kadar boş zihnimde.

kaderini sev.kaderini sev.kaderini sev.

dünden beri iki kelime daha var.

kendinle barış...

bomboş


içimdekileri dışarı vurabilsem gözyaşlarım böyle akardı...

sonunda çıktı

hani geçen gün rüyamda birilerini taşınırken görmüştüm ya, hani kaç günlerdir içimde bir sıkıntı vardı ya.sonunda çıktı.benim salak bir kız kardeşim var.ne zaman bir sevgili bulsa anne babasını bir kalmede siliverir.yıllardır ite kaka annemler onu bir baltaya sap yapmaya çalışıyorlar.zorla açıköğretimden maliye okuttular.açıköğretim kurslarına bir dünya para yatırdılar.bilgisayarlı muhasebe kursuna falan gönderdiler.bizimkiyse evi otel olarak kullanır.evde olduğu sürede de tüm gün internetin başındadır.neyse 2 ay önce babam buna bir iş buldu.gene iş yerinden kendine hemen bir sevgili bulmuş.bayramda izmir'e gittiğimizde bizim yüzümüze bile bakmadı sabahtan gece saat 11'e kadar sevgilisiyle.çok uzatmıyım,bunlar evlenmeye karar vermişler.benim salak kardeşim de bunu annemlere söylemiş.yalnız şöyle bir takım sorunlar var.oğlan ilkokul mezunu,araba tamircisi,daha önce evlenip ayrılmış,çocuğu var.ayrıca da karslı.kimse alınmasın ama babam doğululardan pek hoşlanmaz.hani insanın sevmediği ot burnunun dibinde bitermiş ya.aynen öyle.neyse babam ben seni ona vermem demiş.benim akıllı kardeşim de dün eşyalarını toplayıp evi terketmiş.hanımefendi evlenecekmiş.

annemin karşına geçip sen bana ne annelik yaptın demiş.utanmıyor ya.çok üzgünüm.kardeşim hayatını mahvettiği için değil.o umurumda bile değil.ben annemler için üzülüyorum.üç evlatlarından da gün yüzü görmediler.oğlu 20 yaşında öldü.ben desen kocam onlar her geldiğinde huzursuzluk ve kavga çıkarır.o yüzden bana da gelemiyorlar.bu salakta böyle yaptı.artık öyel bir evlatları da yok.annemin günahı neydi acaba.ben anneme üzülüyorum.başka kimseye değil.ve kendime de kızıyorum.
izlediğim bloglar kaybolmuş!!! nasıl yani?

1 Ekim 2009 Perşembe

geceyarısı

saat geceyarısına geliyor.haftaya izmir'e gideceğim için (yihuuu çok mutluyum.izmir'i çok seviyorum) annemlere götürmek üzere artık giymediğimiz kıyafetleri ayırdım.bu arada kışlıkları da çıkardım.ama çok yoruldum.yorgunluktan uyuyamıyorum yani.koskoca bursa'da oğluşun küçük gelenlerini ve bizim artık giymediklerimizi verecek kimse bulamadım.kızılay hafta içi bizim çıktığımız saatte kapalı.hafta sonu da cumartesi günü saat 11'e kadar çalışıyorlarmış.yerel gündem gelip evden almıyormuş.e ben de götüremiyorum.yeni yeni giyisiler bodrum bekliyor.zaten oğluş her sezon yenileniyor.bakalım 2009 sonbahar-kış kreasyonu için neler alacağız.gerçi dayımın kızı oğluna küçük gelen kıyafetlerin br kısmını yollamış.yani bu sene daha az para harcanacak.ne demiş atalarımız "çocuğun yediği helal,giydiği harammış" doğru valla.bıdığın boyu uzamış geçen yılki eşofmanların hepsi kısa geliyor.hepsini yenilemek gerek.

ben giyisi tepeciklerinin arasında kaybolmuş ve allah'ım bu kadar çok giyisi var,ama giyecek doğru düzgün birşey yok diye söylene söylene görevimi yerine getirirken küçük bey ayak altında dolaşmasın diye onu da tv karşısına oturttum.jetix'de power rangers,transformers gibi çok yararlı (???)çizgi filmler izledi.jetix aslında benim sevdiğim bir kanal değil ben disney chanel'cıyım.ama erkek çocukları bu jetix'e bayılıyor.gerçi çoğu zaman tvnin fişini çekip aaa televizyon bozulmuş annecim numarasıyla oğlumu hayata döndürme çabası veriyorum ama kreşten gelince biz gelene kadar dedesigilde (bu -gilde ekine bayılıyorum) gözünü ayırmadan çizgi film izliyor.nerde eski güzel çizgi filmler.şimdi hepsi bir garip.cartoon network dekileri ezberledik zaten. ben ten, samuraı jack, foster'in hayali dostları...içinde canavar olmayan bir tane çizgi film yok.ben şirinleri özledim ya.neyseki ara sıra tom ve jerry'i yayınlıyorlar.eskiden de yumurcak tv izliyorduk.orası daha iyiydi.daha güzel çizgi filmler vardı.cartoon network'e geçtiğimizden beri daha bir asi söz dinlemez oldu.ama benim de takip ettiklerim ve sevdiklerim var.jonny bravo!!! izlemediyseniz mutlaka izleyin.çok eğlenceli.

neyse gece gece yaptığım çizgi film yorumlarım sonrası artık uyumalısın yoksa yarın işte uyuklayacaksın diyen içimdeki kuralcı cadının sözünü dinleyip (çok cadıdır çünkü) yatağıma gidip, koca yatakta yayıla yayıla yatıyorum.iyi geceler.umarım güzel bir rüya görürüm.

rüyamda belki istediğim kitabı görürüm.bu aralar neye taktım biliyor musun günlük.kara kitap'ın 1990 yılındaki ilk baskısını bulup almam lazım.şimdi ben bunu kafaya taktım ya.bulana kadar bana huzur yok.ama şöyle az yıpranmış olmalı.bursa'da bulabileceğimi hiç sanmıyorum.acaba izmir'de çarşıya gitmeye fırsatım olur mu?oraya da 2 günlüğüne gidiyorum.çarşıya gidince annemler surat yapıyor.ben izmir'e gidince dolaşmak istiyorum.hep ikilem yani.bir taraf mutlu olunca öbür taraf mutsuz.anneme çarşıya gidelim desem ben yorulurum der gelmez.evde kös kös otur.en kötü ihtimal bir hafta sonu istanbul'a gideceğim.o kadar gözümü kararttım yani.tabi bundan henüz evin beyinin haberi yok.
şimdi.ben öğle tatilinde masamı toplayıp, sana da birkaç satır yazacaktım,rüyamı falan anlatacaktım ya günlük.gene yapmadım.carrefoura saçımı kestirmeye gittim.tamam güzel kesti itiraf ediyorum.ama çook pahalı geldi.ohoooo!her ay bu kadar para veremem ben.neyse güzelliği yarın yıkayıp bakımsız haline dönünce belli olacak zaten.ben nerde kuafördeki çocuk kadar özen göstereceğim saçıma.sadece yıka ve çık.

rüyamın kısa özeti: taşınan bir ev gördüm.benim eşyalarım değildi,ama yakın biriydi galiba.şimdi rüyalarımı niye yazıyorum.çünkü ben genelde rüya görmem.yani gece sık sık uyanmama rağmen hatırlamam.ama bir iki gündür hatırlıyorum.hayret.

neyse toca bugün iş seyahatinde yani saçımın güze halini göremeyecek.

bu arada dün boyner'den alışveriş yaptım.indirimden hiç birşey alamadım.çünkü 44 beden üstüne indirim yok maalesef.bedeniniz geniş olunca cüzdanınızı da öyle sanıyorlar.bir de hep yaşlı işi.insan hem balina etli hem de şık olamaz mı canım?büyük beden, şık ve uygun fiyatlı giyisiler üreten bir marka var mı? faik sönmez demeyin, ucuz falan değil kazıkcı kendisi.insanlar kafayı yemiş.ipekyol da bir ceket 600 TL.yani üzerime olsa bile almam.yuh yani asgari ücretten fazla.insanlar ne kadar para kazanıyor da bunlar satılıyor anlamadım.

ama denediğim pantolanların hiç biri kavuşmayınca bir kez daha anladım ki artık siyah alarm çalıyor.

ben de evden çalışmak istiyorum


lütfeeeen!!!!